
Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Ortodoks, Budist, Zen Budist, Yehova
Şahitleri, Sebataycılık, Masonluk, Ledz-i Cezir, Evangelistler,
Taoizm, Satanistler, -lık, -izm... Bu listeyi bir uzatmaya kalkarsak
rahatlıkla bir kitap yazabiliriz. Dünyanın dört bir yanında farklı
inanç sistemleri, cemaatler, tarikatlar, örgüt ve oluşumlar ve
her bir çatının, son yıllarda artarak devam eden alt açılımları,
yaşanan bölünmeler, bağımsızlığını ilan eden alt kollar... "Tutku"
filmi Mel Gibson'ı Forbes dergisinin araştırmasına göre
en ünlüler ve geçen yıl kendi kategorisinde en çok kazananlar
listesinde birinci sıraya oturturken, "Da Vinci'nin Şifresi"
de yazarı Dan Brown'u gelmiş geçmiş en çok satan yazarlar
sıralamasının ilk basamaklarına taşıyor.

Bir yanda Hz. İsa'nın çilesi, diğer yanda Tapınak Şövalyeleri,
Masonlar, Hıristiyanlığın farklı bir tanımlaması. Ardından Vatikan'ın
hazırladığı kitaplar (Artık Türkçe çevirileri de yayınlanmaya
başladı). Çekilen filmlere, yazılan kitaplara (Tapınak Şövalyeleri
başlıklı yedi kitap raflardaki yerini aldı ve dört tanesi ilk
10 sıralamasında yer alıyor) gösterilen bu ilgi neden?

İnanç ve bir yere ait olmak hissi hiç kuşkusuz insan doğasının
en temel ihtiyaçlarından biri. İnanç her ne kadar bireysel bir
olgu gibi görünse de aslında beraberinde sosyalleşmeyi ve bir
yere, bir topluluğa ait olmayı getiriyor. Bu bir kilise, bir mabet,
bir loca, bir dergâh olabilir. Sonuçta birey, sosyal bir topluluğun
bir üyesi oluyor. Sorumluluk alıyor, bir ülkü ediniyor ve dayanışmaya
aktif olarak katılıyor. Hayatına anlam katıyor.

21. yüzyılın sunduğu teknolojik olanaklar bireyselleşmeyi hızlandırırken,
dünyanın inanç tablosunu da bir mozaiğe çeviriyor. Teknolojinin
sunduğu olanaklar farklı grupların, fikirlerin kendini duyurabileceği
kanallar yaratıyor. Bu kanalların kullanılmasıyla da, medyada,
günlük hayatta yaşadığımız gürültü kirliliğinin bir yansıması
da "inanç" dünyamızda yaşanıyor. Yine ortada milyonlarca insan
var ki, bir seçim yapmaya, bir yerlere dahil olmaya çalışıyor.
Akılları karışık. Ve bu ortada kalanları, gençleri, yeni nesilleri
kendilerine çekerek güç kazanmak, geleceğe ağırlığını koymak isteyen
gruplar, cemaatler, tarikatlar...

Ortada kalanların ise kafası karışık. Günlük hayatın baskısı,
ekonomik koşullar, yalnızlaşan insanlık ve bunlardan kaçmak isterken
de bir başka kalabalık. Yeni bir başlangıç şansını sunan, huzuru
ve mutluluğu vaadeden, özgürlüğe, tabuları kırmaya çağıran, doğayla
bütünleşmeyi öneren, farklı anahtarlar sunan...

Tablo gittikçe karmaşıklaşıyor. Binlerce yıllık kökleri olan Kiliseler,
yine binlerce yıllık dayanakları olan oluşumlar bir kurumsallığı
sergilerken bir de "pasta hazır karışmışken ben de ne kopartırsam
kârdır" diyen ve hiç çekinmeden "şaklaban" diyebileceğiniz liderler
ve güçlerini artırmaya çalışan parazitler var. Diğerlerinin de
güçlü yapılarını kaybetme olasılığı duruma farklı bir boyut katıyor.

Tibet'teki Zen Budist tapınağı ile New York'daki aynı değil. Yine
bugün Avrupa'da, Afrika'da, Güney Amerika'da kurulan farklı isimler
altında, ana kiliselerin de tanımadığı, onaylamadığı yeni kiliseler
var ve sayıları her geçen gün artıyor. Birçok farklı cemiyetin
de benzer sorunları var. 7 kıtalık pasta o kadar büyük ki herkese
bir şans var.

Peki sonrası ne olacak? Uyuşturucu, fuhuş, derin devletler, ekonomik
krizler, Hollywood, 45 dakikalık dizinin içindeki 75 dakikalık
reklamlar, alkol, tüketim, çevre kirliliği, doğal afetler, petrol,
su ve insanları bunların dışına taşıyabilecek noktada "inanç"
çatışmaları. Oldukça karamsar bir paragraf oldu. Bu tabloda rol
alanların "Tutku" filmine koşması, "Da Vinci'nin Şifresi"ni
bir solukta okumaları aslında bir ipucu: "Çıkış" aranıyor.

3 kilo civarında doğan bir bebek. Minicik elini onu yeni bir başlangıca
davet eden doktoruna uzatıyor. Her şeyden habersiz. Tertemiz.
Locke'nin dediği gibi boş bir levha belki de. Bu bebek nereden
nereye sürüklenirse sürüklensin içindeki cevher saklı duracak.
Belki üstünü toz kaplayacak ama altın hep bir yerlerde parlayacak.
Dünyanın bir kıyamete doğru gittiği şüphe götürmez bir gerçek.
Bu kıyamet "The Day After Tomorrow" filmindeki midir? Evangelistlerin
inandıkları mıdır? Yoksa Dan Brown'ın tüm röportajlarında
dile getirdiği entelektüel kıyamet midir?

Ortada birçok son senaryosu var. Son sözü bebeğin içindeki
"altın" söyleyecek.

Başka bir şeyin son sözü söylemesini düşünmek bile istemiyorum.





