Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR







Röportaj


'Hayat Roman'dan sonra hayat

Reklamcı diye tanımladığımız ve bir zamandır mesleğini annelerinden bile sakladığımız meslek grubu üyeleri, çarpıcı yazın eserleriyle sık sık gündemimizi meşgul ediyor. İşte Fidan Terzioğlu... Genç bir mühendis iken reklamcılık yapan, oradan da istifa edip yazar olmaya karar veren yeni yeteneğimiz Terzioğlu ile çok satan ve edebiyat çevrelerinden de oldukça olumlu tepkiler alan romanı "Hayat Roman" hakkında editörümüz Esra Baydan söyleşti. Bu söyleşi, Virgül dergisinin Mart 2002 sayısında da yayınlandı.

Esra Baydan:'Hayat Roman'da son durağı New York olan bir iç yolculuğu anlatıyorsun diyebilir miyiz?

Fidan Terzioğlu: Romanın coğrafi olarak son durağı New York, doğru. Ama anlattığım hikayeyi bir iç yolculuk olarak tanımlamayalım. Bir sürü insan var içinde ve hikayenin sonunda hepsi birtakım dönüşümlere uğramış durumdalar. Bir kişinin kendiyle hesaplaşmasını didikleyen, sadece ve sadece onu anlatan bir hikaye değil. Ama diğer taraftan, her roman, yazılma macerasını düşünürsek, yazan için bir iç yolculuk oluyor kaçınılmaz olarak.

EB:Koza Uçuran sen misin?

Fidan Terzioğlu:Hmm, bu sorudan kaçışım yok galiba. Kitabı açıyorsun, ilk sayfada, işini bırakan bir reklam yazarı. Fakat benim de şu cevabı vermem lazım; Koza ben değilim. Roman, roman olarak okunmalı. Hayat bu kadar matematiksel bir kurgu üzerinden ilerlemiyor. Zaten öyle olsaydı edebiyata ihtiyacımız da olmazdı. 'Hayat Roman'daki karakterler ve olaylar, anlatmak istediğim şeye alet olarak yaratılmış durumdalar.

EB: Yazarken okuru ne kadar düşünüyorsun?

Fidan Terzioğlu:Sanırım kafamın içinde, yazmak istediğim şeye göre içeriği değişen, ama hiçbir zaman yüzü cisimleşmeyen bir okur var. Onu içimde ne kadar kuvvetle hissedersem, cümleler o kadar kolay çıkıyor. Yazmak sadece kendim için yaptığım birşey değil.

EB: Bu 'yüzü olmayan okur' nasıl biri?

Fidan Terzioğlu:Çok sevdiğim biri. Belki de bütün insanlığın içinde sevdiğim her ne varsa, hepsini içinde birleştiren bir okur.

EB:Kendinle ilişkin nasıl yazarken?

Fidan Terzioğlu: Yazarken kendimi heyecanlandırmayı ne kadar başarırsam, sonuç okuyanı o kadar heyecanlandırıyor diye düşünüyorum. Kendi yazdığımdan sıkılıyorsam, onu kimse okumasın zaten. İnsanın yazdıklarıyla kendi kendini provoke etmesi lazım. Yazı, kendi yazanını ne kadar kamçılıyor, kanını ne kadar kıpırdatıyor, sınırlarını ne kadar genişletiyor, bunlar önemli.

EB:Sınırlar nerde bitiyor?

Fidan Terzioğlu: İşte onu keşfetmek için yazıyorum zaten. Neler olacağını bilmeden oturuyorum işin başına. Bitince bakıyorum, böyle böyleymiş demek ki diyorum.


EB: İpler kimin elinde?

Fidan Terzioğlu
: İp falan yok bu durumda. Ortada kontrol eden, dayatan, zorla yaptıran biri olması gerekmiyor. Yazanla okuyan, iki kutuplu, gelgitli, sorulu-cevaplı bir oyun kuruyor metin üzerinden.

EB:
Romanda aşağı yukarı bütün kahramanlarına eşit mesafede gibi duruyorsun. Öyle mi gerçekten?

Fidan Terzioğlu
: Hikâyeyi birinci tekil şahıs ağzından anlatmaya başlayınca yazar, o anda bir seçim yapıyor aslında. Diğerlerine ve o ağzından konuştuğu adama eşit mesafede durması pek mümkün değil. Bu, yazarken unutulmaması gereken bir tuzak aynı zamanda. Yazar hiçbir cümlede, aslında bütün roman kişilerinin dışında bir yerde bulunduğunu ve o bulunduğu yerin de neye benzediğini unutmamalı diye düşünüyorum. Okuyucuda bir roman kişisinin ağzından konuştuğu izlenimini yaratsa da, yaptığı şey aslında hiçbir noktada bu değil.

EB:
O mesafeyi nasıl ayarlıyorsun?

Fidan Terzioğlu
: Romandaki hiçbir karakteri kayırmamam lazım. Duygusal olarak çok bağlanıp birini, ya da hepsini tek taraflı görmeye başlarsam yandım. Tam bir karakter yaratamam o zaman. Bir tarafta bu var. Öbür tarafta da, kantarın topuzunu kaçırıp fazla ironik bir anlatıcı haline gelebilirim. Onu da yapmamam lazım. Bu ironi fazla kaçınca yazarın kendini fazla önemsemesi, tepeden bakması durumuna yol açabiliyor. İşte bu iki tarafın ortasında, doğru hissettiğim dengeyi sağlayarak ilerliyorum.

EB:
Uzun zaman reklam yazarlığı yapmışsın. Bunun roman yazarlığına etkisi ne oldu?

Fidan Terzioğlu
: Reklam yazarlığının verdiği şey, her sözcükle, her fikirle ince eleyip sık dokuyarak uğraşma, her birinin hakkı neyse onu verme çabası. Reklam yazarlığında insan anlatmak istediği şeyi kısıtlı alanda, kısıtlı sürede en iyi şekilde aktarmak üzere inceltiyor kendini. 'Evet, işte bu tam da böyle söylenirdi'yi kovalamaya alışıyor. Yani elbette, eğer kafayı buna takmışsa. Fakat reklam yazarının çıkış noktası, eline hazır verilmiş, kendi seçimi olmayan bir fikir olduğundan, bu çaba bir süre sonra kendine rağmen sürdürdüğün bir şey haline gelebilir. O noktada fena halde kendine zarar vermeye başlıyorsun.

EB
: Reklam yazarlığıyla roman yazarlığının en büyük farkı ne?
Fidan Terzioğlu
: Reklamcı bir takım çözümler gösterme telaşındadır. Halbuki edebiyatçı tam öbür kutupta, soruları bulup çıkarmakla uğraşmaktadır.

EB:
Endüstri mühendisliği okumuşsun. O mesleği hiç yaptın mı?
Fidan Terzioğlu
: Endüstri mühendisliği kendine göre bir düşünce sistemi. 'Şimdi bu problem en iyi nasıl çözülebilir?' fikri üzerine kurulu. O soruyu sormayı alışkanlık edindiğin zaman bence o mesleği yapmış oluyorsun. Doktorluk diploması alıp da doktorluk yapmamaya pek benzemiyor. Sonuçta ben o diplomayı bir sürü şeye alet etmişimdir.

EB:
Hayat Roman'dan sonra hayat nasıl?

Fidan Terzioğlu
: Hayat Roman'ın okuyanlarıyla beraber oluşan, kendi kendine ilerleyen bir hikayesi var bir tarafta. Öbür tarafta benim hayatımda ondan bağımsız ve onunla birlikte oluşan bir sürü şey var. Kitabın etkisini bunların arasından kolay sıyırıp çıkaramam ama, kitabın hayatımda açtığı kapıdan memnunum. Bu beni özgürleştiren bir kapı, çünkü tam gitmek istediğim yönde yürümemi sağlayan bir kapı. Hayatta en çok istediğim şey yazmaya istediğim gibi devam edebilmek.

Şubat 2002


Diğer röportajlar için tıklayınız

 


KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla