Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...Güncelleme: 04.01.2002


"Dünyanın Başkenti" yeniden gösterimde!

Nazi suçlusu Albert Speer'in yaşamından hareketle, akıl almaz o dönemin oldukça soyut ve "arıtılmış" biçimde tanıtıldığı, tiyatronun sorgulayıcılığını ve eğiticiliğini ortaya koyan, nitelikli ve düzeyli bir oyun

Yeni dönemin tiyatro yazılarımı, geçen mevsimin sonlarına doğru ilgösterimini izlediğim ve her birinize hemen candan-gönülden önermek istediğim, 22 Ekim'den başlamak üzere yeniden sahnelenecek olan bir yapım ile sürdürmek istiyorum. Bazılarınız belki anımsayacaktır; Tiyatro Stüdyosu'nun Ahmet Levendoğlu'nun yönetimindeki "Dünyanın Başkenti" oyununun provalarını izleme olanağımın ardından, Mayıs'ta burada ayrıntılı bir ön tanıtımını yapmıştım. Hemen ardından ise, "Şalom"dan birkaç dost ile görme ayrıcalığına kavuştuğumuz bu ilginç oyun hakkındaki bilgilerin bellekten silinmemesini için ise, asıl yazımı bu mevsime saklamayı uygun gördüm.

Yahudi kökenli bir Alman ailesinden gelip Arjantin doğumlu, bundan otuz yıl kadar önce Almanca olarak yayımladığı denemeleri ile "feminizm"in öncüleri arasına girmiş roman ve tiyatro yazarı Esther Vilar'ın "Speer" özgün başlıklı bu oyunu, ünlü aktör Klaus Maria Brandauer'in de katılımıyla batı dünyasında büyük yankılar uyandırmıştı. Türkiye'de pek az tanınan yazarın bu yapıtı, Ahmet Cemal'ın çevirisiyle şimdi Türk tiyatro yaşamına kazandırdı.

Berlin'e dönüş...
"Dünyanın Başkenti", kendi kanımca politik tiyatro türünün tartışmasız öncüsü olan Alman sahne yazını (Büchner, Hochhuth, Kipphardt, Weiss) çizgisinin son ürünlerindendir. Vilar bu yazarların yolundan giderek tarihe malolmuş bir kişiliği ele alıyor, ancak Albert Speer'in yaşamına kurgusal bir olay katıp, oyununda yarattığı bir soyut ortamdan hareketle başkişinin özyapısı yanısıra, güncel çevremizi irdeleyerek sorguluyor.


Albert Speer kimdir? Hiç kuşkusuz, geride bıraktığımız yüzyılın en ilgi uyandıran kişiliklerinden biri: Saygın kentsoylu bir aileden yetişmiş, çağının önemli bir mimarı ve -bu konudaki başarımını ustalıkla kullanarak- Hitlerin sağ kolu düzeyine çıkması bir yana, "Führer"in kendi seçimine göre, halefi olarak görülmüş. "Dünyanın Başkenti" olacak Berlin'in (veya, o sapık düşüngünün terimiyle, düşlenen "Germania" yöresinin) mimarlığına soyunmuş... Ne var ki, sadece on iki yıl sürecek "Bin Yıllık Reich"ın Silahlanma ve Cephane Bakanı olarak Nürnberg'de yargılanarak yirmi yıl Spandau tutukevinde yatacak, ancak 1946'da salıverilince, "çoksatar" listelerine giren anıları, onun bir "medya starı" olmasına yol açacaktı! Ünlü Alman yazın eleştirmeni Marcel Reich-Ranicki iki yıl önce yayımladığı anılarında, 1973 yılında bir davette Speer ile tanıştırıldığını aktarıp kendisinden bir "soykırım suçlusu" olarak söz ederken, "naif demokrat" batı dünyası bu sözde "itirafçı"yı çoktan aklamış - dahası, "Spandau'dan dönen hümanist" olarak anmıştı...

1981'de Londra'da ölen Albert Speer, oyundaki kurguda 1980 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti'nde bir konferans için konuk edilir. "Dünyanın Başkenti"nin en görkemli yapıları, 1945'den sonra Doğu Berlin'de kalmıştı - ve bir zamanlar bakanlığının makam odalarının bulunduğu Sanatlar Akademisi, konferansın verileceği yerdir. Bu ulu ortama büyük beklentiler ile gelen Albert Speer'i orada Herr Hans Bauer karşılamaktadır...

İkinci bir "Nürnberg" mi?
Oyunun sürecinde, karşımıza "Deutsche Demokratische Republik"in temsilcisi olarak çıkan Bauer, Speer'e bu devletin hizmetine girmesini ve Hitler yönetiminin altında gerçekleştirmeye tarihin olanak tanımadığını, bu kez yeni bir Almanya tarihini yazan Honecker yönetiminde tamamlamasını öneriyor. Başta kuşku ile tepki arasında bocalayan Speer ise, tartışma, kışkırtma ve özendirmelerin yoğunlaşmasıyla, bu öneriye gittikçe sıcak bakmaya başlıyor - taa ki, oyunun sonunda düğüm çözümlenene dek!

Oyunun gereği, kurgunun son derece yalın olmasını sağlıyor: dekor olarak birkaç kalas, çimento torbaları ve boş kovalar; ışık yönetimi hemen hemen yok; ses düzeni, dışarıdan gelen bir-iki köpek havlaması ve makineli tüfek patlaması. Ortada bir masa, iki tabure - ve odaktaki üçlü: İki başkişi yanısıra, Speer'in yeniden kuracağı "Germania"nın dev maketi!

Nihat İleri, Speer'e özgün soğuk, sakınımlı, ancak kendisine sunulan bu olanağı kurnazca değerlendiren özyapısını ustalıkla sergiliyor. Mehmet Ali Kaptanlar ise, kıpır kıpır, etkileyici ve kışkırtıcı Doğu Alman ajanını canlandırırken, izleyiciler ile iletişimi bu yoldan belki daha kolayca sağlamasını bilmiş.

Yönetimin başarısını, başlı başına bu iki oyuncunun, olayın geliştiği boş odadaki masanın etrafındaki devinimlerinde görebiliyoruz. Gittikçe gelişen diyalogların can alıcı bölümü ise, Bauer'in maketi ortaya çıkması ile beliriyor: Speer'in buradaki nostaljik-duygusal tepkisi, oyunun önemli bir dönüm noktasını ve Bauer'in böylece amaçladığı sonuca varmasını oluşturmaktadır. Albert Speer için ise, neredeyse ikinci bir Nürnberg duruşmasına çıktığının farkına varması, çok geç oluyor...

"Dünyanın Başkenti"ni tanıtmış olduğum ilk yazıda da belirttiğim gibi, bugüne dek izlediğimiz "soykırım oyunları"ndan bence en önemli ayrıcalığı, iletilerini somut simgelerle değil, dolaylı yoldan sunmasıdır. Diğer bir deyişle, örneğin yakın geçmişte izlediğimiz Sobol'un "Getto" veya Miller'in "Orkestra" oyunlarındaki gibi çarpıcı toplama kampı ortamı ile yüz yüze bırakılmıyoruz; Vilar/Levendoğlu bize bu akıl almaz dönemi oldukça soyut bir yoldan tanıtıyorlar - özetle: "arıtılmış" (rafine) bir biçimde! Diğer bir ileti ise, insanoğlunun kişisel güç uğruna siyasi düşüngüleri ne denli kolayca bir kenara atıp, kendi oportünizmini ön plana alabileceğidir.


Esther Vilar'ın çizdiği bu iki oldukça yalın özyapı, ustalıklı bir yönetim ve "minimalist" olarak adlandırabileceğimiz bir kurgu ile, tiyatronun -"eğlendirici" olmak yanısıra- sorgulayıcılığını ve eğiticiliğini bir kez daha ortaya koymakta - ve bu bağlamda, "gişe" kaygısından başka öğerlere de değer veren Tiyatro Stüdyosu'nu kutlamamız gerekiyor...

"Dünyanın Başkenti"ni 22 Ekim'de DT Taksim Aziz Nesin Sahnesi'nde, 19 Kasım'dan başlamak üzere ise Pazartesi akşamları 4.Levent İş-Sanat Sahnesi'nde, Cuma akşamları da Beyoğlu Maya Sanat Merkezi'nde (Halep Pasaji, Tel. 252 74 52), izleyebilirisiniz - ve kesinlikle izlemenizi öneririm!

 



Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla