Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...Güncelleme: 18.01.2002


"Dostlar" ve "Çisenti"den

Biri kentimizin en saygın sanat tiyatrolarından, diğeri ise son yıllarda daha çok çocuk oyunları ile bilinen bir topluluktan, apayrı iletiler sunan iki oyun

Yeni oyun "bolluğu" sürüyor - ve bu nedenle, bugün de iki oyuna birden değinmek istiyorum. Her ikisi de oldukça hafif ve kendi çapında birtakım düşündürücü öğeler taşıyan güldürü türündedir.

Ekranın arkasında ne var?
Otuz yılı aşkın bir süredir nitelikli oyunları ile sanat/tiyatroseverlerin sürekli alkışlarını hak etmiş olan Genco Erkal, "Yarışma" oyunu ile TV'deki rating olgusunu eleştirirken, acaba kendi tuzağına mı düşüyor?! Oyunu birlikte izlemiş olduğum bir dostum, "Genco'ya pek yakıştıramadım!" derken, eşim de, oyunun sonunda bitmeyen alkışlara teşekkür eden Erkal'ın yüzünde acı bir tebessüm gördüğünü belirtiyordu...

Ben, konuya o denli "sert" bakmıyorum. Hiç kuşku yok ki, Gogol, Brecht ve Sartre ile tanımaya başladığımız, N.Hikmet, A.Nesin ve son olarak C.Yücel'i bize aktaran bu "Yalınayak Sokrates"imizi bir bulvar komedisinde görebileceğimizi ben de düşünmemiştim. Bundan öte, kentimizde halen (çok şükür!) yeterli sayıda "Genco'cu" bulunduğundan, bu değerli tiyatrocumuzun salonu pek boş kalmazdı - ve bu bağlamda diyelim ki, kendisi bu oyun ile "geniş kitlelere" de yönelmek istedi!

"Seks - Dalavere - Kültür" alt başlığını taşıyan, Fransız TV yapımcısı Laurent Baffie'nin yazıp Umur Bugay'ın dilimize uyarladığı, Erkal'ın yönettiği oyun, televizyon dünyasına amansız bir eleştiriler yumağını içermekte. Sadece görünüşte bir "kültür" yarışmasının yapımını konu edinen öyküde, kapitalist sistemin simgesel bir aynası olan bu sektördeki çıkar çatışmalarına, tüm acımasızlığı ile tanık oluyoruz. Kanal patronu - program yapımcısı - sunucu - yarışmacı - izleyici ekseninde "yukarıdan aşağıya" oluşan bu "pasta paylaşma" kavgası boyunca, izleyici kitleleri TV kanallarınca bir çeşit "meta", canlı olarak yayınlanan çekim süresince ise konuk izleyiciler, stüdyo şefi tarafınca birer "alet" olarak kullanılmaktadır! Öte yandan canlı yayınların nasıl "delinebileceğini" görüyor, oyunun sonunda ise TV ekranı arkasındakilerine uzanan uyuşturucu bağımlılığı ve eşcinsellik gibi göndermeler ile karşı karşıya kalıyoruz.

"Yarışma"da beş kişiyi izliyoruz: Genco Erkal'ın canlandırdığı yapımcı Franck, doğum yapmış eşini hastanede ancak dört gün sonra görebilecek, abartıya kadar varan iş tutkusu ile, rating yitiren programını kurtarmak için giriştiği kurnazca plan için seksi bir fotomodeli kullanmaya karar veriyor. Oyunun asıl devinimi, Cindy'nin (Şebnem Özinal) bir kültür yarışmasına katılabilecek hiç bir niteliği bulunmamasından gelişiyor - rating'i patlatacak çekiciliği ve "dekolte" giysileri dışında... Yarışmanın sunucusu Stéphane (Ziya Kürküt) ise, bir tür "Elvis-Beyaz" karışımı olarak, başta hanım izleyicilerinin büyük beğenisini kazanmışken, daha sonra basın tarafınca açığa çıkartılan eşçinselliğini ayrı bir "beğeni" unsuru olarak kullanmaya başlayacaktır! Stüdyo konukları (ve bu bağlamda Dostlar Tiyatrosu'nun izleyicileri) ile bire-bir ilişki kurmakla görevli stüdyo şeki Jean-Pierre (Erdem Akakçe) ise, onlara çeşitli tabelalar aracılığı ile "alkış"lama, şarşırma ("AAAA!") ve üzülme ("OOOO!") komutlarını veriyor. Gerçek yarışmacı, yapımcının kurtulmak istediği "kocakarı" yetmişlik Paulette (Zeynep Irgat) ise olup bitenlerden bihaber, ardından şaşkın ve öykünün sonunda ise suçlu durumuna düşüyor!

Bir yıla yakındır Paris'te büyük başarı ile sahnelenen "Sex, Magouilles et Culture" başlıklı oyunun yazarı, onbeş yıldır televizyon ile iç içe olduğu için, Le Monde Gazetesi'nin de belirttiği gibi "...bu oyunla televizyonun bütün yozlaşmış, satılığa çıkarılmış, kirletilmiş, histerik, çığırtkan, ahmak, kültürsüz yönlerini..." sergilerken, her halde -tüm abartılara karşın- gerçek durumları aksettirmekten pek uzak kalmıyor. Paris'teki gösterinin program defterinde de kendisinin belirttiği gibi "...yaşayan veya yaşamış kimselerle tüm benzerlikler, mantık çerçevisinin içindedir."

Her ne kadar oyunun sonunda "bu gibi durumlar, ülkemiz için asla geçerli olamaz!" gibi bir yorum getiriliyorsa da, buna hiç kimsenin inanmasını beklemiyoruz - ve bu olguların sürekli biçimde ortaya dökülmesi, Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu'nu alkışlamak için belki de yeter...

Alçak gönüllü tiyatro
Daha çok, Ali Poyrazoğlu'nun deyimiyle "iyi oyunlar seçmedikleri için" kapılarını kapatan Dormen Tiyatrosu'ndaki "koşuşturmaca" güldürüleriyle tanıdığımız Ray Cooney'in kaleminden gelen "Şimdi Yaşa, Sonra Öde" oyununu, geçenlerde Akatlar Kültür Merkezi'ndeki Tiyatro Çisenti'den izledik. Tam on yıldır "perde" diyen bu topluluk, önceleri Albert Camus ve Dario Fo gibi saygın yazarların yapıtlarını sahnelerken, son yıllarda daha çok çocuk oyunları ile büyük başarı kazandı. Bu topluluktan üç yıl önce gene Akatlar'da Çetin Altan'ın "Dilekçe"sini izlemiş ve bu sütunlarda sizlere tanıtmıştım.

Üç kişinin sahneyi paylaştığı bu yeni oyunlarını, gene Dormen'deki güldürülerde büyük beğeni kazanmış ve daha Devekuşu Kabare'den anımsadığımız Suat Sungur "götürecek" derken - yanıldık işte! Hiç kuşkusuz ki Sungur, aynı beklediğimiz biçimde sağlam ve dengeli bir oyun çıkarıyor, ancak onun yanında, ilerisi için gerçekten umut vaadeden genç bir yeteneği izledik: TV izleyicisi olmadığımdan, "Baba Evi" dizisinden tanımadığım Mine Çayıroğlu, oyunun ilk ve ikinci perdeleri arasındaki kişilik değişimini oldukça başarılı biçimde sergilerken, Suat Sungur ile güzel bir diyalog oluşturabiliyor.

Konu, güldürü ağırlıklı olmakla birlikte, insanoğlunun değişimini irdelemeye yöneliktir, en başta. Asıl öykü Gene Stone tarafınca yazılmış ve (anladığım kadarıyla) Ray Cooney tarafınca "hafifletilmiş": Kendi başına buyruk, üstelik oldukça "alternatif" düşünceli bir genç kız, birlikte yaşadığı erkek arkadaşı ile kavga ederken, alt katta tek başına oturan "annesinin kuzusu", bekâr, düzenli yaşamı yeğleyen, orta yaşlı bir memura sığınır. Tabii ki "ateş" ile "su" bir araya gelirken, başta sayısız sorun çıkacaktır; ne var ki, her an doğuracak durumda hamile olan genç kızın, memurun yardımı ile dairedeki kanapede dünyaya getirdiği bebek, her ikisinin yaşamına bir dönüm noktası getiriyor...


Üst katta geride bırakılmış yarı "yarma" erkeğin (Tarkan Koç), yitirmiş olduğu kız arkadaşını geri getirmeye kalkışması, oyuna ayrı bir devinim katıyorsa da, asıl ilişki genç kız ile orta yaşlı memur arasındadır. Burada sergilenen kuşaklar ve yaşam biçimleri arası çatışma ve oradan doğan tepkiler ile bu tür bir tepkiler yumağından önce oluşan sevgi ile ardından gelen aşk, aslında sürekli olarak işlenen konulardır - ancak bu insani ilişkiler, size iki başarılı oyuncu tarafınca sunulduğunda, "işte, tiyatro budur!" diyebileceksiniz. Taksim'den ve Şişli'den belki gelmenize gerek yok, ancak Levent veya Etiler çevresinde oturanlara, bir akşam gitmelerini öneririm.

   



Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla