Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Aylık HAKSÖZ dergisi Şubat 2007 sayısı başyazısı

"Hepimiz Ermeniyiz" Sloganı ve
Adil Şahitler Olma Sorumluluğu



Hrant Dink'in ölümü ve cenazesi dolayısıyla gündeme gelen tartışmalarda, toplumun ruh ve akıl sağlığını hırpalayan ulusalcı histerilerin, her türden saldırganlığa uygun zemin teşkil ettiği bir kez daha görüldü.

Kalıplaşmış yaklaşım tarzları sadece devletin belirlediği alan ile sınırlı kalmıyor, halkın zihnini, pratiğini de belirliyor. En kötüsü de, adaletle şahitlik sorumluluğu yüklenmiş Müslümanlar arasında da aynı olgunun açık yansımalarını görülüyor.

Bu bağlamda cenazede taşınan pankart ve atılan sloganlarda dile getirilen "Hepimiz Ermeniyiz!" ifadesinin yarattığı derin sarsıntı dikkat çekicidir. Toplumun geniş bir kesiminin Ermenilik ve Ermeniler hakkında hissettikleri iyi bilindiğinden bu ifadenin halk arasında bir çekince, hatta daha ötesinde tepki doğurmasını anlamak mümkün. Bununla birlikte İslami kesime hitap eden basın organlarının, yazarların, kuruluş temsilcilerinin yüzeysel bir mantıkla "Hepimiz Ermeniyiz!" ifadesini irkiltici bulmaları, kendilerini karşı söylem geliştirmek zorunda hissetmeleri gibi tutumlar rahatsızlık verici.

"Hepimiz" diye başlayıp bir takım topluluk ya da ülke aidiyetlerinin ifade edilmesi şeklindeki slogan bilindiği üzere bir dayanışma ifadesi. Bununla, zulme uğrayanların yanında olunduğu ve zalimlere hitaben de zulmederek amaçlarına, hedeflerine ulaşamayacakları hatırlatılmakta. Aynı şekilde "Ermeniyiz" ifadesiyle de öncelikle kimliğinden, düşüncelerinden dolayı zulme ve haksızlığa uğramış ve cinayete kurban gitmiş mazlum bir kişi ile dayanışma mesajı dile getirilmekte. Peki, Ermenilik bir dini mensubiyet değil mi ve bunu ifade edenler İslam dışı bir kimlik ibrazında bulunmuş olmazlar mı? Ermeniliğin dini değil, etnik bir kimlik olduğu bilinmelidir. Dolayısıyla Ortodoksu, Katoliği olduğu gibi Müslümanı da olabilir ve vardır da.

Sonra Ermenilerin tümü Hıristiyan da olsa, dile getirilen sloganın Ermeni kimliğinin dini mahiyetiyle bir ilgisinin olmadığı açık değil mi? Örneğin Hiroşima'ya atom bombasının atıldığı günün yıldönümünde "Hepimiz Japonuz!" desek ya da Kızılderili soykırımını protesto etmek için "Hepimiz Kızılderiliyiz!" desek aklımıza Şintoizm'e intisap ettiğimiz ya da dağa taşa, totemlere taptığımız sorusu hiç gelir mi?

Hrant Dink'in katledilmesini protesto etmek için toplanan ve büyük çoğunluğu sol kesimden gelen topluluğun "Hepimiz Ermeniyiz" diye haykırmasını büyük bir kimlik karmaşası, kozmopolitlik, aidiyet bunalımı şeklinde algılayan ve sunan kimi "İslami" çevreler ne önyargısız davranabilmekte, ne de adil olabilmektedirler. Aynı insanların dün farklı zulümleri protesto amacıyla "Iraklıyız", "Filistinliyiz", "Lübnanlıyız" demelerini alkışlayıp, bugün "Ermeniyiz" demelerinden rahatsızlık duymak tutarlı bir tutum olmadığı gibi, örtük bir milliyetçi kaygı da içermektedir. Bu tepkiler şu veya bu biçimde Türk ulusal kimliğinin temelleri arasında yer alan tarihsel "Ermeni" karşıtlığı anlayışının uzantılarını da barındırmakta.

Burada dikkat çeken bir husus da "Ermeniyiz" ifadesinden rahatsızlık duyan bunu gereksiz bir komplekse indirgeyen yaklaşım sahiplerinin "Türklük" dayatmasından pek rahatsız olmamaları. Eğer Ermeni olmadığı halde insanların "Ermeniyiz" demeleri kötü bir şey ise, Türk olmadığı halde herkesin üstelik devlet zoruyla ve süreklilik içeren bir şekilde "Türküm" demeye zorlanması çok daha vahim, korkunç bir zulüm değil midir? Neden, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Lazı, Ermenisi, Süryanisi bu ülkede yaşayan farklı etnik topluluklara mensup çocuklar her sabah okul kapısında "Türk" olmaya zorlanıyorlar? Bu tavır etnik kimlik inkarı ve yalan söylemeye zorlanmak değil midir? Ve bu sistematik, yaygın ve resmi kimlikli dayatma ve zulüm uygulamasına karşı çıkmanın, spontane gelişen bir olay karşısında duyulan öfkeyi ve mağdur tarafla dayanışmayı ifade etmek için seçilen bir ifadeye takılmaktan çok daha önemli ve acil olduğunu görmek çok mu zor?

Hemen belirtelim ki, "Türklük" dayatmasını sadece Türk kökenli olmayan etnik kimlikli insanlara dayatılan bir zulüm olarak da algılamamalıyız. "Türklük" dayatması en temelde "elhamdulillah Müslümanım" şeklinde ifade edilen İslami kimliğin yerine ikame edilmeye çalışılan bir aidiyet beyanı olarak hangi etnik kökenden gelirse gelsin her Müslümanın karşı çıkması, reddetmesi gereken bir cahiliye unsurudur. Ümmetten ulus yaratmakla övünen her devletin yaptığı gibi eski kimliği yıkıp yerine ulusal temelde yeni bir kurgusal kimlik inşasının simgesidir. Bu yönüyle bu ülkede yaşayan her kökenden Müslümanın bu dayatmaya tavır alması akidevi/ideolojik bir zorunluluktur. Öte yandan bu dayatmaya maruz kalan insanlar köken itibariyle Türk de değillerse eğer, doğrusu bu çok daha çirkin bir görüntü ortaya çıkarmakta,
tam bir facia olmaktadır.

Yıllardır bu ülkede yaşayan insanları etnik kökeninden ve inancından dolayı ayrımcılığa tabi tutan; onlara inanmadıkları, kabul etmedikleri kimlikler dayatan; bayrak, marş, kurtarıcı, ulu önder ve benzeri fetişleştirilmiş simgeleri tazime zorlayan egemen bir anlayış hüküm sürmekte. Bu ırkçı, cahili kültür ve onun resmi-sivil her düzeyde karşılaşılan baskıcı uygulamalarına gerektiği biçimde karşı çıkmayan, onunla hesaplaşmayan bir tutumun büyük ölçüde milli ve geleneksel bir duyarlılıkla "Ermeniyiz" ifadesinden infiale kapılması düşündürücü bir reflekstir. Bu tavırda olguyu doğru tanımlama çabası yoktur; egemen zulüm düzeni karşısında konumlanma endişesi yoktur; mazlum ve mağdur olana yakınlaşma gayreti yoktur. En temelde de hakkı ve adaleti gözetme kararlılığı bulunmamaktadır.

Öte yandan millilikten, muhafazakarlıktan ayrışamamış "İslami çevreler"de sıkça rastlanılan "abartmasınlar, her şeye rağmen bizden daha iyi konumdalar" türünden yaklaşımlar da giderek daha da sorunlu ve ayıplanmayı hak eder bir nitelik arzetmekte. Egemen düzenle ve onun efendileriyle hesaplaşmak yerine adeta pusulasını şaşırmışçasına düzenin gadrine uğrayanlara karşı "fazla söylenmeyin, siz şanslı sayılırsınız, biz sizden daha fazla zulme uğradık" türünden bir söylem geliştirmek hem gereksiz, hem de saptırıcıdır.

Aynı şekilde Müslüman kamuoyuna hitap etmekte olan basın organlarında Hrant Dink cinayetini protesto eden kesimleri tutarlılık sınavına tabi tutma mantığıyla dillendirilen bazı sözlerin de tutarlılıktan uzak olduğu görülmektedir. Bayram Ali Hoca cinayeti kıyaslamaları, "hadi bakalım hepimiz başörtülüyüz desinler de görelim" türünden sorgulamalar ve daha benzeri bir dizi demagojik yaklaşım sadece zihin bulandırmaktadır. Bir kere bu tarz kıyaslamalar genelde yanlış sonuçlar doğurmaktadır. Daha önemlisi ise başkalarının neyi ne kadar tutarlı ve adil bir tarzda yapıp yapmamalarından bağımsız olarak biz Müslümanların adaletle davranmakla yükümlü olduğumuzdur.

Birileri tutarlı ya da tutarsız olabilir; adaletli ya da çifte standartlı davranabilir; haklı ya da haksız olabilir. Biz her durumda tutarlı, adil ve haktan yana olmakla yükümlüyüz. Mazlumlarla, mağdurlarla aynı cephede ve zalimlere karşı olmak zorundayız. Adil olmak, mazlumdan yana olmak muhatabımızın bize karşı tavrına, tutumuna bakılarak karşılıklılık esası çerçevesinde tercih edilebilecek bir yaklaşım değil; her halükarda yerine getirmemiz gereken bir görevdir. Birilerinin tutarsızlığını, çifte standartlı oluşunu adeta kendimize ölçü kabul edip, örnek alıp aynı zaaflı tutumu tersinden sergileyemeyiz. Tutarsız kişilikler ve tavırlar bizim rehberimiz, öğretmenimiz olamaz. Ölçümüz ve rehberimiz bellidir. Hak ve adalet temelinde bir toplumsal düzen özlemi içinde olan Müslümanlar olarak adil şahitler olabilme sorumluluğunu bedeli ne olursa olsun yerine getirmekle mükellefiz. Adil şahitler olma yolunda yapılması gereken en önemli adım ise yaşadığımız ülkeye egemen olan ırkçı, baskıcı, tağuti otoritenin her düzeyde ürettiği zulümlere, haksızlıklara, ahlaksızlıklara tavır almaktan geçer.


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla