



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR
|

|
|
Bugün
Bakınca
Aret
Vartanyan
|
Kamuoyu
dediğin...
Yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan?
Gazete manşetleri mi kamuoyunu yaratıyor, kamuoyu mu gazete manşetlerini?

"Kamuoyu son gelişmelerden rahatsız.", "Arkamızda kamuoyu desteği
var.", "Kamuoyunun yansıttığı tepkiler...", "Kamuoyunda krizin
etkisinin azaldığı görülüyor", "Bir de kamuoyuna sormak gerekir".......

Gazete manşetlerinden seçim kampanyalarının dayatılmasına, sayısız
kararın alınıp uygulanmasından parti liderlerinin yaptığı açıklamalara,
savaş ilanlarına kadar dayanak arayan her açıklamanın altından
kamuoyu çıkıyor. Kamuoyu denen bu güç nasıl bir şeydir ki bu kadar
etkili bir silah, zaman zaman da bir tehdit unsuru olarak öne
sürülüyor.

Kamuoyu ile ilgili cevap aradığım bir soruyu sizlerle paylaşmak
istiyorum. "Kamuoyu"olarak isimlendirilen kavramın ardında ne
var? Kamuoyu, çoğunluğun taşıdığı değerlerin yansıdığı bir uzlaşma
noktası mıdır? Yoksa kendini iyi ifade eden, günümüze uyarlarsak
kitle iletişim araçlarını etkin kullanan, organize olmayı başarmış
azınlığın çıkarttığı ve manipüle ettiği ses midir?

Bu iki cevap arasında gidip gelirken Neumann aklıma geliyor. E.
N. Neumann'ın "sessizlik sarmalı" kuramına göre öne çıkmış
olan görüşler güçlenme eğilimini gösteriyor. Öne çıkan görüşün
karşısında kalanlar da zaman içinde gerilemeye başlıyor. Öyleyse
gazete manşetleri, Tv bantları mı kamuoyunu yaratıyor? Bugün yadırgadığımız
bir haberi göre göre belki de bir hafta sonra benimsemeye başlıyoruz.

Medya iletişim bilimlerini ve disiplinlerini çok iyi biliyor artık.
Son Afganistan Savaşı'nda Amerika medyasının yaptığı propagandanın
etkinliğini savaş karşıtı seslerin cılızlığı gösteriyor. Vietnam
Savaşı sırasında böyle miydi? Bu kez Amerika dışarıdaki başarı
için içerideki kamuoyu desteğinin gerekliliği bilinciyle yola
çıktı. 11 Eylül'den başlayarak medya izlendiğinde stratejileri
yakalamak mümkün. Örneğin ilk günden başlayarak resmi açıklamalarda
savaş sözcüğü tek başına hiç yok. Teröre karşı savaş ve Amerika'ya
yapılan haksız saldırı var... Gerçekliği ve zamanlaması tartışılan
Filistin'den sevinç gösterileri... "İslam" ve "Terör"
sözcüklerinin yan yana kullanımı... Bush'un Haçlı Savaşı
dil sürçmesi(?) hemen ardından da cami ziyaretleri... Onlar ve
biz... Afganistan'a atılan yiyecek paketlerinin içine yerleştirilen
radyolar... Kulelere çarpan uçak pilotlarının kimliklerinin açıklanmaması...
Savaş karşıtı medyanın akıllı manevralarla sindirilmesi...

Sonuç neydi? Teröre karşı koskocaman bir ittifak. "Dünya kamuoyu
bunu destekliyor". Acaba?

1938 ünlü Münih krizine bir bakalım. Münih Konferansı'nda Hitler
ve Mussolini'ye Çekoslavakya'yı perişan edecek tavizlerin
verilmesinin ardından Fransız kamuoyunun büyük çoğunluğunun Münih
yanlısı olduğu açıklandı. Siyasetçiler arasında sadece komünistlerin
ve birkaç bağımsız ismin anlaşmalara karşı çıktığı haftalarca
gazetelerde anlatıldı. O dönemin basını incelendiğinde birkaç
gazete dışında tüm gazeteler aynı mesajı veriyordu: Kamuoyu Hitler'e
karşı bir direniş politikasını reddediyordu. Neredeyse Çekoslavakya
için ölmeye hazır bir tek Fransız bile yoktu.

1939 yılında Jean Stoetzel tarafından kurulan Fransız Kamuoyu
Enstitüsü'nün yayınladığı araştırma sonuçları ise farklı bir gerçeği
ortaya koyuyor. Fransızlar'ın %57'si anlaşmayı doğru bulduklarını
söylerken, %37'si buna karşı olduğunu ifade ediyor. %6'nın yorumu
yok. %37'lik karşıt görüş oranı, Fransız Komünist Partisi oylarının
üç katından fazla. Öyleyse, Almanlara karşı olanlar sadece Komünistler
değildi. Ve belki de anlaşmayı doğru bulan %57'nin bir bölümü
gazete manşetlerinin etkisinde kanaatlerini oluşturmuştu. Hele
ki Mart 1939'un Haziran ayında Prag'a düzenlenen Hitler bombardımanlarının
ardından yapılan araştırmalar her altı Fransız'dan beşinin Almanya'yı
kınadığını ortaya koyuyor.

21 yüzyıl insanı habere anında ulaşıyor. Internet gibi bir gücü
var. Ancak, her ne olursa olsun henüz kamuoyu güvenilirliği tartışılmaya
devam ediliyor. Aslında kamuoyunun kim olduğu bilinmiyor. Fısıltı
gazetesi gücünü koruyor. Siyasiler hiç bıkmadan yalan söylüyor.
Bazı gazeteler taraf tutuyor. Bazıları inadına direniyor doğrunun
ve gerçeğin uğrunda. Sessiz çoğunluk küçüleceğine büyüyor. Konuşanlar
bağırıyor. Bağıranlar söz sahibi oluyor. Aziz Nesin'in bir hikayesinde
olduğu gibi başsız kalanların lideri mahallenin delisi oluyor.
Gazete sahipleri ticaret yapıyor, politikaya atılıyor, kavga ediyor.
Bu yüzden manşetler bulanık görünüyor. Gelişmekte olan ülkemizde(?),
sistemin her noktası kendini sorgularken, dört bir yandan çatırtılar
gelirken "medya" da kendini sorguluyor. Medya her şeyden önce
siyaset yapanların ağzını sulandırıyor. Propagandanın en güçlü
aracı olarak medyayı kullanmak istiyor. İster dünyanın süper gücü
olsun isterse en ilkel kabilesi. Hiçbir şey olmuyorsa, gücü yeten
kendi medyasını yaratıyor ya da varolanı seslendiriyor. Soru işaretleri
çok fazla. Hepsi de uzun uzun tartışılacak boyutta.

Şimdi tekrar başa dönelim. "Kamuoyu" olarak isimlendirilen
kavramın ardında ne var? Kamuoyu, çoğunluğun taşıdığı değerlerin
yansıdığı bir uzlaşma noktası mıdır? Yoksa kendini iyi ifade eden,
günümüze uyarlarsak kitle iletişim araçlarını etkin kullanan,
organize olmayı başarmış azınlığın çıkarttığı ve manipüle ettiği
ses midir?

En azından yapmamız gereken bir şey var. Ödüllü "anchorman"lerimizin
ağzından çıkan sözcükleri, renkli gazetelerimizin 72 puntoluk
manşetlerini, kıtalara ulaşan uluslararası televizyonların görüntülerini
çağımızın hastalık derecesindeki hızlı temposu içinde zihnimize
kaydetmeden önce biraz sorgulamak ve arkasındakini görmeye çalışmak.
Belki bu kadarı bile daha iyi olanı yaratmak için hepimize güç
kazandırır.




|
|
|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni

Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler
ve
İnsanlar

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|