



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

 |
Azınlık
vakıflarında
kaybedilmiş eşeği bulmanın sevinci
Osmanlı
döneminde padişah fermanlarıyla kurulan eğitim, sağlık gibi
cemaat içi hayır işlerine yönelik azınlık vakıfları 1935 tarihli
2762 sayılı Vakıflar Kanunu'yla büyük bir sarsıntıya uğradı.
Asıl amacı İslami vakıfları denetlemek olan bu yasaya dayanan
Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) tüm vakıflardan ellerinde bulunan
mülklerin envanterini istedi. Aradan yıllar geçti. 1964'te Kıbrıs
bunalımından sonra, Yunanistan'a Türkiye'deki Rum azınlık üzerinden
bir tür misilleme yapmak isteyen devlet, 1936'dan kalma bu envanterleri
hatırladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, azınlık vakıflarının sadece
bu envanterlerde yer alan mülklere sahip olabileceğini bildirerek,
1936'dan sonra edindikleri malların eski sahiplerine iade edilmesi,
eski sahibi ölen mülklerin ise Hazine'ye devredilmesi için harekete
geçti.

1970'ten
itibaren açılan davalarla 1936'dan sonra azınlık vakıflarının
edindiği tüm mallar geri alındı. Bu mülklerin çoğu cemaat mensuplarının
bağışları ya da miraslarıydı. Azınlık temsilcileri her hükümet
değişikliğinde bakanların kapısını aşındırdı ama bu sorun aşılamadı.
Özellikle son yıllarda Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin taraf
olduğu uluslararası sözleşmelerden dolayı ciddi bir sıkıntı
içine girdi: Ülke içinde hukuki süreçte çözülemeyen bu tür davaların
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ulaşması halinde Türkiye'nin
mahkum edilme ihtimali yüksekti. Sadece bir Rum cemaati vakfı
1995'te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu, başvuru
2001'de kayda alındı. Önümüzdeki aylarda başlanacak olan yargı
sürecinin sonucu şimdiden belli.

İşte
mecliste kabul edilen AB uyum yasalarının 4. maddesi Türkiye'nin
önüne çıkacak bu sorunların da aşılmasını sağlamış oldu. Ancak
Prof. Baskın Oran'ın belirtiğine göre vakıflar mallarını otomatikman
değil dava açarak geri alabilecekler. 4. maddeyi açacakları
davalarda kendi lehlerine gerekçe olarak kullanabilecekler.

Ermeni
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink:
Şan tiyatrosunu yeniden inşa edebileceğiz
Aslında azınlık vakıflarının ellerinden çıkan mülk sayısı abartıldığı
kadar fazla değil. Belki de toplam 500 mülk üzerine fırtına
koparılıyor. İstanbul'da kayıt altına alınmış olan tüm taşınmazların
toplamının 2 milyon 680 bin civarında olduğunu düşünecek olursak
Meclisteki tartışmaların anlamsız olduğunu daha iyi kavrarız.
Türkiye'de bazı kesimler fobilerini hobi haline getirdi. Bu
kesimler, korkularını seviyorlar ve bunu topluma dikte etmeye
çalışıyorlar.

Aslında bu madde abartıldığı kadar önemli değil. 1936'ya kadar
ve hatta 1974'e kadar biz istediğimiz mal üzerine tasarrufta
bulunabiliyorduk. Ama 1974'ten sonra vakıflarımızın malları
ellerinden alınmaya başlandı. Şimdi bu hakkın iadesi söz konusu.
Yani bir nevi eşeği kaybedip bulmanın sevincini yaşıyoruz. Artık
okullarımızın, hastanelerimizin kalitesini arttırabiliriz. Bu
arada Şan Tiyatrosu'nu da yeniden inşa edebileceğiz. Fakat,
vakıf mülkleriyle ilgili bu kadar küçük bir sorunun 'uyum yasaları'
gibi iddialı bir paketin içinde yer almış olması doğru değildi.
Bu sorun Bakanlar Kurulu'nun alacağı bir kararla ortadan kalkardı.
Çünkü bu durumda toplumun zihniyetinde, 'bu yasalar AB istediği
için Meclis'ten geçti' diye bir anlayış var.

Yunanistan'daki
Türklerin hakkını da AB koruyor
Yunanistan,
AB'nin baskısıyla 1979'da Batı Trakya'daki Türk vakıflarına
mülk edinme hakkını tanımak zorunda kaldı. Ama Türk vakıflarının
önüne uygulamada birçok engel çıkardı. AB, hak ihlallerini sürdürmesi
üzerine 1998'de Yunanistan'ı ''birlik içinde insan hakları ihlalinin
en fazla yaşandığı ülke'' ilan etti ve çeşitli yaptırımlar uygulamaya
başladı. Yunanistan, 1999'dan itibaren bu konuda olumlu adımlar
atmaya başladı, hükümet Batı Trakya'da hak ihlallerini sürdüren
bürokratları birer ikişer görevden almaya koyuldu. Ama gerek
AB ve gerekse Batı Trakya Türkleri atılan adımları yeterli bulmuyor.

Antakya
Hıristiyan Kilisesi Cemaat Vakfı Başkanı Jozef Naseh: "Birey
olarak mülk alıyorum ama vakıf olarak engelle karşılaşıyorum"
4. maddenin bize çok faydalı olduğuna inanmıyorum. Çünkü
yeni mülk edinme kararı Bakanlar Kurulu'na bırakıldı, yani siyasi
mekanizmaya verildi. Bizim Hıristiyan olmamızdan kaynaklanan
sorunlar var. Bunu aşmak için hoşgörü yerine toplumsal uzlaşma
kavramını koymak gerekiyor. Hoşgörü bazen bozulabiliyor ama
toplumsal uzlaşma daha kalıcı. Ben birey olarak istediğim yerde,
istediğim malı alıp satabiliyorum. Fakat vakıf olarak yaptığımızda
engellerle karşılaştık. Zamanın Cumhurbaşkanı Demirel'e sorunlarımızı
anlatan bir dosya sunmuştuk. Toplam 30 civarında mülkümüz var.
Ama bunların içinde arsalarımız var ki biz bunları cemaatin
yararına kullanamıyoruz.

Meclis'teki
iddiaların aksine Fener'de Rum vakıflarına iade edilecek mülk
yok
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetiminde 159 azınlık vakfı var.
Bunların 77'si Rum, 52'si Ermeni, 19'u Musevi, 1 tanesi de azınlıklara
mensup esnafa ait. Lozan Anlaşması'nda sayılan resmi azınlık
statüsünde olmamalarına rağmen Süryanilere ait 9 vakıf da aynı
hukuka tabi. Tüm bu vakıfların 1936 sonrasında edindikleri ve
daha sonra ellerinden çıkan mülklerinin sayısı tespit edebildiğimiz
kadarıyla 483. Bu mülklerin 3'ü Anadolu'da, diğerleri İstanbul'da
yer alıyor. İstanbul'da Ermeni vakıfları 1936'dan sonra az sayıda
(30), ama değerli mülkler edinmiş: Beyoğlu'ndaki İGS binası,
Eminönü Selamet Han, Develi Apartmanı ve arsası, Gedikpaşa Ermeni
Protestan Okulu, Bomonti Ermeni Okulu gibi.

Rum vakıflarının ise 1936'dan sonra edindikleri mülk sayısı
450'yi buluyor. Ama bunlar çok değerli mülkler değil. İstanbul'da
Rumca yayımlanan İho Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Andrea
Rombopulos, Rum vakıflarına ait ihtilaflı 450 mülkün envanterini
çıkarmış. Bu taşınmazların büyük bir bölümü Adalar, Şişli, Beyoğlu,
Çengelköy, Kurtuluş ve Samatya'da bulunuyor. Meclis Anayasa
Komisyonu'nda 4. madde ile ilgili tartışmalarda bazı milletvekilleri,
bu yasayla birlikte Fener'de Patrikhane'nin civarında olan yüzlerce
yapının Rum vakıflarına iade edileceğini belirterek böylece
Patrikhane'nin Vatikan'a dönüştürüleceğini iddia etmişlerdi.
Rombopulos ise, ''1936'dan sonra Rum vakıfları Fener civarından
tek bir taşınmaz dahi almadılar, o bölgede ihtilaflı bir yapı
söz konusu değil'' dedi.


Hürriyet
Gazetesi'ten alınmıştır.
|
| |
|

FARKLI
RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

Tarihte
Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar
ve
Özel Günler

Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi
Eserler

Mizah

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|