Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

Perde Aralığından...


"Efrasiyab"dan büyüklere "Hikâyeler"

Devlet Tiyatroları, AKM Büyük Salon'da bu yılın "süper yapımı" olarak Işıl Kasapoğlu'nun yeni bir başarısını sergiliyor; nitelikli ve düşündürücü, kesinlikle görülmesi gereken bir oyun!

Ödenekli tiyatroların yüzyıllardır gelenk haline gelmiş olan Avrupa'nın en ufak kentinde bile, en az "küçük" ve "büyük" diye anlandırılan iki sahneye rastlanır. Bunların ilkinde daha çok minimalist dekorlarla özellikle çağdaş yapıtlar sahnelenirken, ikincisinde bir yandan büyük kadrolar gerektiren klasik yazarların oyunları, diğer yandan da geniş bir sahne düzeni ve zengin dekorlu, zaman zaman canlı müzik de içeren "süper" yapımlar sunulur. On iki milyon olası tiyatroseveri (!) olan İstanbul'un dar gelirli halkı için de bu boşluğu tam anlamıyla dolduran tek kurum, Devlet Tiyatroları'dır. İşte, bir zamanlar görkemli bir "Damdaki Kemancı"yı da zevkle izlemiş olduğumuz AKM Büyük Salonu'nda, geçtiğimiz mevsim sahnelenen N. Hikmet'in "Kuvayi Milliye"sinin ardından bu yıl da İhsan Oktay Anar'ın romanından Zeynep Avcı'nın uyarladığı, son yılların en verimli yöneticilerimizden 'un sahneye koyduğu "Efrasiyab'ın Hikâyeleri"ni izledik.

Bu oyunu "süper yapım" olarak nitelendirmemin nedenleri, sekseni aşkın rolü üstlenen otuz dolaylarında oyuncu yanı sıra, konuk sanatçı Karina Cheres'in yaratmış olduğu, beş metre uzunluğa kadar ulaşan çok sayıda kuklanın, oyunun hemen her sahnesinde yer almasıdır!

"Anlatmanın zevki"
"Efrasiyab'ın Hikâyeleri", bir çerçeve öykü ile toplam sekiz ayrı tablodan oluşuyor - ancak hemen şurada belirtmek isterim ki, romandaki tüm hikâyelerin buraya aktarılmış olması, oyunu belki gereğinden fazla uzatması nedeniyle, tartışılıp eleştirilebilir. Konu, bir "ölümlü" ile bizzat Ölüm'ün, bir parça daha fazla yaşam için yaptıkları pazarlık sonucu birbirlerine karşılıklı olarak anlattıkları öyküler üzerine kurulu. - Bu düzen, çoğunuzda hemen bir çağrışım yapacak: "1001 Gece Masalları"nda, güzel cariyenin hükümdara anlattığı masallar veya Boccacio'nun "Decamerone"sinde on arkadaşın, Floransa'daki veba'dan kaçarak sığındıkları bir villada on gün boyunca birbirlerine anlattıkları yüz öykü! Ama olsun, bunca uyarlamaya diyecek bir şey yok, sanırım…

Oyunun başında, azılı bir külhanbeyini kendi diyarına alan Ölüm, ardından kara kitabında kayıtlı bulunan Cezzar Dede'ye yönelir. O anda torunlarına masal anlatmakta olan dede, canını almaya gelen Ölüm ile şu anlaşmaya varır: Anlatacağı her öykü, yaşamını bir saat kadar uzatacak. Ölüm ise, Dede'nin her anlattığına kendi bir öyküsü ile karşılık vermekte ve her bir tablonun ardından, aralarında öykülerin nitelikleri, iletileri ve felsefesini tartışırlar.

Son yıllarda "Puslu Kıtalar Atlası" ve "Kitab-ül Hiyel" tarihi romalarıyla ünlenen İhsan Oktay Anar, askerliğini yapmış olduğu Güneydoğu Anadolu'daki izlenimlerini bu öykülere taşırken, program notlarında "…insanların sığınacak bir yere, bir teselliye ihtiyacı…" olduğunu belirtiyor. Tümü Anadolu folkloru ve yaşamından alınmış öykülerde, en azından kendimin çok büyük bir teselli bulmadığımı belirtmeliyim, açık olmak gerekirse… Üstelik, öykülerin hemen hiç biri, izleyenlere belirli bir "ders" de vermiyor. Bana kalırsa, anlatılmalarının en önemli iki amacı, 1) salt "anlatılmış" olmalarıdır - ve 2) belki de sadece "anlatma zevki" uğruna! Unutmayalım ki, ancak bu tür sözlü anlatımlarla (Homeros'un destanlarını düşünün!), ulusların kültür ve gelenekleri kuşaktan kuşağa aktarılabilmiştir. Diğer amaca gelince, oyunun bir bölümünde Ölüm, aynen şöyle der: "…Elbette anlatmanın zevki için! Ben seni niye düşüneyim?... Yine de, hikâyemizin güzel olmasını amaçlıyoruz. Fakat bir muhabbet tellalı gibi, güzelliği senin ayaklarının dibine koyup ücretimi istemiyorum. Bu güzellikten, yani hikâyeden aldığım zevk bana yetiyor."

Öykülerin kendisine gelince… Hemen her birinde yer alan kişiler, gerek isimleri (İmam İlimdar; Cilvenaz, İşvenaz, Gönlenaz, Alemnaz ile Selahattin, Celalettin, Nizamettin, Hüsamettin kardeşler, Nafile Kalfa, Maymun Saniye; Klas Hıdır, Davut Hoşdurak), gerekse dış görünümleri ile "grotesk" derecesine varacak yabansıdır. "Bidaz'ın Laneti", "Ezine Canavarı" veya "Gökten Gelen Çocuk" gibi başlıklardan kolayca anlaşılabileceği gibi, yaşam/ölüm ikilemini, korkuyu, aşkı ve çoğu kez gizemi kapsayan konular da gene oldukça yabansıdır ve öykülerin bir bölümü, "Kurt Oğlan" ve "Mel'un Yaratık"ların cirit attığı, fantastik sınırların da ötesine kaçmakta - Tolkien veya Potter'leşmeseler bile!

Ölüm'ü "ağlatmak"
Pekiii - "so what?!?" diyeceklere ne buyurulur? Bu köşede her dem aradığımız "iletiler" nerede, yani? Efendim, bu oyundan benim algıladıklarım, şunlardır - ve bunlar, bana yeter.

1) Ölüm'le tartışırken, Cezzar Dede bir yerde şöyle diyor: "Benim dünyada tattığım en büyük lezzet, hayat değil, insanlık! Her zaman olduğu gibi şimdi de, yaşıyor olmanın değil, insan olmanın zevkini çıkarıyorum. Anlattığım her hikâye için bana bir süre verdiğin için sana müteşekkirim. Fakat şunu iyi bil: Ben bu süreyi yaşamak yerine, hikâye anlatmak için kullanıyorum." Ölüm'ün yanıtı ise şöyledir: "Hayatını değil, insanlığını isteseydim elbette korkardın. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakımdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat birçok kişi için, insan olmanın zevkini ve keyfini çıkarmak değil, hayatı sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasına olursa olsun yaşamaya çalışmakla, doğrusu çok büyük bir mutluluğu kaçırıyorlar. Acı ve ölüm korkuları onları yönetiyor. İşin kötüsü, bu korkuya Tanrı diyorlar. Oysa dünyayı korkuyla değil, bir insanın gözleriyle görselerdi, Tanrı'yı görmüş olurlardı." - ve sadece bu söylem, bana yetecekti!

2) Oyunun sonunda, bir torununun dedesine karşı duyduğu doğal ve katıksız sevgi karşısında, Ölüm'ün yüzünde taşıdığı değişmeyen katı ve mühürleşmiş ifadesinin birden yumuşayıvermesi, gülümsemesi - dahası, gözlerinden (kan!) yaşlarının dökülmesi, aşk ve sevginin kötüyü nasıl yenebileceğini gösteriyor - bu da, "cabası"!!

3) Bunca savaş, kıyım, ekonomik darboğaz, siyaset pisliğinin arasında, biraz da doğaüstü konulara, belki de çocukluğumuzdan bu yana dinleyemediğimiz masallara (hele böylesi başarılı bir görsellikle sunulanlarına) dalmak - başlıbaşına o da, yetebilirdi belki…

Özetle - kişileştirilmiş Yaşam ve Ölüm arasındaki bazı diyaloglarda bana Goethe'nin "Faust - Mephisto" ikilemini de çağrıştırmış olan bu oyun - gerektiğinden fazla uzun olması dışında (sakın ortasında sıkılıp yarıda kaçayım demeyin!) - özellikle son bölümünde tüylerinizi ürpertip, gözlerinizi yaşartacaktır…

Yukarıda sözünü ettiğim dev kuklalar dışında, hemen tüm oyuncuların mask giydikleri oyun, bu özelliği ile Türkiye'de bir "ilk"dir; Joel Simon'un müziğini güzel bir koreografi ile desteklemiş olan Emre Koyuncuoğlu ve kuzu, köpek, kurt kılığındaki, ayrıca bazıları dört-beş rol üstlenmiş Devlet Tiyatrosu sanatçılarının tümüne koca bir "bravo!". Ölüm'ü tüm oyun süresince - ve özellikle son sahnede - başarılı bir şekile canlandıran Payidar Tüfekçioğlu ile ihtiyar Cezzar Dede'yi sunan genç Bülent Emin Yarar yanı sıra, bu mevsim "Dünyanın Başkenti" oyununda bu sütunlarda candan alkışlamış olduğum Mehmet Ali Kaptanlar, bu kez Külhanbeyi Abdurrahman, "Sağır" Öğretmen ve Ayvaz Kasap olarak, üstün sahne yeteneğini bütün çeşitliliği ile gene önümüze seriyor.

Üstelik - "tekmili birden" dört milyon TL'ye! Mutlaka görünüz; ancak bu "masallar", çocuklarınıza uygun olmayabilir…


Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla