



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|

HRANT'IN
ARDINDAN
|
Murat
Aksoy - Yeni
Şafak:

Hrant bizim duyarlılığımızdı

Yüreğim şimdi daha fakir
19 Ocak Cuma günü gazetenin manşet toplantısında, manşete ne kullanacağız
diye düşünürken, arkamızdaki TV'de son dakika spotu ile Hrant
Dink vuruldu yazısı düştü. İçim daraldı, sesim çıkmadı.
Herkes şaşkındı ve birbirimize baktık. Etyen Mahçupyan'ı
aradım. Ne oldu diyemeden, "Hrant vuruldu" dedi.
Sesi boğuktu. Aklıma Kilyos Mezarlığı'nda eşi Ela'nın cenaze
töreni geldi. Orada da bana uzun boyuyla sarılışı ve aynı boğuk
sesiyle "ağlama" deyişi geldi. Etyen Mahçupyan,
2 Temmuz'da kaatillerinin duruşması yapılacak olan Hrant'ın
en yakınlarından biriydi. Şimdi AGOS'ta Hrant'ın
masasında. Etyen Mahçupyan, Hrant'ın öldürülmesinden
sonra Hrant konusunda uzun süre kimseyle konuşmadı, medyada
görünmedi. "... Yüreğimi 19 Ocak 2007'de kaybettim çünkü..."
demişti. Yüreği daha fakirdi ama "akıl" olarak yaşamaya devam
etmişti. Etyen Mahçupyan, Hrant'ı ve sonrasını ilk defa
Yeni Şafak'a konuştu.

Hrant Dink'in ölümüne giden süreç, Türkiye'nin de demokrasi
ve özgürlük alanının genişlediği bir sürece denk düştü. Bu bir
paradoks mu?
Evet, bu süreç ironik olarak Türkiye'nin bir açılım ve özgürleşme
dönemi oldu. Ancak uzun süre özgürsüzlüğe alışmış toplumlarda
ani gelen özgürlükler, özellikle dış aktörler tarafından getirildiği
düşünülen özgürlükler daima tepkilere yol açar. Bunlar çoğu zaman
milliyetçi, devletçi, içe kapanmacı tepkilerdir. Ve bu tepkiler
sosyolojik bir taban bulduğunda şiddete meyledebilir.

Hrant neden hedef oldu?
Hrant'ın kimliği, Ermeni olması, söylediği sözler, savunduğu fikirler
otomatik olarak devletçi milliyetçi bir kesim tarafından ötekileştirildi.
Ve milliyetçi, içe kapanmacı refleksin psikolojik boşalma sağlaması
için Hrant risksiz bir seçim oldu. Ancak bu olayın öncesinde 1-1,5
yıl bir hazırlık olduğunu düşündüğümüz zaman Türkiye'de söz konusu
içe kapanmanın nasıl adım adım gerçekleşmesinin ve cinayetin sıradanlaşmasının
da ifadesi.

TOPLUM SORUNLARI DAHA AÇIK KONUŞUYOR
Son yıllarda yaşanan demokratikleşme süreci siyaseten tabu
olan konuların daha rahat konuşulmasına yol açtı. Bunlardan birisi
de Ermeni meselesi oldu. Hrant'ın öldürülmesi bu süreci nasıl
etkileyecek?
Burada ayıklama yaparak gidelim. Konuşma dediğimizde iki kategoriden
bahsediyoruz. İlki daha görünür olan yani resmi aktörler düzlemi
ki, burada Ermeni meselesi ikinci plana atıldı. Bunun da önemli
bir nedeni içinde olduğumuz seçim süreci. AB sürecini, demokratikleşmeyi
doğrudan etkileyecek olması, Ermeni meselesi dahil diğer tartışmaları
önemsizleştirdi açıkçası. Ya da şöyle ifade edelim; gelecek bu
kadar kritikken, geçmiş şimdilik önemini kaybetmiş durumda. Ermeni
meselesinde ikinci düzlem ise toplumsal boyut. Benim gözlemim
topluma gidildikçe bu konunun daha çok konuşulduğu, insanların
bu konuya önyargısız yaklaştıkları. Bizim Hrant'la hedefimiz buydu.
Bizim için önemli olan toplumun konuşmasıydı ve değişmesiydi.
Devlet(ler)in, diyasporanın buna soykırım deyip, dememesi o kadar
önemli değil ve hiçbir zamanda olmadı.

Kamuoyu sizi Ermeni kimliğinizden çok entelektüel kimliğiniz
ile tanıyor, okuyordu. Şimdiki pozisyonunuz ise daha çok Ermeni
kimliğinizin öne çıktığı bir alan. Bu görev sizi daralttı mı,
bundan rahatsız mısınız?
Yazdıklarım açısından bir daralma olmasa bile algılama bu
yönde. Bu da normal. Çünkü ben kendime, son 15-20 yılıma baktığımda
giderek daha fazla Ermenileştiğimi görüyorum. Mecburen bu konulara
girdiğimi ve girdikçe de kaçınılmaz olarak Ermeni algısının daha
çok öne çıktığını da görüyorum. Ermeni meselesini tartıştığınızda,
muhalif pozisyondaysanız ötekileşmeniz kolay. Hele Ermeni meselesini
tartışan bir Ermeni iseniz şansınız yok.

Hrant'ın ölümünden sonra toplumsal aktörlerin tepkilerini nasıl
buldunuz?
Türkiye gelenek anlamında toplumsal reflekslerini ortaya koyan
bir ülke değil. Tepkiler ancak konjonktürel durumlarda ortaya
çıkıyor. Ama cenazede sokağa çıkan 200 bin insan sürprizdi. Ve
bu insanların "hepimiz Hrantız" demeleri önemliydi. Bu 200 bin
insan ve onların duruşu Türkiye'de "vicdan" diye bir mesele olduğunu
ve bunda derin olduğunu gösterdi. Bu vicdan bu topluma güvenmenin
de bir nedeni. Bu vicdan meselesi o kadar önemli ki, seçimlerde
en önemli faktör de bu olacak.

(...)

19 Ocak'ta yüreğinizi kaybettiniz. Şimdi iyi misiniz?
Daha daralmış bir yürek olduğunu söyleyebilirim. Sabrımın daha
az olduğu, bırakıp gitme, belirli şeylerle ilgilenmeme halinin
daha fazla olduğunu, kendi küçük çevresine daha fazla anlam ve
önem veren kısaca daha sağduyulu bir ama daha fakir bir yüreğim
var şimdi. Ama Hrant'ın yerini doldurmak mümkün değil. Çünkü her
şeyden önce Hrant sahici bir insandı ve birçok insani duyguyu
ve duruşu temsil ediyordu. Şimdi onun temsil ettiği duyarlılıklara
en yakın olan Baskın Oran: Hepimizi fikirsel olarak temsil
etmese de, duyarlılık olarak temsil ediyor ve bizim o duyarlılıklara
ihtiyacımız var.
Bu yüzden Baskın Oran'ın seçilmesi, Hrant'ın cenazesine
katılanların temsil ettiği duyarlılığın bir anlamda ifadesi olacaktır.

AB DIŞINDA KALMIŞ BİR TÜRKİYE'NİN KÜRT SORUNUNU ÇÖZMESİ ZORDUR
Artan terör milliyetçiliği arttırıyor mu?
Milliyetçilikler karşılıklı birbirini besler ve üretirler. Bunu
engel olmak ancak çok demokratsanız mümkün. Kaldı ki milliyetçilik
her iki taraf için de iktidar ve rant yaratmanın, hiyerarşileri
kullanmanın yoluysa yapılacak fazla bir şeyiniz yok demektir.
Her iki tarafta da bunun peşinde olan aktörler var. Ve her iki
taraf içinde de bunların karşısında demokratlar daha zayıf ve
güçsüz olduğu için onların da yapabileceği fazla bir şey olmuyor
maalesef. Ve bu aktörlerin milliyetçilikten kolay kolay uzaklaşmayacaklarını
görüyoruz. Kürt sorunu konusunda şunu açıklıkla söyleyebiliriz;
AB dışında kalan bir Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi hayal olur.
Burada şöyle bir ironi var milliyetçilik açısından; milliyetçiler
AB'ye karşılar ama karşı oldukları ölçüde bölünme riski artıyor.

DTP'nin bağımsız aday seçimini nasıl buluyorsunuz?
Somut siyasi durumlara gittiğiniz zaman, bu kararların nasıl alındığını
belirlemek zor olabilir. Ama burada daha önemli olan nokta şuydu;
aday belirlemenin bir mesaj olduğunu kabul edersek, kamuoyuna
nasıl bir mesaj verileceği idi. Adayların kimliğinden anladığımız
şu; DTP'nin de bu konuda gidebileceği alan sınırlı. Onların da
kendi iç yapılarındaki, kendileri ile dışındakiler arasındaki
denge göz önüne alındığında atabilecekleri adım bu kadarmış. Ancak
bunun en sağduyulu bir adım olduğunu söyleyebilmek mümkün değil.
Şunu belirtmekte fayda var, Kürt sorunu konusunda da çözüm için
ciddi bir toplumsal kesim var ama bunların kendilerini ifade edebilecekleri
siyasal bir yapı yok. DTP bunu sağlayamadığı için % 5-6'yı geçemiyor.

Başörtüsünü sürekli gündemde tutan laikler
Bugün siyaseten başörtüsünü gündemde tutan AK Parti ya da İslami
kesim değil laik kesimdir. Ve bu siyaseten bir öteki yaratarak
bundan rant elde etme amacıyla yapılıyor. Yani başörtüsünü siyasal
sembole dönüştüren laik kesim, AK Parti değil.

Cumhurbaşkanlığı krizine yol açan adayın eşinin başörtülü
olması mıydı?
Başörtüsü burada kitlelere mesaj vermek açısından uygun araç.
Başörtüsü siyasi olarak İslami kesim tarafından değil, laik kesim
tarafından gündemde tutuluyor. "Öteki" yaratmak için böyle bir
çaba sarf ediyor. Laik kesim dediğimizde iki kesimden bahsediyoruz.
Bir aktörler (ordu, yargı, üniversiteler, medya, bazı siyasi partiler...)
öte yanda alıcılar var. Bu kitlede başörtüsü üzerinden hayali
bir dayanışma ile kimlikleşme yaratıyor. Ama cumhurbaşkanlığı
krizine yol açan başörtüsü değil. Başörtüsü olmasaydı başka bir
şey bulunacaktı.

Nedir o zaman tartışma cumhurbaşkanlığı konusunda?
Türkiye'de cumhurbaşkanlığı kritik bir işleve sahip. Hiçbir sorumluluğu
yok ama önemli yetkilere sahip. Bu yetkiler de özellikle atamalarla
ilgili. Bu atamalar cumhurbaşkanının görev sürelerini aşabiliyor.
Ve bu atamalar kritik pozisyonlara yapılan atamalar. Yani eğer
bürokrasinin devletçi, milliyetçi olmasını istiyorsanız bu görüşe
yakın bir cumhurbaşkanı seçmeniz yeterli. Siyasi sistem nereye
giderse gitsin, siyasiler neyi savunursa savunsun onu bloke etme
şansınız var. Bu yüzden cumhurbaşkanının gerçek bir siyasetçinin
eline geçmesi bürokrasinin tahakkümünün kırılması, siyasetin normalleşmesi
demek. Nasıl bir siyasi sistem, nasıl bir demokrasi istediğiniz
cumhurbaşkanlığı seçimize doğrudan bağlı. Cumhurbaşkanı siyasete
ne kadar yakın olursa o kadar sivilleşecek açıkçası.

Semboller ortak kültürün parçasıdır

Ermeniler bu topraklarda yaşamış ve bir yere gitmemişler. Ürettikleri
kültür bu topraklara ait. Evlerinden çıkıp dışarıda gördükleri
Ağrı Dağı Ermeniler için bir sembol ve her zaman öyle olacaktır.
Çünkü Ermenilerin bütün edebiyatı, şiiri o sembolle beslenmiş.
Evlerinde çıktıklarında, başlarını kaldırdıklarında
Ağrı Dağı'nı görmüşler ve bu binlerce yıldır böyle.
Bu sembolü siz insanların hayatından siyaseten çıkarabilir misiniz?
Hayır.
Bir Ermeni için ideal bir ev Ağrı Dağı'nı gören bir evdir.
|
|
|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni

Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler
ve
İnsanlar

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|