Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR




Güncelleme: 18. 07. 2005
Bugün
Bakınca

Aret Vartanyan
"Tutku" filminden,
"Da Vinci'nin Şifresi"ne...



Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Ortodoks, Budist, Zen Budist, Yehova Şahitleri, Sebataycılık, Masonluk, Ledz-i Cezir, Evangelistler, Taoizm, Satanistler, -lık, -izm... Bu listeyi bir uzatmaya kalkarsak rahatlıkla bir kitap yazabiliriz. Dünyanın dört bir yanında farklı inanç sistemleri, cemaatler, tarikatlar, örgüt ve oluşumlar ve her bir çatının, son yıllarda artarak devam eden alt açılımları, yaşanan bölünmeler, bağımsızlığını ilan eden alt kollar... "Tutku" filmi Mel Gibson'ı Forbes dergisinin araştırmasına göre en ünlüler ve geçen yıl kendi kategorisinde en çok kazananlar listesinde birinci sıraya oturturken, "Da Vinci'nin Şifresi" de yazarı Dan Brown'u gelmiş geçmiş en çok satan yazarlar sıralamasının ilk basamaklarına taşıyor.

Bir yanda Hz. İsa'nın çilesi, diğer yanda Tapınak Şövalyeleri, Masonlar, Hıristiyanlığın farklı bir tanımlaması. Ardından Vatikan'ın hazırladığı kitaplar (Artık Türkçe çevirileri de yayınlanmaya başladı). Çekilen filmlere, yazılan kitaplara (Tapınak Şövalyeleri başlıklı yedi kitap raflardaki yerini aldı ve dört tanesi ilk 10 sıralamasında yer alıyor) gösterilen bu ilgi neden?

İnanç ve bir yere ait olmak hissi hiç kuşkusuz insan doğasının en temel ihtiyaçlarından biri. İnanç her ne kadar bireysel bir olgu gibi görünse de aslında beraberinde sosyalleşmeyi ve bir yere, bir topluluğa ait olmayı getiriyor. Bu bir kilise, bir mabet, bir loca, bir dergâh olabilir. Sonuçta birey, sosyal bir topluluğun bir üyesi oluyor. Sorumluluk alıyor, bir ülkü ediniyor ve dayanışmaya aktif olarak katılıyor. Hayatına anlam katıyor.

21. yüzyılın sunduğu teknolojik olanaklar bireyselleşmeyi hızlandırırken, dünyanın inanç tablosunu da bir mozaiğe çeviriyor. Teknolojinin sunduğu olanaklar farklı grupların, fikirlerin kendini duyurabileceği kanallar yaratıyor. Bu kanalların kullanılmasıyla da, medyada, günlük hayatta yaşadığımız gürültü kirliliğinin bir yansıması da "inanç" dünyamızda yaşanıyor. Yine ortada milyonlarca insan var ki, bir seçim yapmaya, bir yerlere dahil olmaya çalışıyor. Akılları karışık. Ve bu ortada kalanları, gençleri, yeni nesilleri kendilerine çekerek güç kazanmak, geleceğe ağırlığını koymak isteyen gruplar, cemaatler, tarikatlar...

Ortada kalanların ise kafası karışık. Günlük hayatın baskısı, ekonomik koşullar, yalnızlaşan insanlık ve bunlardan kaçmak isterken de bir başka kalabalık. Yeni bir başlangıç şansını sunan, huzuru ve mutluluğu vaadeden, özgürlüğe, tabuları kırmaya çağıran, doğayla bütünleşmeyi öneren, farklı anahtarlar sunan...

Tablo gittikçe karmaşıklaşıyor. Binlerce yıllık kökleri olan Kiliseler, yine binlerce yıllık dayanakları olan oluşumlar bir kurumsallığı sergilerken bir de "pasta hazır karışmışken ben de ne kopartırsam kârdır" diyen ve hiç çekinmeden "şaklaban" diyebileceğiniz liderler ve güçlerini artırmaya çalışan parazitler var. Diğerlerinin de güçlü yapılarını kaybetme olasılığı duruma farklı bir boyut katıyor.

Tibet'teki Zen Budist tapınağı ile New York'daki aynı değil. Yine bugün Avrupa'da, Afrika'da, Güney Amerika'da kurulan farklı isimler altında, ana kiliselerin de tanımadığı, onaylamadığı yeni kiliseler var ve sayıları her geçen gün artıyor. Birçok farklı cemiyetin de benzer sorunları var. 7 kıtalık pasta o kadar büyük ki herkese bir şans var.

Peki sonrası ne olacak? Uyuşturucu, fuhuş, derin devletler, ekonomik krizler, Hollywood, 45 dakikalık dizinin içindeki 75 dakikalık reklamlar, alkol, tüketim, çevre kirliliği, doğal afetler, petrol, su ve insanları bunların dışına taşıyabilecek noktada "inanç" çatışmaları. Oldukça karamsar bir paragraf oldu. Bu tabloda rol alanların "Tutku" filmine koşması, "Da Vinci'nin Şifresi"ni bir solukta okumaları aslında bir ipucu: "Çıkış" aranıyor.

3 kilo civarında doğan bir bebek. Minicik elini onu yeni bir başlangıca davet eden doktoruna uzatıyor. Her şeyden habersiz. Tertemiz. Locke'nin dediği gibi boş bir levha belki de. Bu bebek nereden nereye sürüklenirse sürüklensin içindeki cevher saklı duracak. Belki üstünü toz kaplayacak ama altın hep bir yerlerde parlayacak. Dünyanın bir kıyamete doğru gittiği şüphe götürmez bir gerçek. Bu kıyamet "The Day After Tomorrow" filmindeki midir? Evangelistlerin inandıkları mıdır? Yoksa Dan Brown'ın tüm röportajlarında dile getirdiği entelektüel kıyamet midir?

Ortada birçok son senaryosu var. Son sözü bebeğin içindeki "altın" söyleyecek.

Başka bir şeyin son sözü söylemesini düşünmek bile istemiyorum.








FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla