Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Maral Dink - Agos:

3 Kurşundan 3 Ay Sonra

Yıl 2006, aylardan Kasım.
Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne.
Seni çok özlüyorum.
Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni.
Nasıl olduğunu soruyorum önce.
"İyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hâlâ emin değilim o an, ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden:
"Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun.
Kısa bir sessizlik geliyor ardından.
Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte.
Vedalaşıyoruz belki bilmeden.
Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz beş dakika içerisinde.
O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim.
Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel.
Ondan yok hiçbir yerde...

Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum:
"Bir de seni çok seviyorum amca."
Duymuyorsun...
Yıl 2007, Ocak 19.
Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum.
Özlemişim seni gene.
'Seni görmeye geldim amca' diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor.
Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım.
Kapatıp annemi arıyorum.
Annem kendinde değil.
Çığlıkları geliyor kulağıma.
Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum.

'Hrant amcanı öldürdüler' diye haykırıyor bir ses.

Annem değil telefonun diğer ucundaki.
Ölen benim amcam değil.
Ben de ben değilim o an...

Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre.

Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca.
Ev kalabalık. Ben buz gibiyim.
Televizyonun olduğu odaya geçiyorum.
Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca.
Bu bir açık oturum değil. Söyleşi değil.
Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil.
Neden televizyondasın o halde?

'Hrant Dink öldürüldü.'

Yerde kan var...
Yüzünü göremiyorum amca...
Ellerini görüyorum...
Elini tumak istiyorum sadece...
Uzun uzun ve sıkıca...
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..."

Duymuyorsun...

Nare çıkıp geliveriyor bir cuma.
Sen gittiğinde de günlerden cumaydı.
Onunla geri döneceğini, 'Nora Nare Hoy Nare'yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum.
Sesini arıyorum hastane koridorlarında.

Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu.

Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu.
Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma 'sözde' hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.)

Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları.

Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl.
"Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hâlâ bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor.

Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor!
Ah be amca... Duymuyorsun...

Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık.
Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe.
Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde.
Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler.
Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede.
En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde.
Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı.
Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık.

Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların 'sözde' öldürüldüğü bu ülkede, ben de 'sözde' yaşıyorum bu aralar anlayacağın.

Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma.
Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca.
Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var.
Yapacağız.
Anlatacağız.
Yaşayacağız.
Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak... Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak...
Başka türlüsü sadece nefes almak...

__________________________


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla