Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...


Yeni Dünya'dan (Ortaköy, Taksim ve Galata üzerinden) Japonya'ya!

13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali tüm görkemi ile sürüyor. Sekiz salon ile Rumeli Hisarı Sahnesi yanısıra Haydarpaşa Garı, Ortaköy Meydanı ve kentimizin çeşitli alanlarında her gün süren "sokak tiyatrosu" gösterilerine yetişmek için zorlanıyoruz, gerçeği belirtmek gerekirse!

Bir "tiyatro sihirbazı"!
Yaşıyoruz, deviniyoruz, düşlüyoruz… Kartondan kentler kurup, onları göğe uçuruyoruz. Derken, yukarılardan çanlar iniyor, değişik sesler çıkarıyoruz onlarla, ne var ki bu çanlar birden birer balon olup uçuveriyorlar! Bizi almaya gelen (gene kartondan yapma) otobüse binip, yeni yeni dünyalara yol alıyoruz…

Bir "tiyatro sihirbazı"dır Heiner Goebbels: Görselliğe, müzik yoluyla kulaklara ve - sözlere o denli önem vermeksizin - en başta duygulara yöneliyor. AKM Büyük Salonunda İstanbul tiyatroseverlerine üç gün peşpeşe sunduğu "Hashirigaki" ile büyüsünü cömertçe dağıtıp, bizlere yeni yeni sahne ufukları açarak uçtu gitti o da !

Oyun, bir çeşit "taşınma" ile başlıyor. Üç kadın, çeşit çeşit eşyalar getirip, sahne boyunca uzanan bir duvarın pencere ve kapılarından içeriye tıkıyor, canlı bir müziğin eşliğinde. Neden acaba? Bu bir toparlanma mı, bir yeniden düzenleme mi, bir temizlik mi yoksa? Ardından, bu duvardan evin (veya ruhun?) içine giriyoruz. Batı dünyasından doğuya, Japonya'ya taşınıyoruz. Ufak-tefek Yumiko Tanaka, geleneksel bir müzik aletinin başında, ülkesinin ezgilerini söylüyor. Derken, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında bir Rus fizikçinin geliştirmiş olduğu ve adıyla anılan "Theremin"in başında kızıl saçlı, uzun boylu İsveçli Charlotte Engelkes ve Kanadalı Marie Goyette: El değmeden çalınabilen bu elektronik aletten, değişik sesler çıkarıyorlar. Oyunun diğer bazı sahnelerinde ise, bugüne dek çoğumuzun görmediği, seslerini duymadığı çeşitli vurmalı çalgılar; neredeyse yazı karakterlerini andıran ışık oyunları - tasarımcı Klaus Grünberg'in mavi, yeşil, sarı ve kırmızı ile yarattığı dünyalar.

Gittikçe artan şaşkınlıkla izlediğimiz bu renk ve müzik cümbüşü ile gelişen oyun, mekânsal bir üçleme sunuyor bizlere: Önce dış duvar, ardından evin içi ve daha sonra otobüsün geldiği sokak… Diğer üçleme, bölgesel açıdandır: Yeni dünya (Kanada), eski kıta (İsveç) ve doğu (Japonya) - küreselleşme'nin değişik bir yorumu mu acaba? "Some come together to see something, to hear something…" (= "Birileri, bir şeyler görmek için, bir şey dinlemek için, bir araya geliyor…") - Alman/Yahudi asıllı, ABD doğumlu ve uzun yıllar yaşamış olduğu Paris'te 1964'de ölen Gertrude Stein'ın bu türdeki metinleri, tüm oyun boyunca sürekli olarak, birer tekerleme gibi, yineleniyor; aslında "The Making of Americans" (="Amerikalıların Oluşumu") başlıklı yapıtından alınmış, ancak bu oyuna da "cuk" gibi oturmuş (veya - Goebbels'in, Stein'ın Picasso, Apollinaire, Miller gibi ressam, şair ve yazarlar ile uluslararası birlikteliğinden esinlenerek, bu metinlerini oyuna "cuk"latmış!).

Müziğe dönelim: Bazılarınız, altmışlı yılların California kökenli, "plaj sound'u"nu yaratmış Beach Boys topluluğunu anımsar belki. İşte bu grubun 1966'da çıkardığı ve o dönemde hemen hemen hiç satmayan, ancak doksanlı yıllarda bir "kült" albümü olacak kadar ilgi gören "Pet Sounds" LP'sinin müziği, oyunun birinci ezgisel direğidir. Özellikle otuza yakın vurmalı çalgıların yer aldığı, baş döndüren derecede devrimci bir müziktir bu! İkinci direk ise, geleneksel Japon aletleri olan üç telli Şamisen, bir kanun türü olan Tayşo-Koto ve kemana benzer Kokyu. Üçüncüsü (gene bir üçleme!), Rus Theremin ve Fransız Harmonium olmak üzere, Avrupa kökenli.

Japon dilinde koşmak, acele etmek, akıcı yazabilmek anlamına gelen "Hashirigaki", belki Stein'ın yazı yazma türüne uygun olabilir - Goebbels'in oyun kurgusuna aslında ters, bence! Zira gözlerimize ve kulaklarımıza hiç acele ettirilmiyor, bu oyunda; bu değişik üç kadın bizi elimizden alıp, ses ve görüntünün bir çeşit "meditasyon" sağladığı bir yolculuğa çıkarıyorlar bizi - sonunda ise, başımıza ne geldiğinin bilincinde olmaksızın salondan çıkıyoruz, acı gerçeklerle dolu Taksim Meydanı'na.

"Sokaktaki adam"a tiyatro
Bu meydana ise, veya Galata Kuledibi'ne veya Tünel Meydanı'na veya İTÜ Taşkışla Binası önüne veya Galatasaray Meydanı'na veya Tepebaşı TÜYAP'ın önüne 4 Hazirana dek her gün saat 19:30'da bir araba geliyor. İçinden bir erkek ve bir kadın hışımla inip "Gene mi?" - "Bırak beni!" - "Sana söylemedim mi?" - "Yetti artık!" - "Çek, git başımdan!" türü sözler bir yana, birbirlerini itelemeye başlıyorlar, hemencecik oraya toplanan şaşkın halkın önünde. Halkımız ise - aynen kaza yapan iki aracın yanında uzun araba kuyrukları birktiği gibi - bu tür olaylara büyük bir "ilgi" duyar! Ne var ki - ve güzel olanı da budur! - ne olacağını daha önceden bilip, diğerlerine "Tiyatrodur, bu - oyundur, sadece!" diyen biri çıktığında, halk dağılmayıp, bu "sokak tiyatrosu" örneğine tanık oluyor... Metni Aslı Mertan'a ait olan Kumpanya Tiyatrosu'nun bir yapımı olan "Yine Ne Oldu?"nun yönetmeni Naz Erayda; ancak, izlediğim kadarıyla, burada doğaçlamaya da geniş yer veriliyor, ve güzeli de bu, bence. Daha güzeli, tiyatro'nun bu yoldan halkımızın ayağına taşınmış olması. Tüm Festival boyunca kentimizin sekiz ayrı alanında on altı kez yinelenen bu gösteriyi dört tiyatrocu çift üstlenmiş - tümünü canan kutlarım!

Bu gösterileri daha bir kaç gün boyunca izleme olanağınız var - ancak Fransa'dan konuk edilen Plasticiens Volants'ın kocaman rengârenk deniz yaratıklarıyla 23 Mayıs'ta Ortaköy'de gerçekleştirdiği "Geçit" ile 25 Mayıs akşamı Taksim Meydanı'nda sunduğu VII. yüzyıla ait bir Acem masalı olan "Kuşların Dili" ni gören gördü, kaçıran kaçırdı! Kendilerine bir kral aramaya çıkan kuşların yolculuğunu anlatan bu ikinci gösteriye ben katılamadım; ilki ise, sanırım bugüne dek İstanbul'luların tanık olmadığı görkemdeydi! Hafta arası ve iş saatlari içerisinde olmasına karşın, yüzlerce kişi, Ortaköy Camii'nin yakınında önce beliren rengârenk dev boyutlu kuşlar, ardından ahtapotlar ve balıklar, en son ise upuzun bir yılan balığının, mavi saçlı, mavi kuyruklu deniz kızı için kavgaya tutuşmaları karşısında, neredeyse küçük dillerini yutacaklardı. Fransız sanatçılarının dev sırıklar ucunda taşıdığı bu çeşitli yaratıklar, "sokaktaki adam"a yaratıcılığın ve görsel sanatın ne olduğunu, en çarpıcı biçimde gösteriyordu!




Diğer yazılar için tıklayınız

 


KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla