|

Devlet
Tiyatrosu'nda "Küçük Bir İş İçin" yeniden aranan "Yaşlı Bir Palyaço"
1998/99
tiyatro mevsiminde ilkgösterimi yapılmış ve Devlet Tiyatroları Aziz
Nesin Sahnesi'nde yeniden izleyebileceğiniz düşündürücü bir yapım.

Her
birimiz çocukken veya kendi çocukları ile gittiği sirklerde palyaçoları
izlerken, yüzü beyaz pudralı geleneksel "akıllı" Clown'a
gülmüş, renkli giysili "aptal" Auguste'a da birazcık acımıştır…
Ne var ki,
sirk dünyasının ötesine gittiğimizde, üçüncü bir "komik" daha belirir:
Sahne yorumcuları tarafınca Character Clown diye anlandırılan
bu tip, izleyicileri güldürmek yanısıra kendini acındırmak yoluyla
onları düşündürür aynı zamanda… Leoncavallo'nun "Pagliacci"
operasındaki başkişi gibi bu tür "komik", çağdaş film (örn. genç
Chaplin veya birçok filmlerinde Woody Allen) ve sahne yapıtlarında,
çoğu kez hırpani giyimli bir kaçıktır. Bu tür "ayaktakımı"na özellikle
Beckett'in oyunlarında rastlarız sık sık - "Godot"daki Wladimir/Estragon
veya "Fin de Partie"deki Clov (=clown ?) gibi.

İş
arayan üç kişi
İşte,
Devlet Tiyatrosu'nda geçen mevsimden bu yana sahnelenmekte olan,
genç Romen yazar Matei Visniéc'in "Küçük Bir İş İçin Yaşlı
Bir Palyaço Aranıyor" oyununda bu tür "Beckett'vari komik"leri
izleyebilirsiniz - hem de üç tanesini birden! - Gazetenin birinde
yukarıdaki ilan çıkmıştır. Nedir bu "küçük iş"? Niye "yaşlı
bir palyaço"? İlanı kim vermiştir? Bütün bunlar bilinmez - ve
oyunun sonuna dek de açıklanmıyor bir türlü. Bizim gördüğümüz, belirtilen
yere peyderpey - ikisi genç - üç palyaçonun gelip beklemeye başlamalarıdır….

İlk gelen, yetenekli Niccolo (Levent Öktem) oldukça
saf ve dünyanın kötülüklerinden habersizdir. Ardından daha genç
olan Filippo (Özkan Uğur) çıkagelir - o ise, fırsatçı
ve her ortama uyum sağlayabilece bir kişilik taşımaktadır. Derken
kapıda yaşlı Peppino
(Mehmet Güleryüz) beliriverir - bilgeliği ve sahne ile gerçek
yaşamdaki deneyimleri ile gençlere taş çıkartacak bir özyapıdadır
kendisi. Ve böylece, ne zaman geleceği belirsiz işveren(ler)i beklemeye
başlarlar, hep birlikte. İki bölüm ve iki saat onbeş dakika süren
bu bekleme süresi boyunca, bu üç değişik insan arasında eski anılar
canlandırılır, türlü-çeşitli palyaçoluk örnekleri sahnelenir,
(işverence yaptırılacak olası bir sınava hazırlık olarak mı?) binbir
çeşit şaklabanlıklar yarışımına girişilir peş peşe.

Oyunun ilginç bir yanı, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Levent Öktem
yanısıra, diğer iki başkişiyi canlandıran MFÖ üyesi Özkan Uğur ile
resim sanatçısı Mehmet Güleryüz'ün ilk kez tiyatro sahnesine çıkmalarıdır
- hem de, profesyonel oyuncuları hiç aratmaksızın!
Her birimiz beklemiyor muyuz?
Yukarıda
işaretlemiş olduğum "Beckett'vari" tiplemelerden de öte, oyunda
"Godot'yu Beklerken" ile büyük bir benzerlik sezinledim:
Her şeyden önce her iki oyun, tek mekânda geçiyor ve bir bekleyiş
üzerine kurulu. Daha önemlisi - Beckett ve Visniéc'in çizdiği kimselerin,
zaman'dan başka hiç bir varlıkları kalmamıştır ve tek uğraşıları,
beklemektir. Beri yandan, vakit geçirmek için çeşitli oyunlar
oynarken, zamana karşı bir çeşit yarış içerisindedirler.
Ortak çabaları ise, tüm umutsuzluklarına karşın gene de - yapay
bile olsa - bir umutlu bekleyiş taşımıyor mu?

Günümüzün insanı, içinde bulunduğu acımasız dış dünya karşısındaki
yalnızlığı, bunalımları ve yaşamındaki günlük varoluş uğraşısı yanısıra,
gene de hep umutlu bir bekleyiş içerisinde değil midir ki? Öte yandan,
herkesin içinde belirli oranda bir palyaçoluk/soytarılık öğesi yok
mudur? Veya, belki de bu üç kişi gerçekten birer palyaço değildirler
- "çaresizlik içinde soytarılaşmış veya soytarılaştırılmışlardır"
(yönetmen Müge Gürman). - Biraz uzun olmakla birlikte, ilginç
bir oyun…


Diğer
yazılar için tıklayınız
|