Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Cengiz ÇANDAR - Referans

Hrant'lı anılar, Hrant'la anılar...
(Devamı)


Michigan'da ikinci gün mü idi, yoksa üçüncü gün mü, Hrant, kocaman kollarıyla sardığı bir genç kızla çıka geldi. Mutluluktan gözleri parlıyor, yüzü ışıldıyordu. "Bak" dedi, "Bu, benim kızım. Indiana Üniversitesi'nde kimya mühendisliği masterı yapıyor. Böylece buluştuk. Buradan birlikte Kanada'ya gideceğiz!"

Hrant'ın o kadar büyük kızı olabileceğini hiç düşünmemiştim, "Bırak numarayı, ilk yurt dışı çıkışında çapkınlık yapmaya başladın anlaşılan..." Öyle keyifliydi ki, kendinden geçmişti. Gerçekten de ilk çocuğu Delal, Indiana'da masterını yapmakla kalmadı, doktorasını tamamladı. Kimya Mühendisliği doktoru oldu. Hrant, Delal'le hep övünürdü.

Geçen yılın Mayıs ayında, bu kez Paris'te, Türk ve Fransız aydınlarını Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin tutumu konusunda bir araya getiren bir paneller dizisinde beraberdik. Quartier Latin, bizim toplantılar sırasında 1968'den beri yaşadığı en büyük öğrenci olaylarıyla kaynıyordu. Bir öğle yemeği arasında, Nilüfer Göle'nin peşine takıldık. Bizi, civardaki çok özel bir Fransız lokantasına götürmeyi önermişti. Nilüfer'in yanı sıra Asaf Savaş Akat, Binnaz Toprak ve Zafer Toprak'tan oluşan profesörler topluluğuyla yola koyulduğumuzda, Hrant, yine kolları gepgeniş açılmış, bir genç kızı kavramış halde, bize iltihak etmişti. "Bak" dedi, genç kızı tanıştırırken, "Ben bunu çok severim. Bu benim kızım..." Dayanamadım, "Bana bak Hrant" dedim, "Hangi ülkeye gitsek bir genç kız bulup, benim kızım diyorsun!"

Lokantada kızı yanından ayırmadı. Yediği içtiği herşeyle ilgileniyordu. Üstelik kız, bir Fransız Ermenisi idi ve ne yiyeceğini biliyordu. Fransızcası olmayan, Fransız mutfağı konusunda da derin bir bilgiye sahip bulunmayan Hrant'ın kendisi idi. Hatırladığım kadarıyla, kızın da pek Ermenicesi yoktu. Ama, Hrant'ın taşkın sevgisi, birisiyle anlaşmak için dile pek gerek duyurmazdı. O kız, cenaze günü Agos'ta gördüğümüz Isabelle idi! Hrant'ın, dünyanın her köşesinde bulunan, evladı gibi sevdiği kızlarından biriydi....

Ermenistan'a iki kez gittim. İlki, 1995 yılında, dönemin Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, Taner Akçam, Oral Çalışlar (Cumhuriyet), Zeynep Atikkan (Hürriyet) ve benden (o dönemde Sabah) oluşan bir ekiptik. Gezimiz çok yankı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan kabul etti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Başbakan Tansu Çiller'in sözlü mesajları iletildi. Orada, Rupert Safratsyan adında çok ölçülü, efendi bir insan olan bir tarihçi ile de tanıştık.

Aradan yıllar geçti, 2000 yılı olabilir, TESEV'in The Marmara Oteli'nde bir Kafkasya Konferansı düzenledi. Konferans'tan bir gün önce, Ermenistan ile Türkiye arasında bir gerginlik oluşmuştu. Dışişleri Bakanı İsmail Cem (Hrant'tan üç gün sonra onu da toprağa verdik) katılıp bir konuşma yapacak ve Ermenistan konusuna değinecekti. Bu nedenle Konferans'a olağanın ötesinde bir medya ilgisi oluşmuştu.

Her zaman her yere olduğu gibi, evim çok yakın olmasına rağmen Konferans'a geç gittim. Kahve arası verilmişti. Kameralar birbirine çarpıyor, metal tokuşmasının sesleri arasında, üzerine yığılan kameralardan boğulacak gibi olan bir kişiden demeç alınmaya çalışılıyordu. Gazeteci arkadaşlardan birine, "Kim o, Bakan Cem mi?" diye sordum. "Hayır" diye cevapladı. "Bir Ermeni"... Meğerse, Ermenistan'dan o Konferans'a kaılmak üzere gelmiş olan Safrastyan imiş.

"Bir Ermeni" cevabını duyduğum anda, gözüm, tek başına bir kenarda duran, bir sütuna koca gövdesiyle yaslanmış, kahvesini yudumlayan Hrant'a takıldı. "Yahu" dedim, "Bizimkiler hiç mi Ermeni görmediler. Baksanıza, şurada Hrant duruyor." Hrant, sakin bir ses tonuyla söze karıştı: "Ben, sözde Ermeni'yim!"

Hrant'la son kez, geçen ay, Aralık 2006'da İnsan Hakları Derneği'nin "Kürt Sorununa Çözüm Yolları" başlıklı panelinde buluştuk. Konuşmacıydım ve yine geç kalmıştım. Salona girdiğimde, Oral Çalışlar konuşuyordu. Panel masasında yerimi aldım, benim konuşma sıram geldiğinde, bir başka geciken, Hrant Dink geldi ve benim soluma oturdu. Benden başka kimseyi dinleyememişti ve benden sonra söz ona verildi. Benim konuşmamda duydukları üzerine, irticalen mükemmel bir konuşma inşa etti. Ardından söz, Oral'ın sağında oturan Perihan Mağden'de idi.

Perihan, kendisine özgü uslubuyla ilgi çekici konuşmasını sürdürürken, birden, "Örneğin Türkiye'de Ermeni sorunu da yoktur" deyiverdi ve devam etti, "İnsanlar sinmiş, seslerini çıkarttıkları, istedikleri bir şey yok. Ağızlarından çıkan bir şey yok. Türkiye'de Ermeni sorunu yok. Türkiye'de Hrant Dink sorunu var!" Dinleyicilerle birlikte biz, kahkahaları koyuverdik. Hrant, sadece gülümsedi.

Geçen hafta bu sorunu da çözdük. Sorun çözüldü...

 

Yazının baş tarafını okumak için tıklayınız

 


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla