|

"Evlenme"yelim
mi yoksa?
19.
Yüzyıl büyük Rus yazarı Gogol'un, dönemine taşlamalar yağdıran güldürüsü
ile bugünkü çarpık yaşam kurallarına bir ayna tutan, çarpıcı-yenilikçi
bir oyun.

Tiyatro
Oyunevi'nde bundan üç yıl önce izlemiş olduğum "Hikâye-i
Don Kişot"u bu köşeye taşırken, Orta Oyunu biçimindeki sahnelenişine
parmak basmıştım. Gerçekten de, bu yenilikçi topluluğun başını çeken
Mahir Günşiray'ın, geleneksel Türk tiyatrosuna gönül borcundan
mı olsa gerek - 19. Yüzyıl Rus yazınının büyük üstadı Nicolai Gogol'un
iki perdeli güldürüsü "Evlenme"yi de Orta Oyunu'na benzer
bir ortamda sahneye koymuş. İzleyiciler, yüz metrekare dolaylarında
olduğunu kestirdiğim dikdörtgen salonun duvar kenarlarında oturuyor
ve ortada iki paspas ile ayrılmış "erkek tarafı" ile "kadın tarafı"
olan bölmeler arasında gelişen devinimleri, bir tenis maçındaki
gibi başlarını sağa-sola çevirerek izliyorlar!

Oyun,
üç kadın ve dört erkeğin, "Eyes Wide Shut" filminden bildiğimiz,
Şostakoviç'in "Jazz Suite"inin vals müziği ile sahneye girmeleriyle
başlar - Orta Oyunu başlangıcı olan "raks" bölümüne bir gönderme!
Ne var ki, diğer olası koşutluklar, benim gibi bu halk tiyatro türümüzün
uzmanı olmayanlar için bundan pek ileriye gitmedi: oyundaki kişileri,
Orta Oyunun geleneksel tiplerine pek benzetemedim; daha sonra ortaya
çıkan erkek ve kadın çöpçatan ile Kavuklu ve Pişekâr arasındaki
koşutluğu da (eğer varsa!) çıkaramadım, doğrusu.

"Travesti"
toplum!
Gogol'un tiyatro başyapıtı sayılan "Müfettiş"ten iki yıl
önce yazılmış ve alt başlığı "İnanılmaz bir Olay" olan bu
acı kentsoylu taşlaması 1945 yılında Melih Cevdet Anday ile
- şimdi sıkı durun! - "Şalom"a haftalık "İsrail Mektubu"nu gönderen
emektar gazeteci ve bir dönemin saygın çevirmeni, Ağabeyimiz Erol
Güney tarafınca Türkçe'ye kazandırılmış.

Oyunun
konusu, "evlilik müessesesi" dediğimiz, her birimizin başına gelmesi
gereken olay ile onun oluşması üzerine kurulu. Gogol'un özgün metni,
her ne kadar evlenmek isteyen memur Patkolyosin'in açısından işlenmiş
ise de, Günşiray'ın uyarlaması konuya iki ayrı "eşit kutuptan" yaklaşıyor
- bir yandan gelin adayı, Gogol'da biraz geçkin mirasyedi, ancak
burada geçkinliği pek de ortaya dökülmeyen varlıklı Agafya,
halası Arina ve hizmetçisi Dunyaşka ile diğer yandan
dört ayrı damat adayının açılarından. Günşiray'ın yönetimi, Podkolyasin'i
evliliğe özendiren dostu Koçkarev'de aynı sürükleyiciliği
bırakmışken, "itici" kadın çöpçatan Fekla'yı daha çok odağa
almış gibi...

Gogol'un
sunduğu iletiler, soylu-asker-tüccar-memur çekişmesinin öne çıktığı
19. Yüzyıl Çarlık dönemine (ki, o yıllarda birer sömürü nesnesi
olan mujik = köylüler ve henüz ortada belirmemiş işçi kesimi
konu sayılmazdı!) has taşlamaları içeriyor - izlediğimz uyarlama
ise, bunların günümüze uygun olanlarını devralmış... Nedir bunlar?
Evlilik ve "aşk" pazarlaması olguları yanısıra, özdekçilik (= materyalizm),
gösteriş, kültürlü görünmeye öykünme, yüzeysel duygusallık, fırsatçılık
- veya oyunun program kitapçığında belirtildiği gibi "...kendini
olduğundan daha ... medeni göstermeye çalışan bir toplumun 'travesti"
bir konum yaşamasıyla düştüğü absürd, tuhaf, gülünç durumlar..."
- kutlanılacak, olağanüstü yerinde bir benzetme!

"Risk"
ve yenilikçilik
Oyunun ilk bölümünde "kadın tarafı"nda gelin adayının hazırlanışı
ön plandayken, "erkek tarafı"ndaki hazırlıklar, olduğunca sessiz
biçimde gelişiyor; kendi halindeki memur İvan Kuzmiç Patkolyosin
ise, ancak çöpçatanların özendirmeleriyle daha ileride bu "yarış"a
katılacaktır. İddia sahibi diğer adaylar ise, sırasıyla öne çıkarlar:
"Mümeyyiz" İvan Pavloviç Omlet, geniş omuzlu ve yakışıklı
olması yanı sıra, işinde de başarılı ve dolayısıyla kendinden pek
emin. İnce ve görgülü Nikanor İvanoviç Anuçkin, "Fransız
ekolünden" olduğunu "rrre"li konuşmasıyla betimlemekte. Emekli deniz
subayı Baltazar Baltazaroviç Jevakin ise, ne başındaki kalpağı
ile kelliğini, ne de anlattığı Sicilya anılarında romantizminin
yapaylığını gizleyemiyor!

Her biri soyluluğa özenen bu damat adaylarını böylece tek tek tanımamızın
ardından, gelinliğe hazırlanan tüccar kızı Agafya Tinohovna ile
önce tek tek tanışmalarına, daha sonra ise birlikte karşılaşmalarına
tanık oluyoruz. İşte burada Gogol, döneminin St. Petersburg kentsoyluluğuna
"ince" olmaktan çok, "vurucu" taşlamalarını yöneltmekte; örneğin
karşılaştığı yapaylığa karşı Agafya'nın "Amaan, hiçbiri para
etmez, çünkü hepsi soylu. Bunların yerine bir tane şöyle tüccar
olsaydı, daha iyiydi!" gibi haykırmasıyla. Sonunda ise, tüm
bu "dangıl-dungul" veya "takır-tukur" damat adaylarından en alçak
gönüllüsü olan, çekingen memur Patkolyosin'i kendine eş olarak seçecek,
ancak "Acaba gerçekten kaçıp gidemez mi insan?" sorusunu -Gogol'daki
gibi salt damat değil - bu kez, kendisi de soracaktır!

"Evlenme",
sadece on dört günlük bir prova süreci sonunda sahnelenmiş. Kuşkusuz
ki, bu süreç belirli çekinceler taşır. Ancak, gene program kitapçığında
sorulduğu gibi "Belki de tiyatronun hâlâ heyecan veren yanlarından
biri de, oyuncuların ve seyircilerin bir riske ortak olmaları değil
mi?" Gerçekten, biraz da Orta Oyun'da veya İtalyan commedia
dell'arte'de olduğu gibi, doğaçlamanın tiyatronun özüne geri dönmesi
için, böylesine bir "risk", taze bir yenilikçilik getirmiyor mu,
özlemini duyduğumuz doğal tiyatro ortamına?

"Yenilikçilik"ten
söz etmişken - çağdaş sahnelerde perdenin artık sık sık kullanılmadığını
görmekle birlikte, oyuncuların izleyiciler önünde hazırlandıklarına
henüz pek rastlanmamasına karşın, bu oyunda "kadın" ve "erkek" taraflarının
aynı sahnede eşzamanlı biçimde oyuna hazırlanmalarına tanık olmak,
ayrı ve oldukça keyifli bir deneyim olmuştur. Claude Leon'un
ince ayrıntılara yer veren, özellikle pembe yuvarlak koltuk ile
dantelleri içeren dekoru, kız evine giren erkeklerin kadın terliği
giyme gereksinimini "emreden" Mahir Günşiray'ın titiz yönetimi
ve - başta Ece Eroğlu olmak üzere - oyuncuların başarıları,
"Evlenme"yi mevsimin ilginç ve görülmeye değer bir oyunu konumuna
getirmiştir.

"Hikâye-i
Don Kişot" irdelediğimde de belirtmiş olduğum gibi, ülkenin
"popüler" kültür (!) ortamı karşısında yılmak bilmeden birtakım
nitelikli yapıtları sahnelemekten başka tutkuları olmayan bu "Don
Quixote"ler aramızdan eksik kalmasın!

Diğer
yazılar için tıklayınız
|