Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Cengiz ÇANDAR - Referans

Hrant'lı anılar, Hrant'la anılar...


Yakın dostları, Hrant'ı ne zaman, nerede, nasıl tanıdıklarını bir türlü hatırlayamazlar. Onunla ne zaman, nasıl çok yakın dost olduklarını da. Hrant Dink'le onu tanıdıktan sonra yakın dost olmak adeta verili bir durumdu. Bir kaçınılmazlık hali. Ve, onu sevmek; hem de çok sevmek. Bu noktada da tercih sahibi değildiniz. Olamazdınız. O sizi öylesine sever, sevgisini, dostluğunu öyle gösterirdi ki, mecburdunuz onu sevmeye, hem de çok sevmeye.

Ben, Hrant'la ilk kez ne zaman, nerede, nasıl tanıştığını hatırlayanlardanım. Ne zaman yakın dost olduğumuzu hatırlamasam da. Ona zaten gerek de yok. Çünkü, o verili bir durum. Tanıştıysanız, iflah olmaz bir ırkçı, kalpsiz biri, bir şarlatan değilseniz, zaten tanışmış olmanızın kaderi ağlarını sizin yakın dost olacağınız şekilde örmüştür. Bizi Ayşe Önal tanıştırmıştı. 10 yıl kadar olmalı. Hatta biraz daha fazla.

Tanışıklığımız Agos'un doğum öncesine uzanıyor. Hrant'ın Agos'a hamile olduğu dönemler olmalı. Mecidiyeköy civarında Ortaklar Caddesi'nde, adı ve kalitesi Intercontinental olamadığı için sanki mahçup biçimde Interconti olan bir otelde Ayşe, beni, ortak bir Arap dostumuz, ünlü El Hayat gazetesinin Lübnanlı köşe yazarı Hazım Saghiyeh ile buluşturmak istemişti. Hazım'dan bir başkası da vardı masada. Baktığımda, "Bu Kürt'e benziyor; anlaşılan Ayşe beni cins cins Ortadoğulularla bir araya getirmeyi tasarlamış" düşüncesi aklımdan geçmişti.

Kürt sandığım Ermeni çıktı. Meğerse o Hrant Dink'miş... Onu da Hazım Saghiyeh ile bir saat konuştuktan ve o ayrıldıktan sonra öğrendim. Kürt sandığım Hrant, söze hiç girmeden bir saat bizi dinlemişti. Ben kendisiyle konuşmaya kalkışmasam, yine de ağzını açacağı yoktu.

O sıralarda ben de onun adını orada burada duyar ya da görür olmuştum. Telaffuzu ilginç, sonu "yan"la bitmeyen, pirinç bir çanağa tokmakla vurulduğunda çıkan bir ses gibi "Dink" sesi kulağıma geleli beri, belleğimde yer etmişti.

Konuşma, birkaç dakika içinde karşılıklı şakalaşmaya, birbirimizi tatlı iğnelemelere dönüştü. Ancak, kırk yıllık dostlara özgü ve onların kolaylıkla cesaret edebilecekleri bir şekilde. Sonra, "görüşelim" dilekleriyle ayrıldık. Sonra ne zaman görüştük, işte onu hiç hatırlamıyorum. Hrant'a sorsam, eminim o da hatırlamayacaktır. Ama, nedense -artık nedeni gayet açık- kendimizi yakın dost sayma ruh haletine girilmiş olduğu için, uzun süre görüşmesek de fark etmeyecekti.

Kitap gibi dostluklar vardır ya; hani romanı okumayı kaçıncı sayfada bıraktıysanız, tekrar elinize aldığınızda oradan devam edersiniz, öyle bir şey...

Asıl ikimizin de asla unutmayacağı ortak anımız, Amerika'nın Michigan eyaletinde Ann Arbor'da karşılaşmamız oldu. Hafta içinde 2002 diye yazmıştım. 2001 olacak. Yine böyle Ocak ayıydı galiba. Bir yıl önce, Chicago Üniversitesi'nde başlatılan ve Türk ve Ermeni tarihçileri ile aydınlarını bir araya getiren Ermeni sorunu, Ermenilerin gözünde soykırımı Türklere kabul ettirme toplantılarının ikincisi, bu kez, Michigan Üniversitesi'nde yapılacaktı. Bu toplantı dizisinin üçüncüsü, 2003'te Minnesota Üniversitesi'nde, Minneapolis'te yapıldı. Tam yola çıkacak iken, Irak Savaşı patladı, ona gidemedim. Hrant'la, Ermeni sorunu ve soykırım tartışmalarına ilişkin, kamuya kapalı atölye çalışmalarının yapılacağı ve hepimizin kaldığı üniversitenin otelinde karşılaştım. Kabına sığamayan bir çocuk gibiydi. Ömründe ilk kez yurtdışına çıkmıştı. Çünkü, ilk kez pasaport alabilmişti. Bugün bütün dünyanın tanıdığı adamın, Türkiye'de, hatta İstanbul'daki dünyasının dışına, daha geniş dünyaya ilk adım atışı 46 yaşına denk gelmişti.

Katılımcılar hayli kalabalıktı. Diaspora Ermenilerin içinde önemli isimler vardı. Ermeni asıllı Amerikalı iki çok ünlü tarihçi Vahakn Dadrian ve Richard Hovenessian isimleri dikkat çekiyordu. Bir de Ararat filmini henüz tamamlamış olan Ermeni asıllı Kanadalı tanınmış sinema yönetmeni Atom Egoyan'ın filmin başrol oyuncusu eşi Arsin Hancıyan (Arsine Khanjian). Dört gün, sabah-akşam birlikte olunan insanlar arasında mutlaka gruplaşmalar olur. Biz de üçlü "küçük çetemiz"i oluşturduk. Hrant, Prof. Dr. Baskın Oran ve ben...

Baskın benim, üniversite arkadaşımdı. Ann Arbor'a uçakta Hrant'la birlikte gelmişlerdi. Hrant'ın ilk yurtdışına çıkışı ve dolayısıyla Diaspora Ermeni şahsiyetleri ile de ilk karşılaşmasıydı. Ama, dört gün boyunca, Hrant, Baskın ve benden oluşan "üçlü kliğimiz" hiç bozulmadı. Kahvaltıda beraberdik. Kahve molalarında beraberdik. Yeni evlendiği eşiyle gelen Baskın'ı oteldeki odasının önünde, Hrant'la birlikte bir sürü muziplik yapıp, odadan dışarı zorla çıkartıp, o dönemde bir yıllığına Michigan Üniversitesi'nde bulunan Ahmet Altan'ın evine hep birlikte giderken beraberdik. Baskın, Hrant ve ben birlikteydik. Bir de ayrıca Hrant ve benden oluşan, Baskın'a, ancak haşarı yatılı okul öğrencilerinin yapabileceği türden hergelelik yapmakla eğlenen "ikili klik" söz konusuydu.

Hrant'ın Ermenilerle harcayacak vakti yoktu sanki. Üstelik, toplantılarda Diaspora Ermenilerinin Türkiye'ye yönelttikleri ağır eleştirileri en etkili göğüsleyen de o oldu. İkimizin kamuya kapalı, uzman katılımlı toplantılarda konuşması gerekmiyordu. Hrant ve ben, kamuoyuna açık, sadece ikimizin konuşacağı son, kapanış toplantısında konuşacaktık. Raportör konumundaydık. Ama kapalı toplantıların birinde, bir seferinde dayanamadı; Türkiye'deki Ermenileri, Türk devletinin elinde bir tür "tutsak" diye tanımlayan bir konuşmacıya seslenerek, "Baksanıza siz" dedi, "Siz, yılın sadece bir günü Ermeni olduğunuzu hatırlıyorsunuz. 24 Nisan'larda. Geri kalan günlerde, Amerikalı, Kanadalı, Fransız, İngiliz, Arjantinlisiniz. Biz ise her gün Ermeni olarak yaşıyoruz Türkiye'de. Sadece 24 Nisan günleri unutmamız gerekiyor. Biz 364 gün, siz tek bir gün Ermenisiniz bir yıl içinde!"

 

Yazının devamını okumak için tıklayınız

 


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla