|

"Anarşist"e yan çıkan "Deli" üzerine
Devlet
Tiyatroları Taksim Sahnesi'nde yeniden gösterime giren Nobel ödüllü
Dario Fo'nun bu ilginç oyununda, geri kalmış bir bürokrasi ile düzeltilmesi
pek zor olan bir yargı düzeyi gözlerimizin önüne serilmekte, medyası
ile, dini kurumları ile toplumumuzun acı bir eleştirisi, deli-dolu
bir şekilde yapılmaktadır.

İlkgösterimini
1997/98 mevsiminde Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi'nde izlediğimiz,
Dario Fo'nun "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü"nü
henüz görmemiş olanlara önerim: bu olağanüstü oyunu kaçırmayın!
Gerek sarsıcı konusu, gerekse oyuncuların üstün başarımı, ancak
aynı zamanda da 1997 Nobel Yazın Ödülü'nü almış olan Fo'yu, kanımca
en kuvvetli yapıtı ile tanıma olanağını bulduğumuz için, bu oyunu
kesinlikle görmenizi öneririm. Yaşanmış gerçek bir olaya dayanmakla
birlikte konusu, oyunun yazılmış olduğu 1970 yılından bu yana nice
ülkede ve bugün "demokratik" tanımını kullanan birçok yönetim düzeninde
karşımıza çıkmaktadır.

Aralık
1969'da Milano ve Roma'nın iki bankasında patlayan bombalar, solcu
anarşist diye kuşkulanılan Guiseppe Pinelli'nin tutuklanmasına yol
açmıştı. Milano karakolundaki sorgulanması sırasında Pinelli, dördüncü
kattaki bir oda penceresinden düşerek "kaza sonucu" ölür. Resmi
açıklamalarda "anarşist, kendine kıymıştır" denmesine karşın, Pinelli'nin
pencereden "ölü" olarak düştüğü, bundan öte, bomba eylemleri ile
ilgisi olmadığı söylenmekteydi. İşte size örnek bir yargısız
infaz ve yersiz suçlanma olayı!

Araştırma başlıyor…
Oyun,
"kaza"nın hemen ardından başlar. Çeşitli düzmece kimliklerle değişik
kimseler kılığına girmekten suçlanan bir "Deli", o sıralarda aynı
karakolun üçüncü katında bir komiser tarafından sorgulanmaktadır.
Bir ara fırsatını bulup, bu odadan üst kata kaçmasını
bilen Deli orada, Pinelli olayına karışmış başka bir komiser ile
bir polis memuru ile karşılaşır. Kendine has kişilik değiştirme
yeteneği ile birden sorgu yargıcı kılığına giren Deli, bundan böyle
gene kendi yöntemleri ile "kaza"nın geçek nedenini araştırmaya başlar.
Sorgu odasına az sonra emniyet müdürü de gelir, derken bu kuşkulu
olayı araştırmakta olan bir kadın gazeteci aralarına katılır. Az
sonra ise, Deli'yi daha önce sorgulamış bulunan komiser de üst kattaki
bu odaya çıkar.

Oyun bundan böyle, değişik özyapılı altı ayrı kişi arasında gelişmektedir:
Olaya neden olmuş ve bunu gizlemeye çalışan iki sorgu komiseri,
buyruklara körükörüne uymaktan başka bir şey bilmeyen polis memuru,
şaşkınlık içerisinde kalakalmış, olayın bilincindeki emniyet müdürü,
medya canavarlığını simgeleyen hırslı kadın gazeteci ve "bizim"
Deli.

Bir "Deli"nin anatomisi
İşte burada, Deli olgusuna biraz değinmemiz gerekecektir.
Virgül Dergisi'nin Şubat sayısında, Dario Fo'nun Füsun Demirel'in
çevirisiyle Türkiye'de yayımlanmış oyunlarını eleştiren Kerem Karaboğa,
yazısına Shakespeare'in Kral Lear'ından "Hiçbir dönemde modası
geçmedi kaçkınların…" alıntısı ile başlamaktadır. Dario Fo ise,
kendi deyimi ile "halkın soytarısı" olmayı yeğlediğini, sık sık
yineler durur. Gerçekten de, (geleneksel Türk Ortaoyunu'nun
İtalya'daki karşıtı olan) Ortaçağ kökenli Commedia del Arte'yi
andıran oyunlar kaleme alırken, Fo çoğu kez bu oyunların başkişisi
olan Arleccino (soytarı) ile özdeşleştirmektedir kendisini.
- Bu düşüncelere kendi yorumumuzu da katacak olursak, nasıl genellikle
gerçekleri çocuklar görüp onları çekinmeden dile getiriyorlarsa
(örneğin Andersen'in "Çıplak Kral" masalındaki gibi), soytarılar/şaklabanlar/deliler
de birçok yapıtta aynı görevi üstlenirler. Çünkü onlar bizleri güldürdükçe,
Fo'ya Nobel Ödülü'nü veren İsveç Akademisi'nin tanımı ile yazar
"gülmece yoluyla sosyal haksızlıklara karşı gözümüzü açmaktadır".

Oyunumuza
dönelim: Atilla Şendil, kendisine kanımca mevsimin en başarılı
oyuncu ödülünü getirebilecek olağanüstü oyunu ile Deli'yi, iki saate
yakın bir süre boyunca, dinmek bilmeyen bir enerji ile canlandırıyor.
Sorgu Yargıcı kılığında "emniyet" görevlilerinin ne denli
"güvensiz" olduklarını ortaya çıkarmakta, daha sonra büründüğü Çavuş
kimliğinde "militarizm" olgusunu yermekte ve Papaz olarak,
fertlerin (başta, gazetecinin simgelemekte olduğu medyanın) dinsel
kurumlara karşı göstermelik saygısını taşlamaktadır. Bu arada, gerek
değişik konuşma şekilleri ve hareketleri, gerekse yanından ayırmadığı
valizinden sürekli olarak çıkardığı çeşitli nesneleri kullanırken,
izleyicilere de gülmekten nefes darlığı çektirmektedir. Bu gibi
nesneler arasında, Çavuş'un yapay kolu ve tek gözünü örten siyah
bir bant, Ortaçağ Arleccino 'sunun elindeki tahta şakşak
ile yüzünü kısmen örten siyah deriden yarım maske simgelerine göndermeler
taşır, Commedia del Arte düşkünleri için.

Bir
"Başbelası"nın iletileri
Polisleri canlandıran diğer dört erkek oyunucu ile gazeteci hanım'ın
oyunu, Şendil'in üstün başarımı yanında, ne yazıktır ki gölgede
kalmaktadır. Bunun nedeni ise ne oyuncular ne de Murat Karasu'nun
yönetiminde aranmalıdır - bence tek "suçlu", oyunu salt Deli
üzerine kurgulamış olan Dario Fo'dur!

Nobel Ödülünü aldığında, Fo'yu bir "başbelası" (troublemaker)
olarak niteleyen New York Times, kendisinin bundan üstelik
gurur duyduğunu da belirtmektedir. Gerçekten, İtalyan devletini,
polisi ile tüm denetim kurumlarını, medyasını, Vatikan'ı, Komünist
Partisi'ni acımasızca eleştirmek ve yermekten geri kalmayan Fo,
bütün bu eylemlerini sergileyen sahne yapıtları için "alışılagelmiş
tiyatro" tanımını reddeder. Bu devrimci yazar, tiyatrosunun amacını,
bir başyazı veya bir siyasal eylem ile aynı düzeyde tutmaktadır,
sözler yanısıra çarpıcı bir görsellikten de yararlanarak.
İşte "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü", tüm bu nitelikleri
taşır. Bir Deli hoplayıp-zıplayarak bir yandan geri kalmış
bir bürokrasi ile düzeltilmesi pek zor olan bir yargı düzeyini gözlerimizin
önüne sermekte, beri yandan medyası ile, dini kurumları ile toplumumuzun
acı bir eleştirisini getirmektedir. Bu oyun aslında bize yön verici
yanıtlar sunmuyor, bir parçası olduğumuz düzeni açıklamaya da çalışmıyor
- bizi sadece ve sadece uyandırmak, kışkırtmak ve bazı gerçekler
karşısında daha sorgulayıcı olmaya yönledirmek istiyor. Oyunu görün
ve sonra dördüncü kattaki pencereyi açarak can havlinizle haykırın,
isterseniz!


Diğer
yazılar için tıklayınız
|