Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Ahmet Altan - Gazetem.net:


Cellatlar yarışması ve Hrant…



Tarih, dalları sürekli budanan, kurumuş dallarının yerine yenilerinin büyüdüğü, hiç durmadan değişen bir ağaç gibidir.

İnsanoğlunun geçmişi, kurumuş dallar gibi toprağa düşüp kaybolmuş toplumlarla doludur.

Bir kısmını hatırlarız, bir kısmının adını bile bilmeyiz.

2007 yılında Türkiye'de yapılan bir seçimde parti liderlerinin konuşmalarını izlerken içim korkuyla ürperdi.

"Türkiye, budanan dallardan biri mi olmaya hazırlanıyor" diye endişelendim.

Liderler birbirlerine, bir cellat pazarındaki çığırtkanlar gibi, "ip alacak paran mı yoktu, niye asmadın, al sana ip," "ya sen niye asmadın" diye bağırıyorlardı.

Bir diğeri, binlerce çocuğun ölümüyle bitebilecek bir savaşın bezirganlığını yaparak, "korktuğun için Kuzey Irak'a girmiyoruz, biz olsak gireriz," diye haykırıyordu.

Nefesleri ölüm kokan adamlar ülkeyi yönetmek için yarışıyorlardı.

Onların bağırışları değildi beni ürküten.

Böyle bağırdıklarına göre, cellat pazarının "alıcıları", oy verecek büyük kitleler, bu kavgayı destekliyorlardı; beni korkutan da o kalabalıkların talebiydi.

Dünyanın yaşadığı yeni çağda, bu düzeyde bir toplumun varlığını sürdürmesi çok kolay gözükmüyordu bana.

Dünyadan, zamandan, yaşadığımız çağdan kopmuş gibiydik. Yaşadığımız günden beslenmiyorduk.

İhtiyacımız olan "öz suyu" çoktan kurumuş kanallardan almaya uğraşıyorduk.

Eğer düzeyimiz buysa, biz hâlâ "niye asmadın, ipin mi yok, al sana ip" çizgisindeysek, bizim toplum olarak varlığımızı sürdürme şansımız pek yok.

Türkiye, kanlı çatışmalarla tarihin budanan dallarından biri olmaya, bir yokoluşa gidiyor demektir.

Ama bu zavallı Ortaçağ görüntüsüyle uymayan başka gerçekler de var.

Avrupa Birliği üyeliği için görüşmelere başlayan da bu ülke, dünyanın on yedinci ekonomisine sahip olan da bu ülke,
ihracatını yıllık yüz milyar dolara yükselten de bu ülke,
yıllık yirmi milyar dolar yabancı sermaye yatırımı çeken de bu ülke, Avrupa'nın en gelişmiş telefon teknolojisine sahip olan da bu ülke, Nobel'i alan da bu ülke, Cannes'da ödül kazanan da bu ülke,
tek bir kitabın bir milyon adet satıldığına şahit olan da bu ülke, Avrupa'nın en çok satan haftalık edebiyat dergisini çıkaran da bu ülke.

Gene o dehşet verici çelişkiyle karşı karşıyayız.

Bir yanda Ortaçağ'ın cellat pazarı, bir yanda Yirmi Birinci Yüzyılın bereketli canlılığı.

Bir yanda ölümden beslenenler ve bir yanda hayata tutunanlar.

Kuruyan dalla, yeşeren dal içiçe.

Bu dallardan hangisi bizim gerçeğimiz, bunlardan hangisi bizim geleceğimizi belirleyecek bilmiyoruz.

Ortaçağı temsil eden darbeler, muhtıralar, çeteler, cinayetler, suikastler, savaş çığlıkları taraftarını artırmak için büyük bir güçle çabalıyor.

Türkiye yok olacaksa, bu çabalar sonucunu verecek, kalabalıklar, "en iyi cellatı, en iyi katili" alkışlayacak.

Ya da Türkiye'nin geleceğe bakan yüzü güçlenecek.

Daracık bir dağ patikasında hızla giden bir arabanın içinde tarihi bir dönemece yaklaşıyoruz.

Ya tekerlekler biraz kaysa da virajı alacağız, ya da aşağıya uçacağız.

Türkiye Ortaçağı'nın öldürdüğü Hrant Dink'in davasına tam da bu aşamada bakılacak.

Sanırım Hrant'ın cinayetiyle ilgili yapılacak sorgulamalar, çok açık biçimde ortada duran gerçeklerin saklanıp saklanmayacağı, cinayeti azmettiren bir devlet muhbirinin gerçek bağlantılarının ortaya çıkıp çıkmayacağı, bu keskin virajda ülkenin nereye doğru gideceğinin de önemli göstergelerinden biri olacak.

Eğer gerçekler ortaya çıkarılırsa, Türkiye'nin Ortaçağ'ını kapatıp, bu toplumun yeni bir çağda yoluna devam etmesini sağlayacak bir enerji güçlenecek.

Bu yapılamazsa, "asmak için ip mi bulamadın, al sana ip" diyenlerle, onları alkışlayanlar ağır basacak.

Ne olacak?

Kim kazanacak?

Doğrusu cevabını bilmiyorum.

Bildiğim tek şey, önümüzdeki bir yıl içinde Türkiye'nin geleceğinin kesin olarak belirleneceği.

Ya kuru bir dal gibi tarihten budanacağız ya da bugüne dek hiç görmediğimiz ölçüde parlak bir geleceğe kanatlanacağız.

Yok olmakla var olmak arasındaki incecik bir çizginin üzerinde sallanıyoruz.

Ve, ben ürperiyorum.


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla