|

"Dünyanın
Başkenti" yeniden gösterimde!
Nazi
suçlusu Albert Speer'in yaşamından hareketle, akıl almaz o dönemin
oldukça soyut ve "arıtılmış" biçimde tanıtıldığı, tiyatronun
sorgulayıcılığını ve eğiticiliğini ortaya koyan, nitelikli
ve düzeyli bir oyun

Yeni
dönemin tiyatro yazılarımı, geçen mevsimin sonlarına doğru ilgösterimini
izlediğim ve her birinize hemen candan-gönülden önermek istediğim,
22 Ekim'den başlamak üzere yeniden sahnelenecek olan bir yapım ile
sürdürmek istiyorum. Bazılarınız belki anımsayacaktır; Tiyatro
Stüdyosu'nun Ahmet Levendoğlu'nun yönetimindeki "Dünyanın
Başkenti" oyununun provalarını izleme olanağımın ardından, Mayıs'ta
burada ayrıntılı bir ön tanıtımını yapmıştım. Hemen ardından ise,
"Şalom"dan birkaç dost ile görme ayrıcalığına kavuştuğumuz
bu ilginç oyun hakkındaki bilgilerin bellekten silinmemesini için
ise, asıl yazımı bu mevsime saklamayı uygun gördüm.

Yahudi
kökenli bir Alman ailesinden gelip Arjantin doğumlu, bundan otuz
yıl kadar önce Almanca olarak yayımladığı denemeleri ile "feminizm"in
öncüleri arasına girmiş roman ve tiyatro yazarı Esther Vilar'ın
"Speer" özgün başlıklı bu oyunu, ünlü aktör Klaus
Maria Brandauer'in de katılımıyla batı dünyasında büyük yankılar
uyandırmıştı. Türkiye'de pek az tanınan yazarın bu yapıtı, Ahmet
Cemal'ın çevirisiyle şimdi Türk tiyatro yaşamına kazandırdı.

Berlin'e
dönüş...
"Dünyanın Başkenti", kendi kanımca politik tiyatro türünün
tartışmasız öncüsü olan Alman sahne yazını (Büchner, Hochhuth, Kipphardt,
Weiss) çizgisinin son ürünlerindendir. Vilar bu yazarların yolundan
giderek tarihe malolmuş bir kişiliği ele alıyor, ancak Albert Speer'in
yaşamına kurgusal bir olay katıp, oyununda yarattığı bir soyut ortamdan
hareketle başkişinin özyapısı yanısıra, güncel çevremizi irdeleyerek
sorguluyor.

Albert
Speer kimdir? Hiç kuşkusuz, geride bıraktığımız yüzyılın en ilgi
uyandıran kişiliklerinden biri: Saygın kentsoylu bir aileden yetişmiş,
çağının önemli bir mimarı ve -bu konudaki başarımını ustalıkla kullanarak-
Hitlerin sağ kolu düzeyine çıkması bir yana, "Führer"in kendi seçimine
göre, halefi olarak görülmüş. "Dünyanın Başkenti" olacak Berlin'in
(veya, o sapık düşüngünün terimiyle, düşlenen "Germania" yöresinin)
mimarlığına soyunmuş... Ne var ki, sadece on iki yıl sürecek "Bin
Yıllık Reich"ın Silahlanma ve Cephane Bakanı olarak Nürnberg'de
yargılanarak yirmi yıl Spandau tutukevinde yatacak, ancak 1946'da
salıverilince, "çoksatar" listelerine giren anıları, onun bir "medya
starı" olmasına yol açacaktı! Ünlü Alman yazın eleştirmeni Marcel
Reich-Ranicki iki yıl önce yayımladığı anılarında, 1973 yılında
bir davette Speer ile tanıştırıldığını aktarıp kendisinden bir "soykırım
suçlusu" olarak söz ederken, "naif demokrat" batı dünyası bu sözde
"itirafçı"yı çoktan aklamış - dahası, "Spandau'dan dönen hümanist"
olarak anmıştı...

1981'de
Londra'da ölen Albert Speer, oyundaki kurguda 1980 yılında Alman
Demokratik Cumhuriyeti'nde bir konferans için konuk edilir. "Dünyanın
Başkenti"nin en görkemli yapıları, 1945'den sonra Doğu Berlin'de
kalmıştı - ve bir zamanlar bakanlığının makam odalarının bulunduğu
Sanatlar Akademisi, konferansın verileceği yerdir. Bu ulu ortama
büyük beklentiler ile gelen Albert Speer'i orada Herr Hans Bauer
karşılamaktadır...

İkinci
bir "Nürnberg" mi?
Oyunun
sürecinde, karşımıza "Deutsche Demokratische Republik"in temsilcisi
olarak çıkan Bauer, Speer'e bu devletin hizmetine girmesini ve Hitler
yönetiminin altında gerçekleştirmeye tarihin olanak tanımadığını,
bu kez yeni bir Almanya tarihini yazan Honecker yönetiminde tamamlamasını
öneriyor. Başta kuşku ile tepki arasında bocalayan Speer ise, tartışma,
kışkırtma ve özendirmelerin yoğunlaşmasıyla, bu öneriye gittikçe
sıcak bakmaya başlıyor - taa ki, oyunun sonunda düğüm çözümlenene
dek!

Oyunun gereği, kurgunun son derece yalın olmasını sağlıyor: dekor
olarak birkaç kalas, çimento torbaları ve boş kovalar; ışık yönetimi
hemen hemen yok; ses düzeni, dışarıdan gelen bir-iki köpek havlaması
ve makineli tüfek patlaması. Ortada bir masa, iki tabure - ve odaktaki
üçlü: İki başkişi yanısıra, Speer'in yeniden kuracağı "Germania"nın
dev maketi!

Nihat İleri, Speer'e özgün soğuk, sakınımlı, ancak kendisine
sunulan bu olanağı kurnazca değerlendiren özyapısını ustalıkla sergiliyor.
Mehmet Ali Kaptanlar ise, kıpır kıpır, etkileyici ve kışkırtıcı
Doğu Alman ajanını canlandırırken, izleyiciler ile iletişimi bu
yoldan belki daha kolayca sağlamasını bilmiş.

Yönetimin
başarısını, başlı başına bu iki oyuncunun, olayın geliştiği boş
odadaki masanın etrafındaki devinimlerinde görebiliyoruz. Gittikçe
gelişen diyalogların can alıcı bölümü ise, Bauer'in maketi ortaya
çıkması ile beliriyor: Speer'in buradaki nostaljik-duygusal tepkisi,
oyunun önemli bir dönüm noktasını ve Bauer'in böylece amaçladığı
sonuca varmasını oluşturmaktadır. Albert Speer için ise, neredeyse
ikinci bir Nürnberg duruşmasına çıktığının farkına varması, çok
geç oluyor...

"Dünyanın Başkenti"ni tanıtmış olduğum ilk yazıda da belirttiğim
gibi, bugüne dek izlediğimiz "soykırım oyunları"ndan bence en önemli
ayrıcalığı, iletilerini somut simgelerle değil, dolaylı yoldan sunmasıdır.
Diğer bir deyişle, örneğin yakın geçmişte izlediğimiz Sobol'un "Getto"
veya Miller'in "Orkestra" oyunlarındaki gibi çarpıcı toplama kampı
ortamı ile yüz yüze bırakılmıyoruz; Vilar/Levendoğlu bize bu akıl
almaz dönemi oldukça soyut bir yoldan tanıtıyorlar - özetle: "arıtılmış"
(rafine) bir biçimde! Diğer bir ileti ise, insanoğlunun kişisel
güç uğruna siyasi düşüngüleri ne denli kolayca bir kenara atıp,
kendi oportünizmini ön plana alabileceğidir.

Esther
Vilar'ın çizdiği bu iki oldukça yalın özyapı, ustalıklı bir yönetim
ve "minimalist" olarak adlandırabileceğimiz bir kurgu ile, tiyatronun
-"eğlendirici" olmak yanısıra- sorgulayıcılığını ve eğiticiliğini
bir kez daha ortaya koymakta - ve bu bağlamda, "gişe" kaygısından
başka öğerlere de değer veren Tiyatro Stüdyosu'nu kutlamamız gerekiyor...

"Dünyanın
Başkenti"ni 22 Ekim'de DT Taksim Aziz Nesin Sahnesi'nde, 19
Kasım'dan başlamak üzere ise Pazartesi akşamları 4.Levent İş-Sanat
Sahnesi'nde, Cuma akşamları da Beyoğlu Maya Sanat Merkezi'nde (Halep
Pasaji, Tel. 252 74 52), izleyebilirisiniz - ve kesinlikle izlemenizi
öneririm!

Diğer
yazılar için tıklayınız
|