



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|

HRANT'IN
ARDINDAN
|
Selami
İnce /Birikim:

Sevdi ve Terk Etmedi de Ne Oldu?
 
Hrant Dink'in cenazesine katılıp "Hepimiz Hrant Dink'iz",
"Hepimiz Ermeniyiz" sloganı atanlarla 13-14 Ocak tarihleri
arasında Ankara'da toplanan Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'na
ziyaretçi ya da konuşmacı olarak katılanlar aynı siyasi hedefi
paylaşan insanlardı: Barış içinde bir arada yaşamak...

Ankara'daki Konferans'ta barış arayanlar ve bunun bir gün mutlaka
bulunacağına inananlar, barış güvercininin vurulduğu yerde de
toplandı. Her iki yerde olmayanlarında ortak paydaları vardı:
Devlet ricali, milliyetçiler, ulusalcılar vs. Bu kesimler şimdi
biz Hrant Dink Değiliz, Ermeni Değiliz diye
bağırmaya başladı. Peki onlar kim? O. S. mı? Hrant'ın
dostlarının kim olduğu belli. Peki Hrant'ın katilleri kim?
Tırmandırılan şoven, milliyetçi, fanatik toplumsal ve siyasi iklim
asıl katildir demek yetiyor mu? Bütün bu sorulara Türkiye Barışını
Arıyor Konferansı'yla ilgili gözlemleri aktararak cevap arayalım.

Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'yla ilgili bu yazıyı yazmaya
oturduğumda gerçekten Türkiye'nin barışı aramakla kalmayacağına
aksine kısa sürede barışını bulacağına da inanıyordum. Yazıyı
yazarken fikrimin değiştiğini tekrar etmeye herhalde gerek yok.
Konferansa giderkenki düşüncem ise, 'Canım bu meselenin konuşulacak
neyi kaldı. Herhalde yine aynı isimler aynı şeyleri tekrar edip
dururlar' biçimindeydi. Bu düşüncem de konferansı izledikten sonra
değişti. Düşüncemi değiştiren temel etkenler aslında konferansın
temel özellikleriydi:

Kürt sorunuyla 20 yıldan beri ilgilenen bir gazeteci olarak ilk
kez bu denli geniş, çok boyutlu temsile dayanan bir konferansta
sorunun bütün boyutlarıyla tartışıldığına şahit oluyordum. Hem
siyasal görüş hem de toplumsal olarak çok farklı kesimlerin temsil
edildiği bu konferans büyük ölçüde Kürtlerin girişimi ve çabalarıyla
düzenlenmiş ancak eşit katılımla, deyim yerindeyse ortak ev sahipliğiyle
gerçekleşmişti. Hem de diğerinin sözünü dikkate alan, temel amacı
diyalogun gerçekleşmesi olan bir yaklaşımla konu enine boyuna
tartışıldı. Her şeyden önemlisi de ziyaretçilerinin diğer bazı
konferanslarda olduğu gibi arkalarda sohbet edip çay kahve içmek
yerine gerçekten de konuşulanları dinlemesi, oturumlara aktif
katılmasıydı. Konferansa açıkça paylaşılan bir barış ihtiyacı
ve arzusunun ötesinde, sivil siyasi bir irade hâkimdi.

Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'nda Türkiye birarada yaşamanın
yollarını aradı ve aslında birarada yaşamaya engel gücün bu konferansa
katılmayan tarafın yani 'iktidar'ın olduğu görüldü. İşte tam da
bu duygularla konuyla ilgili gözlemlerimi yazmaya oturmuştum ki,
Barış Arayışları'nın içine bir bomba düştü.
Hrant Dink katledildi.

Öldürülmesinin nedeni elbette bir tek bu değildi ama Hrant
Dink Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'nın çağırıcıları
arasındaydı. Konferansın hemen ardından Dink'in katli,
konferans konuşmacılarından birinin cümlesini akla getiriyor:
'Kürtler devletin gözünde ne azınlık ne de çoğunluk. Kürtler fazlalık!'
Konuşmacı elbette 'Kürtler' derken ki bu ülkenin devletin gözünde
hâlâ en fazlalığı 'sözde vatandaş' olan Kürtlerdir, fazlalıkları
törpülenerek Türk yapılacak, olmazsa sözde vatandaş yapılacak
bütün azınlıkları kastetmektedir. Konferansta halkın sivil iradesinin
barışa çok yatkın olduğunu hissettiğini söyleyen konuşmacılara
tam inanma eğilimi içindeyken, Hrant Dink'in konferansın
hemen ardından halkımızın bir evladı tarafından katledilmesiyle
en azından 'karamsar' olmanın daha verimli olacağını düşünüyorum.
Dink'i vuran katilin 'vurdum Ermeniyi' diye bağırması
asla unutulmamalı. Bu ülkede Kürtlerden söz ederken 'Ermeni' sözcüğünü
hem Kürdü hem de Ermeniyi aşağılamak için bir küfür olarak kullanan
koca koca bakanlar da unutulmamalı. Hrant Dink'in katlinden
sonra şimdi Türkiye'nin daha uzun süre barışını arayacağını hatta
çok uzun süre bulamayacağını düşünüyorum.

Bütün bunlardan sonra tekrar Türkiye Barışını Arıyor Konferansı
gözlemlerine dönecek olursak, konferansın en dikkat çekici
yanı olan şiddet kültürüne karşı bir şeyler yapılması gerektiğinin
dile getirilmesi ve Kürtlerle empati kurulması üzerine söylenen
sözlerden başlamak gerekiyor. Daha doğrusu Konferansın
iki ana ekseni vardı bence: Birincisi şiddet kültürüne karşı olmak
ikincisi ise, Kürtlerle empati kurmak. Buraya gelmiş herkesin
zaten sorunu Kürt sorununu olarak kabul ettiğini tekrar etmeye
bilmem gerek var mı?

Üstü kapalı ya da açık bir biçimde konuşmacıların büyük bir kısmı
toplumsal şiddetten bahsetti. Bu devlet ve PKK tarafından karşılıklı
başvurulan bir yöntemin siyasal eleştirisinden çok, şiddet kültürüyle
bütün sorunlarını çözmeye yatkın bir toplumun eleştirisiydi.

Konuşmacıların kendi aralarındaki dili de, diğeriyle konuşan bir
dildi. Yani 'bildirmek' ten çok konsensusa varmak için çabalayan,
uç bir dil kullanmamaya çaba gösteren, diğerinin sözünü dikkate
alan, temel amacı diğeriyle diyalogun gerçekleşmesi olan bir yaklaşım
sergileyen konuşmacılar, şiddete dayalı toplumsal kültürü enine
boyuna eleştiren sözler söylediler. Benim 20 yıldır bir gazeteci
olarak defalarca konuşmasını dinlediğim, hangi konuda nasıl refleksler
vereceğini üç aşağı beş yukarı tahmin edebildiğim onlarca konuşmacının,
söyledikleri yeni şeylerle ezberimi bozduklarını da ayrıca ifade
etmek gerekiyor. Herkes yeni şeyler söylemek lazım diye düşünmüş
ve ev ödevine iyi hazırlanmıştı.

Konferansla ilgili dile getirilmesi gereken ikinci önemli nokta
ise, Kürtlerle ya da 'ötekiyle empati kurma kültürünün geliştirilmesi
meselesiydi. Konferansın açış konuşmasını yapan Yaşar Kemal'in
'Türk'ün Türk'ten başka dostu vardır ve o da Kürtlerdir'
ifadesiyle başlayan empati eksikliği, ihtiyacı ya da zorunluluğu
tartışması aslında bütün konuşmacılar tarafından şu ya da bu biçimde
dile getirildi. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı
Hayri Kozanoğlu'nun 'Barışın zihniyetini oluşturma yolunda
çok mesafe aldık. Birbirimizi anlamaya çok yatkınız' biçimindeki
sözlerine daha yakından bakıldığında, aslında Kozanoğlu'nun
şunları da söylediği anlaşılmakta: 'Empati kültürünün sadece
toplantıya katılanlar ve çağırıcılar değil, toplumun bütününe
yayılması önemli... Biz bize mecburuz...' Ötekileştirici,
yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı tutumların empati kültürünün
geliştirilmesiyle yok edileceği ve bunun sonucunda herkesin kazançlı
çıkacağı Konferansın sonuç bildirgesinde de yer aldı: 'Barış hepimizin
ortak mücadelesi ile ve hepimiz için kazanılacaktır...'

İki gün boyunca elbette çok şey konuşuldu. Barışın siyasal programının
ne olması gerektiği, yol haritaları, siyasal öneriler, toplumsal
ve kültürel öneriler, medya ve toplumun iletişimine dair öneriler
tartışıldı, karara bağlandı. Barış Konferansı barışın ince
uzun yolunun gelecek aşamalarını planlamak, süreçleri ve kurumları
gözlemlemek gibi bir dizi hedefler koyarak önüne varlığını devam
ettirme kararı alarak dağıldı diyebiliriz.

Ve bütün bunların üzerinden bir hafta bile geçmeden hem çağırıcılar,
hem katılımcılar barışın ince uzun yolunun İstanbul durağında,
en yakın yol arkadaşlarının cenazesinde 'Hepimiz Ermeniyiz,
Hepimiz Hrant Dink'iz' pankartları altında biraraya geldi.
'Vurdum Ermeniyi' diye bağıran katile karşı da, 'vurun Ermeniye'
zihniyetine karşı da geliştirilmiş oldukça etkili bu slogan, Barışını
Arayan Türkiye'nin bunu bulmaya ne kadar niyetli olduğunu göstermesi
açısından da önemliydi. Ama bu barışını Arayan Türkiye dışında
başka bir Türkiye var. Asıl Türkiye'nin bu Türkiye olduğunu hatırlatıyor
herkes birbirine. Türklerin bin yıldır Türkoğlu Türk oldukları
söyleniyor. Ve en önemlisi katil zanlısı ve o zihniyet kahramanlaştırılıyor
bir yandan: Katil zanlısı O. S'ın beresine benzeyen bere
satışları patlama yapıyor ve adeta devlet destekli sokak faşizmi
bu bereyle taçlanıyor.

'Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink'iz' sloganına karşı
olanlar yalnızca, bazı ırkçı - milliyetçi basın yayın organları
ve siyasi partilerle sınırlı değil. Asıl düşündürücü olan da bu.
Sanki asıl suçlu Hrant Dink'in cenazesine katılanlarmış
gibi bir hava esmeye başladı memlekette. AKP Genel Başkanı ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne yapacağını bilemez bir
biçimde kah milliyetçiliği eleştiriyor, kah kimsenin kendisiyle
milliyetçilik yarışına giremeyeceğini açıklıyor. Ancak, 'cenazede
Türk bayrağı taşınmadı' savıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
Siyasi Danışmanı Adana Milletvekili Ömer Çelik de hepimiz
Ermeniyiz diyenleri hazmedemediklerini açıklamaktan geri durmuyor.
Belki söylendiğinde korkunç bir şeymiş gibi gelebilir ama 'Hepimiz
Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink'iz' sloganı yerini yavaş yavaş
sanki 'Hepimiz O. S'ız' a bırakacakmış gibi. Logosunda Türkiye
Türklerindir sloganı bulunan Türkiye'nin en büyük gazetesi Hürriyet
internet sayfası aracılığıyla, okuyucuları arasında Hrant Dink'in
cenaze töreninde "Hepimiz Ermeniyiz" sloganı atılması sizce
doğru mu yanlış mı? anketi gerçekleştirdi ve ankete katılanların
çoğunluğu bunun yanlış olduğunu söyledi. Acaba neden?

Türkçedeki balık baştan kokar sözünü hatırlatan iki örnek vermek
istiyorum:

21 Haziran 1963 tarihinde Batı Berlin'i ziyaret eden Amerikan
başkanı John F. Kennedy doğu Berlin'e karşı batı Berlin'i
desteklemek için 'Ben bir Berlinliyim' anlamına gelen ünlü
'Ich bin ein Berliner' sözünü etmişti. Kennedy,
elbette bu cümlesiyle ne Alman olmuştu ne de Amerikanlıktan çıkmıştı.
Ancak, Berlin duvarına karşı olduğunu ve Batı Berlinlilere bu
biçimde radikal bir destek verdiğini göstermiş oldu.
Berlin duvarı yıllar sonra yıkıldı...

Yine ülkesi Faşist Almanya tarafından işgal edilen Danimarka Kralı
X. Christians Nazilerin ülkede Yahudi avına çıktıkları
1943 yılı Ekim ayı boyunca koluna Yahudi sembolü olan David Yıldızı
takıp dolaşmıştı. Danimarka 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi katliamının
yapılmadığı tek ülke olarak tarihe geçti. Kısa süre içinde ülke,
son dönemdeki saçmalıkları saymazsak, dünyanın en yaşanılası ülkeleri
arasında en ön safa geçti.

Bu örneklerin elbette Ahmet Necdet Sezer'le, Tayyip
Erdoğan'la karşılaştırılamayacağını biliyorum. Yine de...
Türkiye'ye gelince...
Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Sondan başlayalım: Nobel ödülü
alan yazarın vatan haini ilan edilmesiyle başlayan süreç yine
'Ya Sev Ya Terk Et' korosunu iş başına getirdi. Peki, Hrant
Dink sevdi ve terk etmedi de ne oldu? Hrant Dink'e
bu ülkede sevilecek ne bıraktık? Hrant Dink Türkiye
Barışını Arıyor Konferansı'nın da çağırıcıları arasındaydı.
Hrant Dink barış ararken ne buldu?
Bırakınız barış içinde birlikte yaşamayı, mecbur kalmasak bu ülkede
yaşanır mı?

|
|
|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni

Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler
ve
İnsanlar

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|