|

Sonsuz
bir Döngü

"Bilgisayarın
babaları"ndan İngiliz matematikçi Alan Turing'in, yaşadığı dönemin
kıyımına uğradığı öyküsü, Londra ve Broadway'deki başarılarından
sonra bu kez Ahmet Levendoğlu'nun çevirisi ve yönetimiyle Tiyatro
Stüdyosu'nun yeni ve çarpıcı oyunu olarak İş-Sanat sahnesinde karşımızda.

Önce birkaç saptama: Bir - her ne kadar sözünü edeceğim oyunda,
Nazi Almanyası'nın enigma şifresinin çözülmesi de konu ediniyorsa,
aynı isimli melodramatik film ile hiç ilgisi yoktur. İki - gene,
son yıl içinde matematiği beyazperedeye taşımış olan "Akıl Oyunları"
gibi medyatik bir yapım değildir "Sonsuz Döngü". Üç - sizlere
geçen ay bu köşede tanıtmış olduğum, gene bu bilimi konu edinen
"Çözüm"den çok daha derin boyutları irdeliyor bu yapıt

"Dimağ"-"beden" çelişkisi
Oyunun özgün adı olan "Breaking the Code", aslında iki ayrı
anlam taşır: Somut olarak şifreyi kırmak ise de, soyut olarak
toplumun kurallarını veya düzenini bozmak çağrışımını getiriyor.
İşte, oyunun başkişisi olan matematikçi Alan Turing'in de 1928 ile
1954 yılları arasında yaptığı da bunların ikisidir!

Turing,
tarihe iki ana özelliği ile geçmiştir: İlki, İkinci Dünya Savaşı
sırasında özellikle Kuzey Denizi ve Atlas Okyanusu'nda büyük bir
üstünlük kazanmış olan Alman denizaltılarının tüm devinimlerini
sağlayan, "enigma" olarak da bilinen haberleşme şifresini
çözmesi ve böylece savaşın sonucunu önemli biçimde etkilemiş
olmasıydı; kimileri, kendisini bu nedenle Churchill'den hemen sonra
gelen İngiliz savaş kahramanları arasında görürler. İkinci özelliği
ise, 1945'den başlamak üzere "otomatik hesaplama motorları"
üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırarak, yüzyılın ikinci yarısındaki
en büyük bilimsel devrimi oluşturan bilgisayar'ın babası
sayılmasıdır.

Üçüncü özelliği ise, ruhsal yıkımına ve kırk iki yaşındaki ölümüne
yol açmıştı: Eşcinselliği!

Oyunun bir yerinde "dimağ" ile "beden" arasındaki
uyumsuzluk konu ediliyor - işte, döneminin en parlak fen bilginlerinden
olan Alan Turing, eşcinselliğini o dönemin toplumuna kabul ettiremediği
için "kabuk", "çekirdeğin" yokolmasını engelleyememekte ve - aynen
Yahudiler, zenciler veya komünistlerde olduğu gibi, ırksal veya
davranışsal bir "ötekilik", kişinin asal değerini gölgeleyebiliyor…

Tarihte nice "deha"lar, yaşamlarının önemli bir bölümü veya tümü
boyunca toplum tarafından anlaşılamamıştır - Edison veya Mozart
gibi. Ne var ki, bu kişiliklerin çoğu yoksulluk içinde kıvranmalarına
karşın, toplum tarafınca yok edilmemişlerdir. "Sonsuz
Döngü"de on altı ile kırk iki yaşları arasındaki yaşamından
kesitler sunulan Turing ise, annesi, dostları, iş arkadaşları ve
devlet görevlileri tarafınca hep garipsenerek ayrı tutumlara hedef
olmuştur - ve bu bağlamda bir insanın, belirli bir tepkiler yumağının
karşısında nasıl da adım adım telef olabileceğine tanık oluyoruz.

Kendisi de eşcinsel olduğunu gizlemeyen Andrew Hodges, Alan
Turing'in yaşamöyküsünü ayrıntılı biçimde araştırıp "Enigma"
adı altında yayımlamasının ardından, senaryo ve tiyatro yazarı Hugh
Whitemore'un önerisini kabul edip, oyunlaştırılmasında da katkıda
bulunur ve "Breaking the Code" Londra ve Broadway'den başlamak
üzere dünyanın çeşitli saygın sahnelerinde büyük başarılar kazanır.

Geçtiğimiz
mevsim boyunca "Dünyanın Başkenti" oyunuyla Albert Speer'in
gerçek/kurgusal yaşamöyküsü ile Türk tiyatroseverine ayrı bir şölen
sunmasını bilmiş, ülkemizinin nitelikli tiyatro oluşumuna büyük
katkılarda bulunan Ahmet Levendoğlu, bu çarpıcı oyunu kendi
çevirisiyle sahnelemekle, zor olanı gene başarmıştır - "Sonsuz
Döngü", üç saati aşan bir gösterim boyunca on yedi sahneden
oluşan ve üçü ikişer rol üstlenen altı oyuncunun kotardığı, dev
bir yapım!

"Speer" deki sorgulayıcı Bauer ile ödül almış olan Mehmet
Ali Kaptanlar, on yedi sahnenin tümünde, belki de oyuncu yaşamının
en zor, ancak kuşkusuz en başarılı sınavını veriyor - ve bence,
2001/2002 mevsiminin tüm ödüllerine aday! Döneminin "establishment"ini
simgeleyen sorgulayıcı polis müfettişi Ross ile, benzer koşutlukta,
gene o dönemin "think tank" yöneticisi Knox'u canlandıran
Özgür Erkekli; bir yandan Turing'in erkek arkadaşı Miller,
beri yandan ABD'den ithal edilmiş McCarthy'ciliğe gönderme
yapan gizli servis memuru Smith rollerindeki Murat Kılıç
ve Turing'in gençliğindeki arkadaşı Christopher ile en son birlikte
olduğu Nikos'u oynayan Emrah Elçiboğa, ikişer rol üstlenen
oyunculardır. Anne Zeynep Efser Erkekli ve Turing'in kız
arkadaşı Serda Kondeler Aktuna, oyunun diğer sağlam temellerini
oluşturan kadın başkişileri...

Matematik - veya "felsefe"…
Oyunun kurgusu sürekli "flashback"ler ile, 1952'de evindeki bir
soygunu polise bildiren Turing'in Manchester'deki yaşamı, gençlik
yılları ve 1939-1942 Benchley Park'taki şifre çözüm çalışmaları
dönemi arasında gidip geliyor. Tüm bu dönemlerde çeşitli ikilemler
yaşıyor Turing: Üzerine düşen, eşcinselliğini öğrenmesinin ardından
da kendisi ile gurur duyan annesiyle; ona aşık olan kız arkadaşıyla;
Benchley Park'taki amiri Dillwyn Knox ile; erkek arkadaşı, serseri
ruhlu Ron Miller ile; polis ve gizli servisi müfettişleri ile -
ve, hiç kuşkusuz, kendisiyle… bir sonsuz döngüyü andırırcasına…

Victoria dönemi sonrası İngiltere'si - halen aşırı derecede tutucu;
üstelik soğuk savaş yılları - tam olarak ne tür bir meslek ile uğraştığı
bilinmeyen orta yaşlı bir adamın genç erkeklerle yakın ilişkide
bulunduğu anlaşılınca, gözünün yaşına bakılmaksızın kovuşturma başlanacaktır.
Sonuç: Ya hapis, veya - neredeyse bir "Ortaçağ yargısı"nı çağrıştıran
- erkek cinsel isteğini yokettiği varsayılan "östrojen hormonu
tedavisi"! Turing'in sonunun, kendine kıyması olacağını kestirmek,
güç değildir artık…

"Pekiyi - ancak tüm bu ilişkilerin ardında matematik nerede?"
diyecek olanlara, yanıtımız şöyledir: Matematik (veya, diğer tanımıyla:
felsefe), oyunun hem arkasında gizlidir, hem de hemen her sahnede
karşımıza çıkıyor: Turing'in gençlik yıllarında olduğu gibi, Knox'a
Gödel Teoremi'ni açıklarken, kız arkadaşına bir kozalakta
bile görülen Fibonacci Dizisi'ni anlatırken, öğrencilere
bilgisayarın temel işlevlerini aktarırken, polis ile tartışırken
veya genç, alımlı Yunanlı dostu Nikos'un eski radyosunu onarırken…
Zira, Alan Turing için insan beyni, tıpkı fiziksel bir makina
gibi çalışıyor - diğer bir ifadeyle, simgesel mantık, ruhun
da belirleyicisi olabiliyor…


Diğer
yazılar için tıklayınız
|