Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Cihan Aktaş /Agos:

Armen ile aynı takside yolculuğumuz


İranlılar, ülkeleri dışında ve özellikle Batı dünyasında gerek ırk gerek de coğrafya olarak bütünleştirildikleri Araplarla karşılaştırılmaktan hoşlanmazlar. Bu konudaki hoşnutsuzluğu tarihçiler, İranlıların derinliklerinde yer tutan kültür ve medeniyetlerinin İslamlaşma sürecinde Arap karakterinden etkilenmesine yönelik bir tepkiyle açıklamaya eğilimlidirler.

Arap'ın Arap olmayana üstünlüğü takva ile, yani Allah'a karşı sorumluluk bilinciyledir, hadis-i şerife göre... İranlılar, İslami öğretinin içselleştirdiği Arap örf ve adetlerini dışlayacak şekilde benimsemeye çalışmışlardır İslamiyet'i: Ali Şeriati'nin Katolik ayinleri ve simgelerini İslamiyet'e uyarladığı gibi bir eleştiri yönelttiği Safevi Şiası, biraz da İslami hayat tarzını yerelleştirmeye ilişkin bir kaygıyla, aynı zamanda da yeni bir iktidar alanı oluşturma amacıyla biçimlenmiştir ama unutmamak gerekir ki bu hareketi başlatan Şah İsmail de soy olarak Türk'tür.

Dinin Arap örf ve adetlerinden kurtarılmasına dönük işlemler Pehlevi Saltanatı yıllarında Fars milliyetçiliğini ön plana çıkaran kültür politikalarında kendini gösteriyor. Bu konuda aşırıya varan arama tarama ve adlandırmalar, halk arasında İslam Devrimi'ni meydana getiren duyarlılığın derinleşmesi gibi bir sonuç vermiştir.

İranlılar, devrimden sonra uzun bir dönem evrensel İslamcı idealler ve ümmet ütopyasının yeniden tanımlanması açısından silik bir şekilde dillendirilen 'İranlılık' olgusuna şu son yıllarda daha bir belirgin olarak geri döndüler gibi geliyor bana. İranlılık ülke toprakları içinde yaşayan bütün unsurları içine alıyor. Ermeniler, İran ülkesinin bir parçası, İranlılığın önemli ve değişmez unsurlarından biri olarak görülürler ve kendilerini de öyle görürler.

Kanada'ya veya Amerika'ya gitmeye çalışan, bunun hayalini kuran İranlı bir genç, tanıdık bir yüzdür. Yola çıkmak, Batı'ya veya Japonya'ya, eline bavulunu alarak çıkıp gitmek bir sabah, bir Batı ülkesinde bir süreliğine yaşamak, mesela Harvard'da tahsil yapabilmek, Los Angeles'ta bir adres edinebilmek, Şah rejimi zamanında olduğu gibi bugün de İranlı gençlerin hayallerinde yer tutuyor. Ekbetan bloklarına gitmek için Muhsini Meydanı'ndan bindiğim taksinin şoförü, Farsça ilk cümlemi sarf ettiğimde -muhtemelen kalın ha'larım yüzünden- bildi İranlı olmadığımı ve o tanıdık soruyu sordu: Nerelisiniz? Taksideki öteki yolcu, Armen, Türk olduğumu öğrendikten sonra bir süre sessiz kaldı ve ardından, Türkiye'ye, özellikle İstanbul'un güzelliklerine, ünlü Türk şarkıcılarına dair birkaç soru sorduktan sonra, kendisinin de Ermeni olduğunu söyledi. Bunu söylemediği takdirde fiziksel özelliklerine bakarak onun Ermeni olduğunu bilecek değildim.

Muhsini Meydanı'ndan Veli Asr Meydanı'na çıkarken, yüksek blokların üzerinde yer alan bir dizi şehit resminden birkaçı, Ermeni şehitlere ait. 'A harfi, Anne Gibi' ('Mim, Misli Mader', Resul Mollagalipor, 2006) filminin Ermeni marangozu Robin de, komşusu genç hastabakıcı gibi, Irak savaşı sırasında kimyasal silah etkisine maruz kalmış bir gazidir.

Askerlik alanında Müslüman İranlı vatandaşlarla eşit olarak sorumlu görülen Ermeniler, bunun bir sonucu olarak devlet memuru olabiliyorlar. Halihazırda 200 bin'i bulan Ermeni nüfus mecliste, nüfus yoğunluğuna göre kuzey ve güney bölgelerinden olmak üzere iki milletvekiliyle temsil ediliyorlar. Ermeni milletvekilleri meclisin bir hayli çalışkan milletvekilleri olarak biliniyorlar. Bürokraside yükselme kapısı açık olduğu halde, elektrik ve mekanik alanlarında uzmanlıkları, iş alanında ise dürüstlükleriyle tanınıyorlar.

Tahran'dan otobüsle Urumiye'ye doğru yaptığım otobüs yolculuklarında karşıma çıkan Ermeni köyleri, mimari ve çevre düzenleme alanındaki ustalıklarıyla dikkatimi çekmiştir hep.

Urumiye, Azerbaycan bölgesinde Ermeni nüfusun en yoğun olarak yaşadığı bölge. Ermenilerle Azeriler arasında geçen yüzyılda Urumiye civarında savaşlar yaşanmış; buna karşılık, bugün iki taraf arasında bir düşmanlığın var olduğundan söz edilemez. İki tarafın da ilişkilerde ortak değerleri geliştirmeye dönük bir çabayı öncelemesi, bunu sağlıyor olmalı.

İki tarafın ortak kültüründe, sayısız Kerem ve Aslı hikayesi var. Azeri bir gençle evlendiği için ailesi tarafından reddedilen Ermeni kızı Sonia'yı -veya Suna'yı- tanımıştım Urumiye'de... Tahran'da ise Ermeni bir gençle evlendiği için ailesi tarafından dışlanan Azeri kızı Betül'ü tanıdım yıllar sonra. Ataerkil kültürlerin baskısı bunu getiriyor belki: Urumiyeli Sonia'nın hayatı, Tahranlı -üstelik ünlü bir Ayetullah'la da akraba olan- Betül'ünkine göre daha yerine oturmuş gözüküyordu. Şehir hayatının karmaşası içinde daha rahat eriyebilir gibi görünüyor, aykırı aşklar ama Betül örneğinde bu olamamış işte. İki örnekte de bana çarpıcı gelen, her ikisinin de evlenirken isimlerini ve dinlerini değiştirmemiş olmaları...

Ermeni kültürünün etkisini hissettirdiği bir diğer şehir, İsfahan. Ünlü Safevi Şah'ı Abbas, Aras kıyılarındaki Culfa şehrinde yaşayan Ermeni nüfusun bir kısmını İsfahan'a getirmiş; sanat ve ticaret alanındaki ustalıklarından yararlanma gibi 'sofistike' bir gerekçeyle ve bu nüfusun İsfahan'da yerleşmelerine, tüccarlarının iş hayatında etkin olmalarına, kilise kurmalarına destek vermiş.

İran sineması Ermeni sanatçıların gerek yönetmen gerek oyuncu olarak etkili olduğu bir alan. Oyuncu Mahiya Patrosyan, bu alanda en ünlü örnek. Kızım Meryem, Zehra Üniversitesi'nde moda tasarımı okudu. İran'ın tanınmış modacısı, artık bir marka sayılan Hakopyan, hocalarından biriydi. Tahran'ın Ermeni mahallesi, önemli konserlerin verildiği müzik salonuyla, spor merkeziyle, şehrin çekim merkezlerinden birini oluşturuyor. Ermeni mahallesindeki konser salonu, rock gruplarının özel bir izin almadan konser icra edebilmeleri nedeniyle, her zaman tıklım tıklım.

Yukarıda sözünü ettiğim, aynı takside yolculuk yaptığımız Armen'le, yolumuz uzun olduğu için epeyce sohbet edebilmiştik. İranlı bir Ermeni açısından bakıldığında Türkiye'den gelmiş bir Türk, bir bakıma milli kimliğin güç kazanması için de hep hatırlanan soykırım söylemi bağlamında bir yüzleşme yaşamanın ilginç olabileceği bir kişiymiş gibi gelebilir ilk anda. 'Soykırım' konusuna yakınlaşıyor Armen, sonra bu konuya girmekten kaçınıyor; daha doğrusu, sanki Armen beni yüzleşmeyi umduğu Türk olarak göremeyeceğini fark ediyor.

Armen'le konuşurken karşılıklı olarak öteki'nin sandığından farklı, yerlerinden yurtlarından edilen insanlardan söz açıldığında 'dokunsan ağlayacak kadar duygusal bir insan' olduğunu fark etmenin yüzlere yansıttığı bir ışık, gönüllere sağladığı bir hafifleme oluyor. Hepimiz Adem'le Havva'nın çocuklarıyız; doğduğumuz toprağı, annemizi babamızı, ırkımızı kendimiz seçmiyoruz ve içinde bulunduğumuz koşulların sunduğu imtiyazlara ya da dayattığı olumsuzluklara karşılık, adil ve dürüst olmayı başarmakla mükellefiz, insan olarak. Doğduğumuzda kendimizi içinde bulduğumuz koşulların sağladığının ötesinde neler kazandırabilmişsek kişiliğimize ve kişisel tarihimize, bir bakıma onunla sınırlı bir var oluşa sahibiz...

Armen gitmeye, gidebilmeye çeviriyor sözü yeniden: Yapabilse de mesela Kanada'ya yerleşse, olabilse de Amerika'ya gidebilse... Kanada'ya hatta Fransa'ya yerleşebilir aslında; İran'da Ermeni olarak baskı gördüğünü söylemesi yeterli bunun için. Fakat "bunu yapamam, yapmak istemem" diyor... Yönetimle ilgili şikayetleri varsa da bunlar dinsel inançlarının sınırlandırılmasıyla alakalı değil; herhangi bir İranlı nelerden yakınıyorsa, o da aynı şeylerden yakınıyor: Hayat pahalılığı, iş imkânı, ev kiralarının yükselmesi ve herhangi bir vatandaş olarak düşünce beyanı ve benzeri alanlarda daha fazla özgürlük, daha fazla temsil imkânı...

Hrant Dink cinayeti, muhtemelen 1915 soykırımına ilişkin anlatılarla yetişen İranlı Ermeni çocuklarının muhayyilesindeki soykırım müsebbibi Türk imgesini doğrulayan bir etki uyandırdı, Ermeni toplumu içinde. Yine de protestoların aşırıya kaçmadığı söylenebilir. İran hükümeti Ermeni vatandaşlarının bu alandaki protesto ve etkinliklerine, daha çok Ermeni nüfusunun yaşadığı Mecidiye ve Narmek gibi mahallelerde sınırlı kalması kaydıyla izin veriyor ve bu tür etkinlikler, protestolar genellikle kiliseler etrafında gerçekleşiyor...

Hrant Dink cinayetinin ardından Tahran'daki Kerim Han Caddesi üzerindeki -aynı zamanda ruhani liderin çalışmalarını yürüttüğü merkez olan- Sergis-i Mukaddes Kilisesi'nde, Ermeni Ruhani Lideri Sibve Sergisyan'ın katılımıyla bir tören düzenlendiğine ilişkin haberler Tahran'da yayımlanan gazetelerde yer aldı.

Sibve Sergisyan, İranlılık ortak paydasına verdiği destekle tanınan bir din adamı.

İran basınında Ermenilerin ülke kültürüne olumlu katkılarını anlatan yazı ve haberlere rastlamak her zaman olası. Yenilerde, Tahran-ı Emruz (Bugünkü Tahran) gazetesinde, Ermeni vatandaşların Şii taziye törenlerine katılımını konu alan Nergis Rızayi imzalı bir yazı okudum. Rızayi'nin bu yazısında verdiği bilgilere göre, Ermeni vatandaşlar ülkedeki bütün azınlıklara nispeten daha yoğun olarak Hazret-i Hüseyin'in yasıyla ilgili törenlere katılıyor. Araştırmacı yazar Seyyid Ahmet Vekiliyan, 'Halk Kültürü ve Muharrem' isimli eserinde, İranlı Ermenilerin Hazret-i Hüseyin'in başına gelen facia ile Hazret-i İsa'nınki arasında bir bağlantı kurarak taziye törenlerine katıldıklarını kaydediyor. Hazret-i Hüseyin'in Kerbela'da kesilen başını Şam'a doğru götüren kervanın yol üzerindeki bir kilise önünde verdiği molayı ve kilisede bulunan bir keşişin bu kesik başı gözyaşları içinde gülsuyuyla yıkamış olmasını konu alan rivayet, zulme karşı ortak duyarlılığın bir örneği olarak hatırlanıyor. (Tahran-ı Emruz, 5 Behmen 1385).

Zulüm ve adaletsizliği tanımlayacak ortak kelimelerden yoksunluk, günümüz insanının en büyük meselelerinden biri sayılabilir. Ulusçuluk ekenin şovenizm biçtiği bir yüzyılı arkamızda bıraktık. "Dünya yok; bunun nedeni de basit: Gezegende yaşayanlarının çoğunluğunun bir addan, basit bir addan bile yoksun olmaları" diye yazıyor Badiou, Sonsuz Düşünce'de.

Toprağı değil insanı önemsemeyi başarmak, insan olmaya ilişkin sorumluluğun en önemli parçası. Bu sorumluluğun üstesinden gelmek, niçin bir yüz yıl öncesinde olduğundan bile olanaksız görünüyor birilerimize ve ortak kelimeler üzerinde ittifak etmek neden bu kadar zorlaştırılıyor; insan canının daha fazla ucuzlamasına izin vermemek için, yaratılanı, Yaratan'dan dolayı sevmeyi, saymayı, onunla ilişkili sorumluluk üstlenmeyi yüreklendiren bir inancı/duyuşu koruyabilmek için de, bu sorular üzerinde düşünmeye devam etmek gerekiyor...


FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla