Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...


Sonsuz bir Döngü

"Bilgisayarın babaları"ndan İngiliz matematikçi Alan Turing'in, yaşadığı dönemin kıyımına uğradığı öyküsü, Londra ve Broadway'deki başarılarından sonra bu kez Ahmet Levendoğlu'nun çevirisi ve yönetimiyle Tiyatro Stüdyosu'nun yeni ve çarpıcı oyunu olarak İş-Sanat sahnesinde karşımızda.

Önce birkaç saptama: Bir - her ne kadar sözünü edeceğim oyunda, Nazi Almanyası'nın enigma şifresinin çözülmesi de konu ediniyorsa, aynı isimli melodramatik film ile hiç ilgisi yoktur. İki - gene, son yıl içinde matematiği beyazperedeye taşımış olan "Akıl Oyunları" gibi medyatik bir yapım değildir "Sonsuz Döngü". Üç - sizlere geçen ay bu köşede tanıtmış olduğum, gene bu bilimi konu edinen "Çözüm"den çok daha derin boyutları irdeliyor bu yapıt

"Dimağ"-"beden" çelişkisi
Oyunun özgün adı olan "Breaking the Code", aslında iki ayrı anlam taşır: Somut olarak şifreyi kırmak ise de, soyut olarak toplumun kurallarını veya düzenini bozmak çağrışımını getiriyor. İşte, oyunun başkişisi olan matematikçi Alan Turing'in de 1928 ile 1954 yılları arasında yaptığı da bunların ikisidir!

Turing, tarihe iki ana özelliği ile geçmiştir: İlki, İkinci Dünya Savaşı sırasında özellikle Kuzey Denizi ve Atlas Okyanusu'nda büyük bir üstünlük kazanmış olan Alman denizaltılarının tüm devinimlerini sağlayan, "enigma" olarak da bilinen haberleşme şifresini çözmesi ve böylece savaşın sonucunu önemli biçimde etkilemiş olmasıydı; kimileri, kendisini bu nedenle Churchill'den hemen sonra gelen İngiliz savaş kahramanları arasında görürler. İkinci özelliği ise, 1945'den başlamak üzere "otomatik hesaplama motorları" üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırarak, yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük bilimsel devrimi oluşturan bilgisayar'ın babası sayılmasıdır.

Üçüncü özelliği ise, ruhsal yıkımına ve kırk iki yaşındaki ölümüne yol açmıştı: Eşcinselliği!

Oyunun bir yerinde "dimağ" ile "beden" arasındaki uyumsuzluk konu ediliyor - işte, döneminin en parlak fen bilginlerinden olan Alan Turing, eşcinselliğini o dönemin toplumuna kabul ettiremediği için "kabuk", "çekirdeğin" yokolmasını engelleyememekte ve - aynen Yahudiler, zenciler veya komünistlerde olduğu gibi, ırksal veya davranışsal bir "ötekilik", kişinin asal değerini gölgeleyebiliyor…
Tarihte nice "deha"lar, yaşamlarının önemli bir bölümü veya tümü boyunca toplum tarafından anlaşılamamıştır - Edison veya Mozart gibi. Ne var ki, bu kişiliklerin çoğu yoksulluk içinde kıvranmalarına karşın, toplum tarafınca yok edilmemişlerdir. "Sonsuz Döngü"de on altı ile kırk iki yaşları arasındaki yaşamından kesitler sunulan Turing ise, annesi, dostları, iş arkadaşları ve devlet görevlileri tarafınca hep garipsenerek ayrı tutumlara hedef olmuştur - ve bu bağlamda bir insanın, belirli bir tepkiler yumağının karşısında nasıl da adım adım telef olabileceğine tanık oluyoruz.

Kendisi de eşcinsel olduğunu gizlemeyen Andrew Hodges, Alan Turing'in yaşamöyküsünü ayrıntılı biçimde araştırıp "Enigma" adı altında yayımlamasının ardından, senaryo ve tiyatro yazarı Hugh Whitemore'un önerisini kabul edip, oyunlaştırılmasında da katkıda bulunur ve "Breaking the Code" Londra ve Broadway'den başlamak üzere dünyanın çeşitli saygın sahnelerinde büyük başarılar kazanır.
Geçtiğimiz mevsim boyunca "Dünyanın Başkenti" oyunuyla Albert Speer'in gerçek/kurgusal yaşamöyküsü ile Türk tiyatroseverine ayrı bir şölen sunmasını bilmiş, ülkemizinin nitelikli tiyatro oluşumuna büyük katkılarda bulunan Ahmet Levendoğlu, bu çarpıcı oyunu kendi çevirisiyle sahnelemekle, zor olanı gene başarmıştır - "Sonsuz Döngü", üç saati aşan bir gösterim boyunca on yedi sahneden oluşan ve üçü ikişer rol üstlenen altı oyuncunun kotardığı, dev bir yapım!

"Speer" deki sorgulayıcı Bauer ile ödül almış olan Mehmet Ali Kaptanlar, on yedi sahnenin tümünde, belki de oyuncu yaşamının en zor, ancak kuşkusuz en başarılı sınavını veriyor - ve bence, 2001/2002 mevsiminin tüm ödüllerine aday! Döneminin "establishment"ini simgeleyen sorgulayıcı polis müfettişi Ross ile, benzer koşutlukta, gene o dönemin "think tank" yöneticisi Knox'u canlandıran Özgür Erkekli; bir yandan Turing'in erkek arkadaşı Miller, beri yandan ABD'den ithal edilmiş McCarthy'ciliğe gönderme yapan gizli servis memuru Smith rollerindeki Murat Kılıç ve Turing'in gençliğindeki arkadaşı Christopher ile en son birlikte olduğu Nikos'u oynayan Emrah Elçiboğa, ikişer rol üstlenen oyunculardır. Anne Zeynep Efser Erkekli ve Turing'in kız arkadaşı Serda Kondeler Aktuna, oyunun diğer sağlam temellerini oluşturan kadın başkişileri...

Matematik - veya "felsefe"
Oyunun kurgusu sürekli "flashback"ler ile, 1952'de evindeki bir soygunu polise bildiren Turing'in Manchester'deki yaşamı, gençlik yılları ve 1939-1942 Benchley Park'taki şifre çözüm çalışmaları dönemi arasında gidip geliyor. Tüm bu dönemlerde çeşitli ikilemler yaşıyor Turing: Üzerine düşen, eşcinselliğini öğrenmesinin ardından da kendisi ile gurur duyan annesiyle; ona aşık olan kız arkadaşıyla; Benchley Park'taki amiri Dillwyn Knox ile; erkek arkadaşı, serseri ruhlu Ron Miller ile; polis ve gizli servisi müfettişleri ile - ve, hiç kuşkusuz, kendisiyle… bir sonsuz döngüyü andırırcasına…

Victoria dönemi sonrası İngiltere'si - halen aşırı derecede tutucu; üstelik soğuk savaş yılları - tam olarak ne tür bir meslek ile uğraştığı bilinmeyen orta yaşlı bir adamın genç erkeklerle yakın ilişkide bulunduğu anlaşılınca, gözünün yaşına bakılmaksızın kovuşturma başlanacaktır. Sonuç: Ya hapis, veya - neredeyse bir "Ortaçağ yargısı"nı çağrıştıran - erkek cinsel isteğini yokettiği varsayılan "östrojen hormonu tedavisi"! Turing'in sonunun, kendine kıyması olacağını kestirmek, güç değildir artık…

"Pekiyi - ancak tüm bu ilişkilerin ardında matematik nerede?" diyecek olanlara, yanıtımız şöyledir: Matematik (veya, diğer tanımıyla: felsefe), oyunun hem arkasında gizlidir, hem de hemen her sahnede karşımıza çıkıyor: Turing'in gençlik yıllarında olduğu gibi, Knox'a Gödel Teoremi'ni açıklarken, kız arkadaşına bir kozalakta bile görülen Fibonacci Dizisi'ni anlatırken, öğrencilere bilgisayarın temel işlevlerini aktarırken, polis ile tartışırken veya genç, alımlı Yunanlı dostu Nikos'un eski radyosunu onarırken… Zira, Alan Turing için insan beyni, tıpkı fiziksel bir makina gibi çalışıyor - diğer bir ifadeyle, simgesel mantık, ruhun da belirleyicisi olabiliyor


Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla