Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





HRANT'IN
ARDINDAN

Ömer Laçiner - Birikim (Şubat 2007)

HRANT DİNK'İN KATLEDİLMESİ:
BİR MİLAT OLMALIDIR...
(Devamı)

İktisadi-sosyal içeriği, bu hayli nesnel "tutunamama korkusu" ile şekillenmiş milliyetçilik -ki bu korkunun neden milliyetçiliklere, kimlik hareketlerine yöneldiği sorusu Birikim'de çeşitli vesilerle geniş biçimde açıklanmıştır- Türk/Türkleşmiş kesim gençliğinin sadece Türk olmalarından bir avantaj sağlamayı umacak kadar donanımsız unsurlarında mutlak bir nihilizmin eşiğinde duran bir ırkçılığa, onun söz ve davranış şirretliği ve sınır tanımazlığına dönüşmektedir. Yazılı basın, yayın ve televizyonlarda nadiren ve çıkardıkları "olay"lar vesileyle kendini duyuran bu plebyen/lumpen ırkçılığın ifade ve iletişim aracı internet siteleridir. Yasal milliyetçi parti ve derneklerin, varlığını pekala bilip, kollayıp, o açık ırkçı dillerini yansıtmadan "vurucu güç"lerini yedekte tutma politikalarının daha ihtiyatlı bir tarzını yürüten resmî milliyetçilik ise bunlardan devşirme kadroları kendi güvenlik aygıtlarının alt kademelerinde istihdam etmektedir. 1990'larla birlikte hatırı sayılır bir hızla çoğalan özel güvenlik şirketlerinin vasıfsız personelinin "insan kaynağı" da büyük ölçüde aynı kesimdir. Yine de ancak sayılı bir kısmı bu yollarla kurulu düzene tutunabilen sözkonusu kesimin yıllar geçtikçe büyüyen kalabalığının o oranda büyüyen umutsuz öfkesi, milliyetçiliğin ekonomik-siyasi rant kanallarına yerleşmiş olanlar tarafından şimdilik daha çok tekil siyasal suikastlerle tatmine -elbette üstü kapalı olarak- yönlendirilmekte ise de; linçlere, "Türklük düşmanı" azınlıklara yönelik kitlesel saldırı-imha teşebbüslerine de fazlasıyla açıktır. Aynı özelliklere sahip -çoğunluğu ile- genç bir kesimin, Kürt nüfus içinde, Kürt milliyetçiliğine sarılarak -belki daha da hızla- çoğaldığını da bilhassa belirtmek gerekir. Türkiye toplumunu 1990'lardan bu yana giderek daha fazla kuşatarak, artık iliklerine işlemeye başlamış milliyetçilik(ler) mengenesinin uçları bunlar özetle.

Türkiye'de aynı dönem boyunca, bu mengenenin gevşediği hatta bizzat varlığının sorgulanabilir olduğu evreler de oldu. Körfez depremi esnasında ülke ve dünya ölçeğinde bir acıyı paylaşma ve dayanışma, yardımlaşma havası soluyan Türkiye halkı, milliyetçiliğin temel gıdası olan "düşman milletlerle çevrili olma" psikozunun ve "kendimizden başka dostumuz yok" klişesinin ne denli geçersiz ve hatta büyük ölçüde kasıtlı bir aldatmaca olduğunu fark etme noktasına geldi. Türkiye'nin AB'ye aday üyeliğinin resmileşmesine kadar ülkeye egemen olan bu en azından "düşman korkusu"ndan epeyce temizlenmiş hava, bu havanın kendileri için "zehir" anlamına geldiğini pekala bilen her tür milliyetçiliğin, ABD'nin Irak'ı istilasının ve AB ülkelerindeki neo-milliyetçi akımların Türkiye'nin üyeliği aleyhine giriştikleri kampanyanın bileşik etkisiyle dağıldı çok geçmeden.

Şimdi, Hrant Dink'in katledilmesinin ülke halkının -belki çoğunluğunda değil ama- büyücek bir kesiminde ruhsal bir sarsıntı olarak yankılanması, 2000 eşiğinde Körfez depreminin yarattığı etkiyle kıyaslanabilir, milliyetçiliğin perdelediği ruh ve düşünce dünyamızda genişleyen bir çıkış yolu, ufuk açıcı bir perspektif açar mı? 2000 eşiğinde bunun belli bir düzeyde gerçekleşmesi, büyük ölçüde "dışarıdan" bir teşvikle, "düşman" addedilegelen milletlerin halkından gelen güçlü dayanışma, acıyı paylaşma hamlesinin ivmesi ile mümkün olabilmişti. Şu anda ise bu ivme, çok büyük ölçüde Türkiye toplumunun kendi iç gücünü harekete geçirebilme yeteneği ile sağlanabilir. Milliyetçiliğin kıskacından kurtulabilmenin ikinci evre atılımının da ancak böyle bir ivmeyle olması gerekir.

Eğer, Hrant Dink'in katledilmesi haberinin duyulması ile birlikte, vicdanının aklının ve ahlaki değerlerinin kendiliğinden bir hamlesiyle sokağa dökülen ve kendilerini kuşatan milliyetçilik(ler)e açıkça meydan okuyan sloganlarla Hrant Dink'i uğurlayan yüzbinlerin böylece yarattığı hava geçici değilse; artık yeter diyebilme kararlılığını birkaç ay bile sürdürecek güçte ise bu ivme yaratılabilir demektir. Bunun öncelikle, Hrant Dink'in katli dolayımında fışkırıveren kitlesel insani tepkinin suyundan gider görünerek, vaktiyle onun katillerinin beslendiği ideolojik gıdayı, özel olarak Hrant Dink'i karalayan yayınlarını unutturma telaşıyla davranan büyük medya ağının asli mevzilerine dönerek yapmaya koyulduğu ideolojik-siyasi yönlendirmeyi elinin tersiyle itecek bir zihni yoğunlaşmayı sürdürmek gerekiyor. Büyük medyanın, o ilk günlerde resmî milliyetçiliği yedekleyen bir tutumla Hrant Dink cinayetini kınadığının altını çizmek gerekir. Cinayetin asıl olarak "Türkiye'ye", yani kurulu düzenin başlıca iç ve dış sorunlarda savunduğu resmî tezlere ve uyguladığı politikalara büyük zarar verdiği tespitinden hareketle yürütülen büyük medya yayınları, sokağa dökülmüş yüzbinlerin insani-vicdani tepkilerini, bu tepkiyi besleyen duyarlılıklarla açılmış zihnî dünyalarını, resmiyetin gereksinimlerine doğru manipüle etmeye yönelikti. Türkiye'nin, Türkiye toplumunun uygarca bütünlüğünün değil, sadece genel iktidar paylaşımının taraflarından biri olanların, konum-çıkar koruma güdüsüne karşılık düşen o çıkar tespitleri, onlara dayanak olan resmî tezler, kanatları altında Hrant Dink'in ve daha nicelerinin katillerinin ideolojik gıdası olan milliyetçiliğin en üst düzey ifadesinden başka bir şey değildi ve olmadı da.

Türkiye toplumunun bireysel iç ilişkilerinden başlayarak onun tüm bileşenleri arasında ve çevresiyle ilişkilerinde aklın, vicdanın ve hukukun egemen kılınmasını hedefleyen bir yeniden inşayı önüne koyması "doğası gereği" talep edecek 19 Ocak tepkisi, bu cenahtan gelen uyuşturucu desteğe karşı mesafeli durmaya bilhassa dikkat etmelidir. Bu tepkinin karşısında geçici olarak inlerine çekilmiş ulusalcı ve soy "sivil" milliyetçiliklerin, çok geçmeden dişlerini göstermesi, sözkonusu tepki potansiyeli için açık bir fiziki tehdittir elbette. Şimdilik yüzbinlerin tepkisi kendisini bir eylem -ilişki- hareket olarak örgütlemeye giriştiğinde bu tehdidi mutlaka gözönünde tutacaktır. Ancak tehdidin bu türü, ürkütücü belki geriletici olabilir ama, bileyicidir de. Oysa büyük medyanın onunla aynı kulvar ve işlevi paylaşan orta yolcu -merkez- zihniyetin kurum ve kuruluşlarının, kısa bir süre suret-i haktan görünüp, şimdilerde sinsice başlattığı kuşatma, sarmalama operasyonu, kullandığı yıpratma mantığı ve yöntemleri ise orta vadede çok daha zararlı olabilecektir. Hürriyet gazetesinin şu son günlerde yaptığı yayın, özellikle genel yayın yönetmeninin yazıları bu açıdan ibretle incelenmesi, ele alınması gereken bir örnektir.

Tekrar edelim. Şu veya bu millete ait olmanın, -edinimle, seçimle değil, doğuştan sahip olunan bu özelliğin- insanî-toplumsal varoluşumuzun asli belirleyeni olduğu/olması gerektiği yolundaki temel milliyetçi argüman, yaklaşım, insan ve toplumları ergeç ve kaçınılmaz olarak herhangi bir canlı varlığın, sürülerin algı ve davranış dünyasına çeker, indirger. O nedenle milliyetçiliğe karşı duruş, insanlığımızı koruma, insanı insan yapan yetilerimize, duygu ve duyarlılıklarımızı hayatlarımızın ekseni, belirleyicisi kılma mücadelesidir. Ve sadece ülkemizin ve bölgemizin değil, dünyamızın da şu son derece kritik evresinde bu keskin ayrımın bilincinde olmak, daha katedilecek çok uzun ve belirsizliklerle dolu bir yol olsa da, bu yolun inşası için mutlak ihtiyacımız olan yeni, yaratıcı çözümlerin, önerilerin ruhu, can damarıdır.





FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla