Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





 

Kitap


HASRET RÜZGÂRI/ Hakan Aytekin
"Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!" L. Lingg

Sözünü alıntıladığım kişiyi tanımıyorum. Ama okuyunca, bu sözü neden söylediğini, nasıl bir atmosferde bulunduğunu, yanında durduğu yandaşlarını ve karşısına dikildiği karşıtlarını zihnimde canlandırabiliyorum. Aynı koşulda ben olsaydım, aynı ifadeyi kullanmaya cesaret edebilir miydim, bilemiyorum ama aynı duygu ve düşünceler içinde olacağımdan eminim.

Sizi tanıyorum. Nereden geldiğinizi, neden buraya yerleştiğinizi... Yasalarınızı kimden aldığınızı, nizamınızı kan-can pahasına nasıl tesis ettiğinizi, nasıl kuvvetlendiğinizi ve kuvvetinizi uyguladığınız muhatabınız kardeşiniz, evladınız dahi olsa ne kadar merhametsiz davranabildiğinizi... Korkuya dayanarak nizamınızı nasıl sabitlediğinizi, saldığınız korkuyla sinen vatandaşın yetkilerinizi sorgulamasına engel olduğunuzu... Biliyorum, anlıyorum. Bir de uçan kuştan, yerdeki çayıra, konu-komşudan dağa taşa, her şeyi tek tipleştirme merakınızın altında yatan kolaycılığınızı biliyorum. Sadece kavak ağaçlarından oluşan bir ormanın daha kolay denetlenebileceğini sandığınızı... Bu kolaycılığın sizi nasıl yoksullaştırdığını, yalnızlaştırdığını, çaresizleştirdiğini, gelişmenize engel olduğunu hatta giderek kuvvetinizin yönünün kendi içinize yöneldiğini, bu nedenle o sık sık tehdit unsuru olarak kullandığınız parçalanmaya sizi sürüklediğini de görüyorum.

Bu yüzden bana diyorsunuz ki: "Ya sev, ya terket!" Terketmeyeceğim. Bu yüzden asın beni...

Gurbet. Gurbet'i anlıyorum. Yaşadığınız yer yetmiyor. Ya maddenizi ya da ruhunuzu doyurmaya kafi gelmiyor, çoğunlukla ikisini birden. Bir gün "Yağız atlar kişniyor, meşin kırbaç şaklıyor..." Sırtınıza "sıla"nız bir bıçak gibi saplanmış halde, maddenize ve ruhunuza yetebilecek bir yer aramaya gidiyorsunuz. Gurbet. Evet ama siz gurbetteyken zihninizin derinliklerinde bir bilgi var: Bu yeni yerde beklediklerinizi bulamazsanız, "sıla"nıza dönebilirsiniz. Yahut ne zaman isterseniz: Bir düğün, bir bayram, bir şenlik veyahut bir hastalık, bir cenaze... Hasat mevsiminde veya sürü katımında sılanıza dönmeniz işten bile değildir. Kendi iradenizle gurbete çıktığınız gibi, kendi kararınızla sılanıza dönebilirsiniz. Yol ne kadar uzun olursa olsun...

Ve ne güzeldir sılaya dönüş yolculuğu...

Gurbete gitmeye kendiniz karar vermediğiniz, daha da beteri kendi iradenizle sılaya dönemediğiniz durumlar da vardır. Yaşanmıştır. "Kendi güvenliğiniz için" topraklarınızdan hatta ülkenizden çıkarılırsınız. Ve hayatta kalabilmek için, doğduğunuz topraklara dönme umudunuzu da terk etmeniz istenebilir. İşte "Hasret Rüzgarı" bu acıda, bu çaresizlikte anlam kazanıyor.

İsa Bakır, devletin televizyonundan Hasret Rüzgarı şarkısını isterken nasıl bir duygu içindeydi, bilemiyorum. Ama isteğini sadece yazıyla ifade etmemişti, kaleminin ucunda sadece kelimeleri yoktu İsa'nın... Duyguları vardı. Özlemi, tutkusu. Hasreti. Evet, en önemlisi, çizdiği desenlerden, seçtiği renklerden, sığındığı şarkının güftesinden taşan HASRET'i vardı.

İsa Bakır, "Mardin'li bir Süryaniyim" diye yazarken mektubuna, ne düşünüyordu, ne hissediyordu, bilemiyorum. Bir ayrıcalık talebi mi geçiyordu zihninden yoksa bilmem kaç bin kilometre uzaklığa rağmen doğuştan kazandığı kimliğini yitirmediğini mi vurgulamak istiyordu?

TRT'de bir dizi filmin post-prodüksiyon işlerini takip etmek için bulunuyordum. İşimiz birkaç ay sürecekti. Her sabah TRT'ye ulaşmak için geçtiğim yol bir ilkokulun önünden geçiyordu, küçücük ciğerlerin haykırışı beni kendi çocukluğuma götürüyordu: "Türküm, doğruyum, çalışkanım... Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak..." Gazetelerde şunları okuyordum: Bir dizi siyasi cinayetten hükümlü olduğu halde milletvekili seçilen adamlar, kaybolan trilyonlar, bakanlar düzeyinde yürütülen yolsuzluklar, ensesine bir mermi sıkılarak yol ortasında bırakılan vatandaşlar, boşaltılan, yakılan köyler, göçe zorlanan insanlar... Yine o günlerde, 6-7 Eylül olayları hakkında bir çalışmaya kıyısından bulaşma şansım olmuştu.

TRT'nin müzik dairesine, o zamanlarda dahi, çuvallarla mektup gelirdi. Şanslı mektuplar aradan çekilir, okunur; "yayın ilkelerine uygun" olanlar, belirli bir politika çerçevesinde seçilir ve yayında kullanılırdı. Tabii çuvalla gelen, çuvalla atılıyordu bir yandan da. İşte İsa Bakır'ın mektubuna atılan mektuplar çuvalında rastladım. Önce rengi, sonra mektuba atfedilen naif özen dikkatimi çekti. Bir de "Süryaniyim" demese bile, "azınlık"tan olduğunu sezdirmesi...

Böyle başladı. Benim açımdan bir utanç sürecini yansıtır Hasret Rüzgarı. Çocukluğumda ben de ant içmiştim; "...çalışkanım, yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak..." diye beş yıl boyunca her sabah bağıra bağıra tekrarlamıştım. Ama bu ülkenin kendi vatandaşlarına, aynı topraktan gelen ve aynı toprağa gitmesi beklenen insanına reva gördüğü muamele, yinelendikçe beynime kazınan "...yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak..." ilkesine hiç uymuyordu. Ve ben, annem, babam, kardeşim, arkadaşım, öğretmenim, komşum üzerine düşeni yapmayarak bu uygulamaya ortak olmuştuk. Hep birlikte. Karşı çıkamadığımdan hep utandım, bundan sonra da utanacağım. Sanki Tokadizade Şekip Bey'nin öğüdü işlemişti bir yanıma:
Gafiller boğuşsun, sen kal uzakta
Yalnız ibret al, dikkatle bak da
Gün gelir hepsi barışır toprakta
Bugün devam eden kavgayı hoş gör


Bencilliği ve merhametsizliği hoşgörme basiretsizliğimden hep utandım.

İsa Bakır'ın mektubunu, diğer birkaç farklı mektupla birlikte kadim dostum Hakan Aytekin ile paylaştım. Yanında duygularımı da. Nihayetinde, göç etmek mecburiyetinde bırakılmış binlercesinden, belki milyonlarcasından sadece birinin, zorunlu gurbet mekanı olarak Hollanda'yı seçmiş bir Süryani'nin ülkesine, doğduğu, hep özlediği topraklarına hasretini ifade ettiği o mektup, bugün bir kitap oldu. Hem de ne kitap...

Yine eskimeyen dostluğu ile gurur duyduğum kardeşim Ergun Kocabıyık'ın, ÇEKÜL Vakfı için yazdığı tanıtım yazısına, noktasına virgülüne kadar katılıyorum. Daha iyisini yazamayacağımı bildiğim için de, buraya özetle alıyorum:

"Hakan Aytekin'in Hasret Rüzgârı isimli kitabı, mektup türünün müstesna bir örneği olarak tanımlanabilir ilk elde. Ancak onu mektuplaşma kitaplarından ayıran pek çok özelliği var. Bunlardan en önemlisi (...) Hakan Aytekin'in kendisine yazılmamış bir mektuba yanıt vermesiyle başlaması.

Onu çöpten çıkaran biri, bu ilginç mektubu arkadaşı Hakan Aytekin'e gösterince, mektubun tırtıl misali başladığı yaşamı, bir kelebeğe evrilmesiyle devam edecektir... Bir belgesel film yönetmeni olan Hakan Aytekin'in yoluna ilk kez bu mektupla çıkan Süryaniler onun ilgi alanlarından birine dönüşür. 2001 yılında çektiği Işık Sesini Arıyor'da bu kültürü daha yakından tanıma/tanıtma fırsatı bulur.

Şimdi İsa Bakır'ın sıla hasretini daha iyi hissetmektedir; bu duygu mektuplaşmaların başlangıcı için yeni bir itici güç olur. Kitabın bir başka özelliği de Türkçe, Süryanice ve İngilizce olmak üzere üç ayrı dilde yazılmış bir metin bölümü dışında, yazarın çektiği fotoğraflardan oluşan başka bir anlatı bölümünün daha olması. Gerçekten de son derece incelikli bir şekilde sıralanmış fotoğraflar Süryaniler hakkında bambaşka bir dilde, söz denilen dolaylamayı devre dışı bırakarak fotoğrafın görsel diliyle doğrudan zihnimizin derinliklerine, belki de eskilerin kalp dedikleri yere uzanan bir hikâye daha anlatıyor...

Hasret Rüzgârı, hiç tanımadığımız bir insanın gurbetine katılmanın, onun sıla özlemini paylaşmanın, onun yalnızlığına ortak olmanın hikâyesi. Kim bilir belki de kendi vatanımızda hasretlik çekmemizdendir. Zaten kitap da "ağacından ayrı düşmüşlere" ithaf edilmiş.

106 sayfa 28x28 cm. Ciltli, mat kuşe, 55 adet renkli fotoğraflı. ISBN 9944-5573-0-7 Kitapla ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için www.hasretruzgari.org adresini ziyaret ediniz.
İrfan Eroğlu



Önceki


KÜLTÜR SANAT

KS EDİTORÜ'NDEN

PERDE
ARALIĞINDAN


SİNEMA

KİTAP

MÜZİK

ETKİNLİK

RÖPORTAJ

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla