Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...


Doya doya Festival...!

Görkemli bir açılış ve 29/30 Mayıs'ta görebileceğiniz bir "uyumsuz" tiyatro örneği - yılın şenliğine buradan başlayalım!

İKSV'nın nazik çağrısı ile, 13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin Rumeli Hisarı'ndaki açılış şölenine tanık olduk. Bu yılın Onur Ödülleri'ni, ömrünü tiyatorya vakfetmiş değerli sanatçı Şükran Güngör ile (nedense bazı basında "Avusturyalı" olarak nitelendirilen?), daha 1968 yılında İstanbul Goethe Enstitüsü'nde vermiş olduğu bir söyleşisinde dinleme olanağı bulduğum Alman tiyatro yazarı Takred Dorst'a verildi - kendisi, bu görkemli ortamda ödülünü, biraz da "şaşkınlıkla" kabul etti!

Bunu görseydin keşke, Nâzım!
Açılış gösterisi de başlı başına bir "görkem"di... Yirmi beş yıldır ulu Nazım Hikmet'in şiir ve oyunları ile bizler arasında sürekli köprüler kuran Genco Erkal, "Nazım'a Armağan" uyarlamasında Türk tiyatrosunun yedi değerli bayan temsilcisi ile çağdaş dans elçimiz Zeynep Tanbay ve yenilikçi şarkıların özgün sanatçısı (belki Giora Feidman'ın dinletilerinden anımsayacağınız) Sema ile birlikte, bizi bir buçuk saat boyunca şiirsel, görsel ve işitsel olağanüstü boyutlarda bir yolculuğa çıkardı… Açıkçası, varlığını aradığım (ve bu şölende bulunmadığını yadırgadığım!) değerli sanatçı dostum Sumru Yavrucuk'u gözlerimiz aradı. Öte yandan Yıldız Kenter, Zeliha Berksoy, Tilbe Saran, Işık Yenersu, Jülide Kural, bence biraz geri planda kalan Ayla Algan, gösteriye ancak sonuna doğru katılan Zuhal Olcay ve tabii ki, Nâzım'ı olağanüstü çarpıcı ve çevik bir devinim ile canlandıran Genco, bu büyük ozanımızın yaşamını sayısız şiiri ile göz önümüze sermesini bildiler. Aralarında Ruhi Su, Timur Selçuk ve Fazıl Say yanı sıra, bu gösteri için özgün besteleri yapan ve altı kişilik orkestrayı yöneten Selim Atakan'ın yapıtlarını başta Sema olmak üzere, Z. Olcay da büyük bir başarı ile sundular bize. Gösterinin koreografisini de üstlenmiş olan genç dans santçısı Z. Tanbay, solo danslarında kâh akrep, kâh kuğu olurken, Türk sahne ortamına oldukça yeni girmiş olan bu sanat türünde büyük bir gelecek olduğunu kendi bedeni ile kanıtlıyordu…

Kısacası - bu değerli kadın sanatçılarımızı bir çeşit "Antik Grek Tiyatrosu" korosu işleviyle karşımıza çıkaran büyük sanatçımız Genco Erkal yanı sıra, minimalist gölü, ateşi ve beyaz güvercinleriyle sahne tasarımını üstlenmiş Metin Deniz, giysileri hazırlayan Bilge Mestçi, dekor uygulaması ile ışık tasarımını gerçekleştiren Gökhan Urulu ve Kemal Yiğitcan, bugüne dek izlediğim belki en başarılı, kesinlikle Türk tiyatro tarihine geçecek bir Festival açılışını gerçekleştirdiler. Umarım (ve eminim ki), böylesine bir başyapıt, bu üç özel gösteride kalmaz!

Yalnızlık - teknoloji - tüketim
Festival kapsamında değineceğim ikinci oyunu bundan birkaç hafta önce görmüş, ancak henüz yazmaya olanak bulamamıştım. Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu'nun, Işıl Kasapoğlu'nun yönetimindeki yeni yapımı, Behiç Ak'ın "Tek Kişilik Şehir"i, bana kalırsa düpedüz bir "uyumsuz tiyatro" örneğidir: Toplumsal yabancılaşmayı konu edinen, bu tiyatro türünün ilk kuramcılarından Martin Esslin'in tanımıyla "İnsan varoluşunun saçmalığını tartışmaya girmeyip, somut bir veri olarak, yani elle tutulur sahneler içinde ortaya koyan…" bir yöntem ile…

Aksanat, bugüne dek sahnelediği ve çoğunu bu sütunlara getirdiğim nitelikli oyunları, daha çok yabancı yazarların yapıtlarıdır - yerli bir oyun seçmekle, aslında belirli bir riske girmemiş değildir, bence - ve bu oyun, gerçekten de pek alışılagelmemiş bir konuyu irdelemiyor; iletileri de pek yeni değil. Ne var ki, sunuş biçimi değişik, oyuncularının başarımı gene üst düzeyde ve (onlar gibi, kendisi de bu yılki Afife Jale ödülüne hak kazanan) yazarı, bildiğimiz ve diğer yapıtlarıyla alkışladığımız, çok yönlü bir sanatçı: Behiç Ak, daha önce de belgesel film ve oyunlarıyla çeşitli ödüller almış, nice güzel çocuk kitaplarının yazarı ve yirmi yıldır Cumhuriyet Gazetesi'nde "Kim Kime, Dum Duma" başlıklı çizgi bandı ile, bu satırların yazarını da sayısız kez gül(düşün)dürmüştür.
İşte, Behiç Ak'ın son bir yıldır sık sık fırçasından çıktığı "e-mail/chat-mania", bu kez kaleminden sahneye taşındı: Çağdaş bir kentte yalnız başına yaşayan bir adam (Köksal Engür), dört yıldır sürekli olarak chat'leştiği internet sevgilisiyle (Tilbe Saran) yüz yüze tanışmak üzere geldiği bir gökdelenin en üst katındaki restoranında beklerken, oradaki garson (Cüneyt Türel) ile söyleşiyor. Adam, tüm yaşamını sanal düzeyde sürdürmektedir - internet üzerinden çeşitli eşyalar edinir (özellikle lüks tüketim eşyaları; örneğin arabalar, tekneler gibi), ancak onları kullanmak için değil, gene sanal ortamda satmak ve oradan sağladığı kazanç ile daha görkemlisini almak üzere: Teknoloji'nin bu biçimde kullanımı, gerçek yaşamın yerine geçmekte! Garson ise, bulunduğu gökdelenin tepesine çıkıp, neredeyse saat başı, oradan aşağı atlayarak yaşamlarına kıyan insanlar karşısında, yaşamı ve çağdaş yaşam biçimini sorguluyor….

Oyunun ilk bölümünde bu iki kişinin tartışmalarına kulak verirken, birey kavramı yanısıra daha birçok çağdaş kavram ve insanlar arası ilişkilerin sorgulanmasına tanık oluyoruz. Şehnaz Pak ile yapmış olduğu söyleşide Cüneyt Türel, gelecekçi (=fütürist) gibi görünen bu oyun için "bir yanıyla geleceğin bir öyküsünü anlatıyor gibi görünse de, aslında…günümüzde çoğunlukla gözden yitirdiğimiz ve üzerinde takılı kaldığımız, hatta kimi zaman bize normal gelen sapkınlıkları ifşa ediyor." (Radikal, 29/03/02). Ve bu bağlamda, sevgili okurlar, Ak'ın tanımladığı bu dünya, ne yazık ki, örneğin A. Huxley'in ("Brave New World"; yazılışı: 1932) veya G.Orwell'in ("1984"; yazılışı: 1949) çizdikleri gelecekçi karabasan'lar gibi, sadece kitap sayfalarında (veya: burada) sahnede değil, doğrudan doğruya izleyicilerinin bulunduğu ortamda kendini göstermekte!

Oyunun ikinci yarısında çıkagelen Kız ise, günümüz büyük kent kadının simgesidir: Dış görünüşüne önem veren, tüketim dürtülerine körü körüne uyan ve en başta, yalnızlığını (haftanın her gününü tek tek ayırdığı) çeşitli "kurslar" (müzik, resim gibileri bir yana): Aşık olmak, kavga etmek veya orgazm olmak gibileri ile gidermeye çalışan - zira, iki kişinin ortak devinimini isteyen dokunmak, konuşmak veya birlikte dans etmek, onun yabancı olduğu ve daha öğrenmesi gereken etkinliklerdir..!

Büyük kentlerde yalnız başına yaşamakta olan yüzbinlerce insan - teknolojinin yanlış kullanılması (TV, internet vbg.) - tüketim dürtülerinin amansız biçimde kamçılanması - tüm bunlar, tepelerinden aşağıya atlamak için inşa edilen gökdelenlerin birer "katları" değil mi? Oysa ki, oyunun yer aldığı gökdelenin yerinde bir zamanlar ahşap bir ev duruyordu (affınıza sığınarak, burada Erenköy Ethemefendi Caddesi'nin gençliğimdeki köşkleri ile bugünkü "plaza"lar aklıma geliyor!); Adam'ın anımsadığı kadarıyla, restoranın bir köşesinin en altında bir meşe ağacı; öbür yanda Garson'un Kız'ın çocukken poposundan ittiği bir salıncak - ağaç: açık hava, gölge, esinti; salıncak: İki kişi, bir birine dokunmak….

"Tek Kişilik Şehir", zor bir oyundur: İzlenmesi kadar, oynanması da! Bu nedenle, bir yandan Ak/Ertan ve Engür/Saran/Türel'i kutlarken, diğer yandan gerçeklerden korkmayanlarınıza, 29 ve 30 Mayıs'ta Ortaköy Feriye Tiyatro Salonu'na da çekinmeden gitmeyi salık veririm - "aynaya bakmak" için!




Diğer yazılar için tıklayınız

 


KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla