



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
Güncelleme:
06 / 09 / 2007
|

Feza
Kürkçüoğlu / Birgün:
İçişleri Bakanı Namık Gedik, 6-7 Eylül 1955'deki Saldırıyı Şöyle
Tanımladı:
'Bu bir galeyan-ı millîdir!'
İki yıl önce, Beyoğlu Karşı Sanat Galerisi'nde bir sergi açılışındaydık.
"6-7 Eylül Olayları"nın 50. yıl dönümüydü.
Karşı Sanat Çalışmaları ile Tarih Vakfı'nın birlikte
düzenlediği
"6-7 Eylül Olayları Sergisi", emekli Tümamiral Fahri
Çoker'in arşivindeki fotoğraflarından oluşuyordu.

Serginin açılışından biraz sonra merdivenlerde siyah takım elbiseli
ülkücüler belirdi. İçeri girdiler. Sergilenen fotoğraflara yumurtalar
atıp, parçalamaya başladılar. "Ya sev, ya terk et!" diye biten
bildirilerini okudular. Herkes şaşkındı. Sloganlar eşliğinde geldikleri
gibi gittiler.

Bütün bunlar olurken, yaşlı bir çifte takılmıştı gözüm. Gözlerindeki
korkuyu gördüm, bir daha bakamadım. Muhtemel ki, 6-7 Eylül 1955
gecesini yaşamış, o korkunç gecenin üstünden tam elli yıl geçtikten
sonra da bu saldırıyı yaşamaktaydılar. Onlar, o unutamadıkları
fotoğraflara bakarken, baskın yapanlar kendilerine tutulan aynaya
bakamamıştı...

GÖZÜ DÖNMÜŞ BİNLERCE KİŞİ...
Adnan Menderes'in başbakan olduğu Demokrat Parti (DP) iktidarı
döneminde, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul ve İzmir'de meydana gelen
olayların ardında "Kıbrıs Sorunu" yatmaktaydı. Kıbrıs'ta Rum ve
Türk toplulukları arasındaki gerginliğin yükseldiği günlerdi.
6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba konulmasıyla
birlikte olaylar başladı. Haber öğle saatlerinde radyodan yayınlandıktan
sonra Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun
da yazı işleri müdürü olduğu İstanbul Ekspres gazetesi
ikinci baskısını yaptı. "Atamızın Evi Bomba ile Hasara Uğradı"
başlığı atan gazete bir anda tükendi. Gazeteyi satanlar, o dönemde
kurulmuş olan "Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti"
ve milliyetçi çizgideki öğrenci dernekleri üyesi gençler ile Demokrat
Partili militanlardı.

Taksim Meydanı'nda toplanan grup, İstiklal Caddesi'nde Rumlara
ait işyerlerine saldırmaya başladı. Ellerinde demirler, sopalar
ve kazmalarla birlikte binlerce kişi saldırıya geçti. Bu saldırganların
bir kısmının İstanbul dışından geldikleri, sonradan yağmaladıkları
mallarla yakalanınca anlaşıldı. Aynı saatlerde İstanbul'un dört
bir yanında aynı manzara yaşanmaktaydı. Kurtuluş, Ortaköy, Arnavutköy,
Bakırköy, Kumkapı, Eminönü ve hatta adalar... Her yer yanmaktaydı.
Rumların işyerlerine, evlerine, kiliselere, okullara ve hatta
mezarlıklara saldırılmış, yakılmış ve yağmalanmıştı. Rum kadınlarına
tecavüz eden bu gözü dönmüş serseri güruhu, bir papazı da sünnet
edeceklerdi.

Olaylardan sonra, bir gün önce birilerinin Türk olduklarını bildikleri
mağazalara "Türk bayrağı asmalarını" telkin ettikleri,
olaylar sırasında da Türk bayrağı asmayan mağazaların yakılıp,
yıkıldığı, yağmalandığı ortaya çıkmıştı. Tanıklar, bütün bu olaylar
olup biterken, polisin müdahale etmediğini söyleyeceklerdi.

27 Mayıs İhtilali'den sonra, "6-7 Eylül Olayları"na sebebiyet
vermekten hüküm giyen DP yöneticilerinin yargılandığı mahkemede,
İstanbul'un polis müdürlerinden Orhan Eyüboğlu'nun ifadesi:
"Bir ara Beyoğlu'nda nümayişçileri dağıtmaya çalışıyorduk.
Emniyet Umum Müdürü Ethem Yetkiner'i gördüm. Yetkiner
bana sokularak; 'İki cam için bu kadar şiddet göstermeyin' dedi.
Dahiliye Vekili de vilâyette, 'Bu bir galeyan-ı millîdir.
Şiddet kullanmayın' diyordu." şeklinde olacaktı.

6 Eylül gecesi başlayan olayların kontrolden çıkması üzerine İstanbul,
Ankara ve İzmir'de Sıkıyönetim ilan edildi. Saldırılar sabaha
kadar sürdü. O utanç gecesinin bilançosu ise; resmi rakamlara
göre 3 ölü, 30 yaralı, resmi olmayan rakamlara göre de 16 ölü
ve yüzlerce yaralı olacaktı. Olaylar sırasında; 4340 atölye ve
mağaza, 2000 konut, no lokanta, 83 kilise, 27 eczane, 21 fabrika,
12 otel, 11 klinik ve dispanser, 5 dernek binası, 3 gazete matbaası
ve 2 mezarlık yakılıp, yağmalanacaktı...

SUÇLU BELLİDİR: KOMÜNİSTLER...
Olayların ardından DP, "suçluları bulma isteği" ile yanıp tutuşur.
Suçlular zaten önceden bellidir: Aziz Nesin ve arkadaşları!
Listeler hazırdır. Birkaç fire dışında hepsi tutuklanır. Listedeki
isimlerden biri çoktan ölmüş, bir diğeri askerdedir. Sebati
Selimoğlu yerine oğlu, Avukat Esat Âdil yerine de meslektaşı
Faik Muzaffer Amaç gözaltına alınır. 52 komünist, "6-7
Eylül 0layları"nın sorumlusu olarak tutuklanır. Aralarında Aziz
Nesin, Hasan İzzettin Dinamo, Dr. Hulusi ve Müeyyet Dosdoğru,
Kemal Tahir, Asım Bezirci gibi aydınların olduğu tutuklular
dört ay sonra serbest bırakılırlar.

Aziz Nesin, "Salkım Salkım Asılacak Adamlar" isimli kitabında
olayları, şu satırlarla değerlendirecekti: "6-7 Eylül olayının
gerçek sorumlu ve suçlusu Menderes hükümetiydi. O olayın çapulcu,
talancı ve yağmacıları da hükümetin elaltından kışkırtıp sonradan
dizginleyemediği ayaktakımı (lümpenlerdi. Peki, biz neydik? Hücreye
atılanlardan hiç birimizin bu olayla uzaktan yakından en küçük
bir ilişkimiz yoktu. Ben hiç olmazsa olay gecesini az çok yaşamıştım.
İçimizde 6-7 Eylül olaylarını gazeteden öğrenen bile vardı."

6-7 Eylül'den sonra Türkiye'de yaşayan gayrimüslimler için artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. 6-7 Eylül'de sadece Rumlar
değil aynı zamanda Ermeniler, Yahudiler ve Beyaz Ruslar da saldırılara
maruz kalmıştı. Cumhuriyet ile birlikte yaşanan 1923 Türk-Yunan
Nüfus Mübadelesi, 1934 Trakya Olayları, 1941 Amele Taburları,
1942 Varlık Vergisi'nin izleri henüz taze iken bu kez derin bir
yara daha açılacaktı. Rumların büyük bir bölümü önce 1955'te,
sonra 1964, 1974 ve 1981'de ülkeyi terk edecekti...

MUHTEŞEM BİR ÖRGÜTLENME!
Peki gerçekte ne olmuştu? 1955'te Kıbrıs üzerine görüşmeler
sürdüren Türk hükümeti, güçlü bir destek arayışı içindeydi. Bütün
dünyada ses getirecek kuvvetli bir destek. Destek yoksa yaratmak
gerekir, diyerek Atatürk'ün evine ses bombası atılır... Ya bu
"tertip olaya" karıştığı iddia edilenler? Olayın ardından tesadüf
bu ya, hemen hepsi bir şekilde önemli konumlar elde ederler. Selanik'teki
eve bomba atmakla suçlanan öğrenci Oktay Engin, olaydan sonra
Emniyet Teşkilatı'nda çalışmaya başlar ve yıllar sonra Nevşehir
Valisi olarak emekli olur. Selanik Konsolosluğu görevlileri "Büyükelçi"
olarak emekli olurlar. İstanbul Ekspres'in sahibi Mithat Perin
DP'den milletvekili, yazıişleri müdürü Gökçin Sipahioğlu ise uluslararası
bir ajansın sahibi olacaktır.
Tamamen tesadüf!..

'SADECE ONLAR MI SUÇLUDUR?'
O dönemde Özel Harp Birimi'nde görevli bir subay olan Orgeneral
Sabri Yirmibeşoğlu, 1991'de gazeteci Fatih Güllapoğlu'na
verdiği röportajda: "6-7 Eylül'de bir Özel Harp işidir ve
iyi bir örgütlenmeydi. Amacına ulaştı. Sorarım size bu muhteşem
örgütlenme değil miydi?" diyerek olayın karanlıkta kalan
yanına dikkat çeker. 27 Mayıs Yassıada Mahkemeleri'nde DP yöneticileri,
6-7 Eylül Olayları'nı tertiplemekten suçlu bulunur.
Bulunur da, sadece onlar mı suçludur?

Yaşananlar unutulmadı. 6-7 Eylül'ün üzerinden elli iki yıl geçti.
"6-7 Eylül" olmadı, diyen milliyetçiler / ulusalcılar nasıl utanmadan,
nasıl sıkılmadan bu yalanı söylemeye devam ediyorlar, anlamak
mümkün değil. Yaşayanların hepsi yalan söylüyor diyelim, ya fotoğraflar?
Fotoğraflar yalan söylemez! O yüzden bu yalanı sürdürenler, hâlâ
aynalara bakamıyorlar...


BURADA,
yerimizde kalacağız.
Kiliselerimizi yeniden yapmak, ölülerimizi gömmek, okullarımızı,
işyerlerimizi, evlerimizi toparlamak için Rumlar düştüğümüz
yerden doğrulacaklar
ve yerimizde kalacağız.
Doğduğumuz, büyüdüğümüz dedelerimizin ve babalarımızın
"şimdi kırık dökük de olsa" mezarlarının bulunduğu
bu ülkede kalacağız.
O kırık mezarlardan, harabeye dönmüş kilise,
okul, dükkân ve evlerimizden
yeni bir dünya yaratacağız.
(...)
Bizler bu ülkede ne reayayız ne de rehine.
Bizler de bu vatanın evlatlarıyız
ve bunu ispat etmek için
her alanda çaba sarfediyoruz.
Her
zaman bu ülkenin
kanunlarına saygılı vatandaş olduk
ve hep öyle kalmaya devam edeceğiz. Hıristiyanlıktan kaynaklanan
manevi değerlerimiz ve kültür birikimimizle, bizden önce
her türlü sıkıntıya göğüs gererek burada yaşamayı sürdürmüş
olan atalarımızın torunları olduğumuzu göstereceğiz.
Ama bu işler ağıt yakarak ve ağlaşarak olmaz.
Sesimizi
yükselteceğiz ve
başımıza gelen bu felaketin
gelmemiş olması gerektiğini haykıracağız. Garantilerden
ve can güvenliğinden bahsedeceğiz. Bizler bugün hâlâ Rum'uz.
Embros (İleri)
gazetesi,
İstanbul, 15 Eylül 1955
|

|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

Tarihçe

Bayramlar
ve
Özel Günler

Büyükada
Rum
Yetimhanesi

İoannis
Papadopulos

Rum
Ortodoks
Patrikhanesi

Rum
Cemaatleri

Rum
Okulları

Rumca
Basın

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|