|

Çoğul
İspanya -Anayasal Sistemi ve Ayrılıkçı Terörle Mücadele Modeli
/ Akın Özçer
Önemli
diplomatlarımızdan Akın Özçer, genç emekliliğinin acısını deneyimlerini
ustaca yansıttığı kitabıyla paylaşıyor. Bu çok önemli kitap, ülke
ve dünya ile ilgili, yakın tarihin kronik sorunlarına vakıf aydınları
için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor. Okurlarımıza mutlaka
edinmelerini öneriyoruz. İmge yayınlarından çıkan kitaptan: Franco'nun
nasyonal Katolik rejimi emanet ettiği Kral Juan Carlos, mimarı olduğu
kademeli demokratikleşme sürecinin İspanya'ya çağ atlatan demokratik
bir anayasayla taçlandırılmasını sağlamıştır. Geniş bir toplumsal
mutabakata dayanan 1978 Anayasası, ayrılıkçı çevresel milliyetçiliklerin
entegrasyonunu sağlamak amacıyla simetrik bir özerklikler sistemi
de oluşturmuştur. Zaman içinde esneyen bu sistem artık asimetrik,
hatta federal bir nitelik taşımaktadır. Topraklarının bir bölümü
Fransa'da kalan Euskal Herria devletini kurma ütopyasını dayatan
ayrılıkçı Bask milliyetçiliği ise, bu geniş mutabakatın içinde yer
almamakta ve terör boyutuyla, demokratik İspanya'nın bugüne kadar
çözümlenememiş başlıca sorununu oluşturmaktadır. İspanya, ayrılıkçı
terörle mücadelesinde, karşı terör ör-gütlenmesinden diyaloğa kadar
her türlü yöntemi denemiş ve AB üyeliğiyle birlikte, "yasal siyaset
karşılığı silah bıraktırma" gibi özgün önlemler içeren demokratik
bir modele geçmiştir. 1976'dan ETA'nın sürekli ateşkes kararıyla
başlayan sürece kadar, son otuz yılın tüm bu önemli siyasal gelişmelerini
aktaran Çoğul İspanya, İspanya ile Türkiye arasında, bu bağlamda
benzeşen ve farklılaşan noktalara da ışık tutmaktadır.



Buyruk ve İtaat / İsmail Mert Başat
"İnsanları
daha güzele, daha iyiye, üretken bir kardeşlik temelinde daha aşkın
değerlere ve dingin bir yaşama taşımak amacı, demokrasi ve sanatı
dayanışmacı birer dost kılar. Ne ki, demos kendi gücünü bir farkındalık
içinde ve kendisinde omurgalaşmadıkça, demokrasi de kırgınlaşan
ve iğfal edilmeye karşı dirençsizleşen bir yapı sergiler. Sanat
ise, demokrasi olmadan da kendisini var edebilmenin binlerce yıllık
tarihini içinde taşımaktadır. Hatta demokrasi kapaklanıp gerilediğinde
sanat, demokrasiye olan dayanışmasını, yoldaşlığa dönüştürür; karanlık
arttıkça, bayrağını büsbütün dikleştirir. Tiranın gözünde ise demokrasi
de, sanat da iktidarını tehdit potansiyeli barındıran iki düşmandır.
Buyruk ve İtaat Kapitalizmin iktidar örgütlenmesi olarak "Yönetim"den,
"Yönetim"e STÖ'leri tersten okumak Toplumsalın dönüştürülmesi İdeoloji
prizmasında "Ben" ve "Öteki" Sanat, iktidar ve demokrasi Ortadoğu
kültürel kozmogonisi açısından buyruk Sanat ve yaşam Modern şiirde
dil, anlam ve diyalektik Eleştiri ve estetik Sanatta anlam yitimi
Edebiyat ve barış.." Everest yayınları'ndan.



'Türk Sağı ve AKP' / Hasan Bülent
Kahraman
Hasan
Bülent Kahrman, Recep Yener'le söyleşerek hazırladığı yeni kitabında
AKP'yi Türk Sağı'nın Cumhuriyetten beri süregelen temel karakteristik
özellikleriyle akrabalığını ortaya koyarak ele alıyor ve irdeliyor.
AKP, Türkiye'nin gerçeği. Ama AKP, kendisini açıklayabilen bir gerçek
değil. Kendisini açıklayamadığı için de AKP'yi anlamak istiyorsak
Türk sağının gelişimine de bakmamız gerekir. Elinizdeki kitabın
amacı da bu. Sadece AKP'yi ele alan bir monografi olmaktan ve bu
partinin gündelik siyasal pratik içinde yaptıklarının bir dökümünü
çıkarmaktan ziyade, AKP'nin attığı her adımın, aldığı her siyasal
tutumun hep bir arkaplanı bulunduğu düşüncesinden hareketle bunu
gösteriyor. Kısacası, AKP burada, Türkiye'de genel anlamda sağın,
daha sonra da özel olarak İslami siyasetin içinde ele alınıyor.
Türkiye, her ne kadar muhafazakâr olduğunu söylese de, muhafazakârlığı
ne bir siyasal ideoloji olarak benimsemiştir, ne de kültürel bir
kategori olarak. Her dönemde etkin ve egemen olan Sağ'ın kültürel
eksikliği ve yetersizliğinden kaynaklanan bir durumdur bu. Kültürel
planda kendisine ait geçmişi bilmeyen, pratik olarak da onu modern
bir davranış kalıbına dönüştüremeyen Türk sağı, giderek didaktik-pragmatik
bir sığlık içinde kalmış, içine kapalı, kısır bir milliyetçiliğin
kucağında toplumu tahakküm altında tutmaktan öte bir yol bulamamıştır.
AKP, işte bu tarihin kristalleşmiş şeklidir, bu tarihsel-siyasal
süreklilik içinde rolünü oynamaktadır ve bu yüzden, geleneği malum,
geleceği meçhul bir partidir... (Arka kapaktan)



Başka Bir Ülkede / David Constantine
David
Constantine'in on dört öyküden oluşan kitabı "Başka Bir Ölküde"
Metis Yayınları'ndan çıktı. Yazar öykülerde tekniklerini, tekrarlarla,
neredeyse savrukça bir rahatlıkla kullanıyor. Ancak ifadelerinin
şiirselliği klasik kurgu tadınını kolayca veriyor. Öykülerde yazar-anlatıcı,
yabancılaştırmaya zemin oluşturan öznel bakışa sahip; bununla birlikte
öyküler öykü kişilerinin bakış açılarından veriliyor. Yazarın taraf
değil; kendini bir varlık olarak hissettirmeden, birinci ve üçüncü
kişili anlatımlara başvuruyor. Bazan yazar-anlatıcı ile ben anlatıcı
iç içe geçiyor. Kitaptan: İngiltere'de daha çok şiirleri ve Goethe,
Hölderlin gibi klasik Alman şairlerinden yaptığı çevirilerle tanınan
David Constantin'in ilk öykü kitabı Başka Bir Ülkede. Kitap, A.
S. Byatt ve A. L. Kennedy gibi önemli yazarların övgülerini aldı,
yayımlandığı 2005 yılında Independent ve Guardian gazeteleri tarafından
yılın en iyi kitapları arasında gösterildi. Constantine'in öyküleri,
kimi zaman insan hayatlarını geçmişin su yüzüne çıktığı bir anda,
kimi zaman ise tam da şimdinin kendi ağırlığına dayanamayıp çöktüğü
noktada dondurup çerçeveliyor: Boşa attığı bir adımla derinlere
gömülüveren genç bir kadının elli yıl sonra buzun içinden su yüzüne
çıkan ve geride bıraktığı âşığının hayatını gözyaşlarıyla eriten
bedeni sözgelimi... ya da kalabalık bir konferansta lafının tam
ortasındayken ruhunun kendisini terk edip gittiğini fark eden işadamı
gibi... Constantine İrlanda, Atina ya da Paris'te benzersiz mekânlara
yerleştirdiği, cehennemlerinden bir dakika bile uzaklaşamayan kahramanlarının
iç dünyasını gerçek bir ustalıkla tasvir ediyor.

|