|

Elele
geliyoruz,
Christopher Robin ve ben (devamı)
A.A.
Milne, uzun süre Punch'ta çalıştıktan sonra, küçük oğlu
Christopher Robin için yazdığı şiirlerle dikkati çekti: "Biz
Çok Küçükken / When We Were Very Young" (1924) ve "Şimdi
Altı Yaşındayız / Now We Are Six" (1927). Ama onu unutulmaz
kılan, gene Christopher Robin ile onun oyuncak hayvanlarının esin
kaynağı olduğu hikâyelerden oluşan iki kitap: "Winnie-the-Pooh"
(1926) ve "The House at Pooh Corner" (1928). Küçük oğlanla
oyuncaklarının bu kadar sevilmesinde, onları çizen Ernest H(oward)
Shepard'ın da büyük payı var. Roald Dahl'ın karakterlerini
görülür hale getiren Quentin Blake onlar için ne kadar önemliyse,
Shepard da Winnie-the-Pooh sülalesi için o kadar önem
taşıyor. Blake'in çizmediği Dahl kitapları, insana
diğerleri kadar zevk vermez sanki, yazar ile çizerin öyle bir bütünlükleri
vardır. Beş dakikalık mesafede oturdukları halde yıllar sonra tanışan
(ikisi de Punch'ta çalışıyordu) Shepard ile Milne'inki
de öyle bir beraberlik.
Christopher
Robin'e ilk arkadaşlık eden, ayıcık oldu. A.A. Milne'in
oğlu bir yaşındayken, ona Londra'daki Harrods'dan bir oyuncak ayı
aldılar. Bu ayıyı daha sonra bir kaplan, bir domuz, eşek ve kanguru
izledi: Tigger , Piglet, Eeyore, Kanga, Roo. Babası da meşhur
Pooh hikâyelerini bu oyuncaklar üzerine kurdu. Aralarına Tavşan
ve Baykuş da katıldı. Okuyucular
onlarla ilk kez 14 Ekim, 1926'da tanıştı. Aslında Shepard'ın
Pooh çizimlerinin esin kaynağı Christopher Robin'ın ayısı değil,
ressamın oğlu Graham'a ait pek sevilen Growler adlı
ayıcıktı. Shepard'ın torunu Minette, yorgun ve aşınmış,
muhtemelen artık pek homurdanamayan Growler'ı savaş sırasında
yanına alıp Kanada'ya götürdü. Ne yazık ki ayıcık orada, bir Montreal
bahçesinde karşılaştığı İskoç kökenli bir köpekle giriştiği muharebeden
mağlup çıktı. Piglet de yıllar önce bir İngiliz korusunda
benzer bir mücadeleye atılmış, ama canını kurtararak hikâyesini
anlatmayı bilmişti. Belki de daha genç olduğu için.
"İşte
Edward Ayı, şimdi merdivenlerden iniyor, pat, pat, pat, tepesi
üstü, Christopher Robin'in ardında. Bu, ona göre,
merdivenden aşağı inmenin tek yolu, ama içinde sanki aslında başka
bir yol da olabilirmiş gibi bir duygu da yok değil hani, pat pat
yere vurmayı bir an bırakıp düşünebilse. Sonra, belki de yoktur
duygusuna kapılıyor. Hem zaten şimdi orada, aşağıda, ve sizinle
tanıştırılmaya hazır. Winnie-the-Pooh."
Zıplayan,
hoplayan, atlayan, neşeli mi neşeli Tigger'i seviyoruz elbette.
Ama "aklı kıt ayıcık"ın yerini de kimse alamaz. Saf, saftoş, saftoron
Winnie, "Seni Aptoş Ayı", başını elleri arasına alır, düşünür
de düşünür ama nafile. Gene de kendince fikirleri var, tabii.
"Winnie-the-Pooh
merdivenlerden inerken bazen herhangi bir oyun oynamak ister, bazen
de ateşin önünde sessizce oturup bir hikâye dinlemekten hoşlanır.
Bu akşam-
"Bir hikâyeye ne dersin?" dedi Christopher Robin.
"Ne desem bir hikâyeye?" dedim ben.
"Şöyle tatlı tatlı, bir hikâye anlatabilir misin Winnie-the-Pooh'a?"
"Anlatırım herhalde" dedim.
"Ne tür hikâyelerden hoşlanır?"
"Kendi hakkında olanlardan. Çünkü o tür bir Ayı."
"Ah, anlıyorum." 
Evet,
anlıyoruz, teşekkür ediyoruz. Tigger'i seyredin ama Winnie'yi
de okuyun lütfen. Onun hikâyeleriyle ilgilenmezseniz çok kırılır.
Çünkü o, o tür bir Ayı.
Önceki

Diğer
Yazıları
Şimdi
Bize Kim Ne Çizecek
(25.07.2000)
Dahi,
vahşi, mizahi (14.08.2000)
Elele
geliyoruz, Christopher Robin ve ben
(22.09.2000)
|