|

Vakit
geçirmek için "Çılgın" bir "Haftasonu"
Deneyimli
tiyatrocu Gencay Gürün, Tiyatro İstanbul'da bu mevsim de batıda
başarılı olmuş bir oyunu, ülkemizde sevilen sanatçılara sahneleterek,
bazı meslektaşlarının "öldü-bitti!" diye nitelendirdikleri tiyatroyu
yaşatmasını biliyor.

Delikanlıya
kan tahlil sonuçlarını bildiren, aile ile haşır-neşir doktorları,
"Dostum, ne yazık ki, sende AIDS belirtileri bulduk..." dediğinde,
genç adam "Eyvah, bunu muhakkak hizmetçiden kaptım," yanıtını verirken,
yüzü birden daha da ekşir: "O halde - vay canına! - babam da AIDS
kapmış olacak, çünkü onun da aynı çıtır kızla ilişkisi vardı...
Üstelik - yüzde yüz anneme de bulaştırmıştır!" Bunun üzerine, doktor:
"Eyvah - öyle ise, bende de var...!"

Tiyatro
İstanbul'un yeni oyunu "Çılgın Haftasonu" yukarıdaki
satırlar ile hiç bağlantılı olmamakla birlikte, bana nedense bu
bilinen fıkrayı anımsattı. Zira Marc Camoletti bu salon güldürüsünde,
benzerlerinde sık sık görülen "üçgen" ilişkisi, bu oyunda iki, zaman
zaman üç veya dört "üçgen" sunuyor, sahnede gördüğümüz beş başkişi
arasında...

"Şeytani"
bir plan
Bernard (Can Gürzap), eşinin de bulunduğu tatil evine, bu
hafta sonu doğum gününü kutlamak üzere metresini de çağırmıştır.
Ancak, bu ilişkiyi belli etmemek için, "tampon" olarak kullanmayı
düşündüğü yakın dostu Robert'i (Metin Serezli) de konuk eder;
onun ise, başına geleceklerinden haberi yok! Ne var ki, bu şeytani
planın gerçekleşmemesi için, her şey ters gidecektir: Robert, gerçekte
Bernard'ın eşi Jacqueline'in (Nilgün Belgün) aşığıdır. Beri
yandan, Jacqueline'in o gece için çağırmış olduğu hizmetçi (Ebru
Tekgündüz), Bernard'ın sevgilisi Brigitte (Şahnaz Çakıralp)
ile aynı ismi taşıdığından, onunla karıştırılır... İşte, tüm bu
etmenleri birbirleri ile karıştırırsanız, karşınıza içiçe girmiş
kaç "üçgen" çıkacaktır acaba?!

İtalyan
bir aileden İsviçre'de doğmuş Marc Camoletti, benzer "karışıklık
güldürüleri" ile ününü başta Fransa'da yapmıştır. Özellikle "Boeing
Boeing" başlıklı oyunu, yazarı 1960'da zirveye ulaştırır; 18 ayrı
dile çevrilerek 55 ülkede sahnelenmesi ile 1991 yılında "Guiness
Rekorlar Kitabı"na bile alınmıştır; ayrıca Tony Curtis'in başrolü
oynadığı çok sevilen bir film olarak da milyonlarca izleyiciyi kahkahalara
boğar. 1985 yılında Paris Théâtre Michel'de ilkgösterimi yapılıp
bugüne dek bini aşkın kez sergilenen, ayrıca Londra'da "Don't Dress
For Dinner" adı altında on yıl süreyle oynanan "Çılgın Haftasonu",
nitelikli sahne yapımları ile sevilgen salon güldürülerini başarılı
biçimde harmanlayamayı bilmiş Tiyatro İstanbul'da bu mevsim
boyunca da oldukça tutulacağa benzer...

Gerçekten
de, bu prodüksiyon tiyatrosunun deneyimli sanat yönetmeni Gencay
Gürün, geçtiğimiz yıllarda da gördüğümüz gibi, batıda başarılı
olmuş oyunları, ülkemizde sevilen sanatçılara sahneleterek, bazı
meslektaşlarının "öldü-bitti!" diye nitelendirdikleri tiyatroyu
yaşatmasını biliyor! Birkaç yıl önce gördüğümüz Yasmina Reza'nın
"Sanat"ından tutun, Neil Simon'un güzelim oyunlarından, Oscar Wilde'ın
"İdeal Koca"sına dek, bu salonun hiç bir koltuğunu boş görmemiştik
- ve tüm bu oyunları, bu sütunlara getirerek sizlere severek ve
içten önerdik.

Akılda
kalan...?
İşte,
"Çılgın Haftasonu" da, aslında (tiyatroda her dem aradığımız) kalıcı
hiç bir ileti içermemek ve "fars" türüne yakın olmakla birlikte,
gene de güldürmek ve dolayısıyle eğlendimek amacını tam olarak yerine
getirmesini bilmiştir. Zaman zaman abartıya varan ve sonlara doğru
artık bazen gereksiz yere yinelenen bazı diyaloglar dışında, başkişiler
arasındaki ikili-üçlü sahneler başarılı biçimde kotarılmış ve devingenliği
ile izleyiciyi gene de oyunun sonuna dek sürüklüyor.

Hiç
kuşku yok ki, yıllarını vermiş olduğu deneyimleri, gene uzun yılların
getirdiği sahne yorgunluklarını kat kat aşan Metin Serezli
ve Can Gürzap, oyunu götüren iki kutuptur. Nilgün Belgün,
profesyonel açıdan hiç bir kusur göstermemekle birlikte, bu ikilinin
gölgesinde kalıyor, aynı yorumu alımlı metres Şahnaz Çakıralp
için de getirmem gerekir... Öte yandan, sahnede ilk kez izlediğim
Ebru Tekgündüz, hizmetçi rolünde bence oyunun en çok kayda
değer sanatçısıdır. Nasıl ki, bundan iki yıl önce aynı sahnede "köpek"
"Sylvia" rolündeki genç İnci Türkay bir yetenek olarak yıldızlaşmışsa,
Ebru Tekgündüz de bu oyunda izleyicilerin aynı biçimdeki alkışlarını
aldı.

Peki, akılda kalan her hangi bir sahne veya söz yok muydu (yoksa,
salt bir "sabun köpüğü" olarak akılda mı kalacak!) bu oyunun? Kendimizi
çok zorlarsak, Brigitte'in hizmetçi giysisinin, Bernard ve Robert
tarafınca birkaç çabuk el hareketiyle şık bir gece elbisesine çevrilmesi
- öte yandan, "erkeğin kadını" aldatması, "kadının erkeğe" aynısını
yapmasına oranla çok daha "doğal" (!?) olarak görünmesi gibi, aslında
gerçekten oldukça önemli bir sorunsalın ortaya dökülmesinden başka
elle tutulur pek bir sonuçla ayrılamadık bu güldürüden...

Gene
de - nasıl derler? - "stres atmak" veya "hoşça vakit geçirmek" için,
rahatlıkla gidilebilecek bir oyun!


Diğer
yazılar için tıklayınız
|