Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...Güncelleme: 28.12.2001


Merhabalar,
Sizlere kuruluşundan bu yana "minidev"de "Farklı Renkler, Farklı Kültürler"in "Yahudi Kültürü" bölümünden ayda bir seslenirken, bu alternatif ve çok yönlü sitede sürekli tiyatro yazı ve eleştirmelerinin eksikliğini duyuyordum...


Hepimizin bildiği gibi, en basit tanımıyla, "tiyatro" nun oluşması için, üç ana unsur gerekiyor. Bunların ilki, yer = arena, çadır, bina… kısacası sahne'dir. İkincisi, bu sahnede "becerilerini" sunan oyuncu, üçüncü unsur ise, bu iki etmenin yöneleceği seyirci'dir. Özellikle İstanbul kentinde sık sık rastlanan, "tiyatro kumpanyaları"nın "salon" eksikliği veya oluşabilecek "kadro"suzluğu nedeniyle tiyatro ortamı istenildiği gibi oluşamayacağı gibi, kuşkusuz ki, "seyirci" eksikliği de, aynı olguyu engeller. Nasıl ki Eski Yunanca'da THEATRON sözcüğü "bakılan yer" anlamını taşıyorsa, bakacak (ve görecek!) kimseler olmadan, tiyatro olamaz…

İşte bu yeni sayfamızda okuyacağınız yazıların amacı, seyirci oluşmasına katkıda bulunmaya yöneliktir!

Bu satırların yazarı, tiyatro kuramcısı veya uygulayıcısı olmaktan çok uzaktır. Lise yıllarındaki bazı önemsiz denemeleri haricinde, sahneyi sadece önden görmüştür. Sürekli ve karşılaştırıcı, iyi bir seyirci olmakla yetinir. Ve bu özelliği ile tiyatro olgusunu, belki heyecanını okurları ile paylaşmak, ancak -başta olmak üzere- kentimizdeki tiyatro seçeneklerini gözler önüne sermek ister. Bu bağlamda yazılarımda, yönetmen/oyuncu veya dekor/kostüm eleştirilerinden daha çok, oyunun kendisine değineceğim, yorumunu yapmaya ve, olanaklar elverdiğince, başka tiyatro veya ülkelerdeki gösterimi ile karşılaştırmalar yapmaya çalışacağım. Kısacası, oyunun özü ve çerçevesini çizip, "minidev" okuyucusunun bu seçilmiş oyuna gitmesini özendirmektir asal amacım. Yani: İstanbul'un tüm tiyatroları rahat edebilir - bu sütunlarda "yıkıcı" veya "batırıcı" eleştiriler büyük bir olasılıkla yayımlanmayacaktır!!!

İşte, 1997 yılından bu yana İstanbul'da yayımlanmakta olan "ŞALOM" Gazetesi'nde bugüne dek çıkmış olan yüzü aşkın tiyatro yazılarımı, bundan böyle aynı gazete ile koşut olarak "minidev"e de almayı düşündüm.

Şu anda, daha önce "ŞALOM"de yayımlanmış olup, içinde bulunduğumuz 2001/2002 mevsiminde halen yer alan toplam dokuz gösterinin yazılarını "Arşiv" bölümümüzde bulacaksınız. Bundan öte, 4 Ocak tarihinden başlayarak, iki haftada bir "Perde Aralığından" adı altında sizi İstanbul tiyatrolarında bir gezintiye çıkarmak üzere, iyi seyirler ve - 2002'de tiyatroya gidebilecek kadar "keyifli" olmanızı dilerim.

Sevgi ve Saygılarımla,



"Mar-Zele"

Ülkemizde daha çok başarılı Brecht yorumları ile ünlenmiş olan Zeliha Berksoy, hemen hemen tek başına sunduğu Marlene Dietrich'in yaşamöyküsünde, Yirminci Yüzyılın karanlık bir dönemini, zengin bir müzik şöleninin eşliğinde, çarpıcı bir biçimde sunuyor.

Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'nde dünyaya malolmuş bir sahne sanatçısının yaşamını, Türkiye'nin büyük bir tiyatro yeteneğinden izliyoruz: Zeliha Berksoy, Marlene Dietrich'i canlandırıyor. Son olarak Bertolt Brecht'in 100. doğum yıldönümünde Berksoy'u, bu büyük tiyatro adamının yapıtlarından seçmeler içeren "Yosma" oyununda alkışlamıştık - 2001 yılında ise, sahne, beyazperde ve konser salonlarında milyonlarca insanı büyülemiş "Marlene"nin 100. doğum yılını, gene aynı sanatçı ile kutlayabilmek, ne güzel bir rastlantı!

Brecht'den Dietrich'e
Sahne çalışmaları yanısıra, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevliliğini de sürdüren Doç. Dr. Zeliha Berksoy, ülkemizde özellikle Brecht ile birlikte anılır. Gerçekten de, Berlin Schillertheater'in ardından aynı kentin doğu kesiminde iki yıl boyunca Brecht'in tiyatrosu sayılan Berliner Ensemble'da iki yıl eğitim görmüş ve sahneye çıkmış olan sanatçımız, ülkemize gerek Brecht dramaturjisinin, gerekse Weill, Dessau ve Eisler'in sahne müziklerininin tanıtımına büyük katkılarda bulunmuştu. Kendisi ile ilk karşılaşmam, 1972 yılında Prof. Ferdi(nand) Statzer'in piyanosu eşliğinde bu eşsiz tiyatro şarkılarını sunarken olmuştu. O yıllarda Brecht'in oyunlarını bilmeme karşın, başta Weill'in müziklerini, kusursuz Almancası ile Berksoy'dan ilk kez dinlemiş ve büyülenmiştim! Ardından kendisini Hikmet, Taner, Öngören veya Schnitzler'den Sofokles'e değin çeşitli ustaların oyunlarında izleyebildik, ancak Zeliha Berksoy, her dem Brecht'e dönmesini bilerek bizi hiç bir zaman düş kırıklığına uğratmamıştı! - "Kafkas Tebeşir Dairesi"ndeki Gruscha veya Anna olarak "Yedi Ölümcül Günah"ta, Genco Erkal ile birlikte sundukları "Brecht Kabare" (1979) veya "Ben Bertolt Brecht" (1986) seçmelerinde. Bir Kalan Müzik yapımı olan "Brecht Kabare" albümünü ise, Almanca bilmeyenlere de o ölümsüz özgürlük ve barış sevgisi dolu şiirleri ile ezgilerini Türkçe çevirilerinden sevdirmesini bilmiştir; bu bağlamda Zeliha ve Genco ikilisini özellikle anmadan geçemiyorum...


Genco Erkal, bir süre önce New York'da görmüş olduğu Pam Gems'in "Marlene" müzikalini oyununu ayağının tozu ile Berksoy'a önerir ve, geçenlerde yapmış olduğumuz bir söyleşide "Ben, sadece Brecht yorumcusu değilim!" türünden haklı bir tepkide bulunan sanatçı ise, bu projeyi hemen benimser. "Neden Marlene Dietrich?" soruma karşılık, Berksoy şöyle diyor: "Sanatçının Berlin kökenli olması, Almanya'nın ve dünyanın o ilginç dönemi ve tiyatro yaşamı, savaşı körükleyen ülkesine sırtını çevirip evrenselleşen bir sahne sanatçısı olması..." - tüm bunlar, ilgisini çekmiş; üstelik oyundaki uluslararası nitelikteki şarkılar da, Berksoy'un sesine ve sahne diksiyoununa uygun düşmüş olsa gerek.

Marlene Dietrich, her bakımdan "dört-dörtlük" bir "show" sanatçısıydı. Gençliğinde büyük tiyatro yöneticisi Max Reihardt'ın öğrencisi olmuş, ardından Josef von Sternberg'in özendirmesiyle, yönetimindeki filmlerde rol almaya başlamış ve çok kısa sürede, o dönemin genç yazarı Heinrich Mann'ın bir romanından uyarlanan "Mavi Melek"teki Lola rolü ile yıldızlaşmıştı. 1930 yılında ABD'ye geçer ve çok geçmeden Hollywood'un en aranılan "vamp"ları arasına girer. Öte yandan Nazilerin, uluslararası çaptaki bu sanatçıyı, doğduğu ülkesine yeniden çağırmalarına kulak asmaz - dahası, özellikle Amerikan askerlerine yönelik eğlence programları ile ünlenir! Sözleri daha Birinci Dünya Savaşı'na dayanan "Lili Marlen" başlıklı Alman asker ezgisi, onun aracılığı ile 48 dile çevrilip yerkürenin hemen her köşesinde söylenecek bir "dünya şarkısı"na dönüşür. Derken, Las Vegas'ta dinletiler, turneler, Avrupa ile yeniden buluşması, Paris konser salonlarındaki başarılar... Maurice Chevalier, Jean Gabin ve Charles Boyer ile dostluklar, Fransız Şeref Madalyası'nı alması...

 



Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla