Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild


Perde Aralığından...


"Anarşist"e yan çıkan "Deli" üzerine

Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'nde yeniden gösterime giren Nobel ödüllü Dario Fo'nun bu ilginç oyununda, geri kalmış bir bürokrasi ile düzeltilmesi pek zor olan bir yargı düzeyi gözlerimizin önüne serilmekte, medyası ile, dini kurumları ile toplumumuzun acı bir eleştirisi, deli-dolu bir şekilde yapılmaktadır.

İlkgösterimini 1997/98 mevsiminde Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'nde izlediğimiz, Dario Fo'nun "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü"nü henüz görmemiş olanlara önerim: bu olağanüstü oyunu kaçırmayın! Gerek sarsıcı konusu, gerekse oyuncuların üstün başarımı, ancak aynı zamanda da 1997 Nobel Yazın Ödülü'nü almış olan Fo'yu, kanımca en kuvvetli yapıtı ile tanıma olanağını bulduğumuz için, bu oyunu kesinlikle görmenizi öneririm. Yaşanmış gerçek bir olaya dayanmakla birlikte konusu, oyunun yazılmış olduğu 1970 yılından bu yana nice ülkede ve bugün "demokratik" tanımını kullanan birçok yönetim düzeninde karşımıza çıkmaktadır.

Aralık 1969'da Milano ve Roma'nın iki bankasında patlayan bombalar, solcu anarşist diye kuşkulanılan Guiseppe Pinelli'nin tutuklanmasına yol açmıştı. Milano karakolundaki sorgulanması sırasında Pinelli, dördüncü kattaki bir oda penceresinden düşerek "kaza sonucu" ölür. Resmi açıklamalarda "anarşist, kendine kıymıştır" denmesine karşın, Pinelli'nin pencereden "ölü" olarak düştüğü, bundan öte, bomba eylemleri ile ilgisi olmadığı söylenmekteydi. İşte size örnek bir yargısız infaz ve yersiz suçlanma olayı!

Araştırma başlıyor…
Oyun, "kaza"nın hemen ardından başlar. Çeşitli düzmece kimliklerle değişik kimseler kılığına girmekten suçlanan bir "Deli", o sıralarda aynı karakolun üçüncü katında bir komiser tarafından sorgulanmaktadır. Bir ara fırsatını bulup, bu odadan üst kata kaçmasını bilen Deli orada, Pinelli olayına karışmış başka bir komiser ile bir polis memuru ile karşılaşır. Kendine has kişilik değiştirme yeteneği ile birden sorgu yargıcı kılığına giren Deli, bundan böyle gene kendi yöntemleri ile "kaza"nın geçek nedenini araştırmaya başlar. Sorgu odasına az sonra emniyet müdürü de gelir, derken bu kuşkulu olayı araştırmakta olan bir kadın gazeteci aralarına katılır. Az sonra ise, Deli'yi daha önce sorgulamış bulunan komiser de üst kattaki bu odaya çıkar.

Oyun bundan böyle, değişik özyapılı altı ayrı kişi arasında gelişmektedir: Olaya neden olmuş ve bunu gizlemeye çalışan iki sorgu komiseri, buyruklara körükörüne uymaktan başka bir şey bilmeyen polis memuru, şaşkınlık içerisinde kalakalmış, olayın bilincindeki emniyet müdürü, medya canavarlığını simgeleyen hırslı kadın gazeteci ve "bizim" Deli.

Bir "Deli"nin anatomisi
İşte burada, Deli olgusuna biraz değinmemiz gerekecektir. Virgül Dergisi'nin Şubat sayısında, Dario Fo'nun Füsun Demirel'in çevirisiyle Türkiye'de yayımlanmış oyunlarını eleştiren Kerem Karaboğa, yazısına Shakespeare'in Kral Lear'ından "Hiçbir dönemde modası geçmedi kaçkınların…" alıntısı ile başlamaktadır. Dario Fo ise, kendi deyimi ile "halkın soytarısı" olmayı yeğlediğini, sık sık yineler durur. Gerçekten de, (geleneksel Türk Ortaoyunu'nun İtalya'daki karşıtı olan) Ortaçağ kökenli Commedia del Arte'yi andıran oyunlar kaleme alırken, Fo çoğu kez bu oyunların başkişisi olan Arleccino (soytarı) ile özdeşleştirmektedir kendisini. - Bu düşüncelere kendi yorumumuzu da katacak olursak, nasıl genellikle gerçekleri çocuklar görüp onları çekinmeden dile getiriyorlarsa (örneğin Andersen'in "Çıplak Kral" masalındaki gibi), soytarılar/şaklabanlar/deliler de birçok yapıtta aynı görevi üstlenirler. Çünkü onlar bizleri güldürdükçe, Fo'ya Nobel Ödülü'nü veren İsveç Akademisi'nin tanımı ile yazar "gülmece yoluyla sosyal haksızlıklara karşı gözümüzü açmaktadır".

Oyunumuza dönelim: Atilla Şendil, kendisine kanımca mevsimin en başarılı oyuncu ödülünü getirebilecek olağanüstü oyunu ile Deli'yi, iki saate yakın bir süre boyunca, dinmek bilmeyen bir enerji ile canlandırıyor. Sorgu Yargıcı kılığında "emniyet" görevlilerinin ne denli "güvensiz" olduklarını ortaya çıkarmakta, daha sonra büründüğü Çavuş kimliğinde "militarizm" olgusunu yermekte ve Papaz olarak, fertlerin (başta, gazetecinin simgelemekte olduğu medyanın) dinsel kurumlara karşı göstermelik saygısını taşlamaktadır. Bu arada, gerek değişik konuşma şekilleri ve hareketleri, gerekse yanından ayırmadığı valizinden sürekli olarak çıkardığı çeşitli nesneleri kullanırken, izleyicilere de gülmekten nefes darlığı çektirmektedir. Bu gibi nesneler arasında, Çavuş'un yapay kolu ve tek gözünü örten siyah bir bant, Ortaçağ Arleccino 'sunun elindeki tahta şakşak ile yüzünü kısmen örten siyah deriden yarım maske simgelerine göndermeler taşır, Commedia del Arte düşkünleri için.

Bir "Başbelası"nın iletileri
Polisleri canlandıran diğer dört erkek oyunucu ile gazeteci hanım'ın oyunu, Şendil'in üstün başarımı yanında, ne yazıktır ki gölgede kalmaktadır. Bunun nedeni ise ne oyuncular ne de Murat Karasu'nun yönetiminde aranmalıdır - bence tek "suçlu", oyunu salt Deli üzerine kurgulamış olan Dario Fo'dur!

Nobel Ödülünü aldığında, Fo'yu bir "başbelası" (troublemaker) olarak niteleyen New York Times, kendisinin bundan üstelik gurur duyduğunu da belirtmektedir. Gerçekten, İtalyan devletini, polisi ile tüm denetim kurumlarını, medyasını, Vatikan'ı, Komünist Partisi'ni acımasızca eleştirmek ve yermekten geri kalmayan Fo, bütün bu eylemlerini sergileyen sahne yapıtları için "alışılagelmiş tiyatro" tanımını reddeder. Bu devrimci yazar, tiyatrosunun amacını, bir başyazı veya bir siyasal eylem ile aynı düzeyde tutmaktadır, sözler yanısıra çarpıcı bir görsellikten de yararlanarak.
İşte "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü", tüm bu nitelikleri taşır. Bir Deli hoplayıp-zıplayarak bir yandan geri kalmış bir bürokrasi ile düzeltilmesi pek zor olan bir yargı düzeyini gözlerimizin önüne sermekte, beri yandan medyası ile, dini kurumları ile toplumumuzun acı bir eleştirisini getirmektedir. Bu oyun aslında bize yön verici yanıtlar sunmuyor, bir parçası olduğumuz düzeni açıklamaya da çalışmıyor - bizi sadece ve sadece uyandırmak, kışkırtmak ve bazı gerçekler karşısında daha sorgulayıcı olmaya yönledirmek istiyor. Oyunu görün ve sonra dördüncü kattaki pencereyi açarak can havlinizle haykırın, isterseniz!

   



Diğer yazılar için tıklayınız



KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla