|

Şimdi
bize kim ne çizecek?
Don Martin'in çılgın insanları, Gil Kane'in tuhaf yaratıkları,
Charlie Brown'la çocuklar, başımızın tâcı Snoopy ve marmeloş Orlando
bize miras kalmış.

Don Martin'in adamları ya da kadınları olmaksızın yaşadığım
bir dönemi hatırlamıyorum. Orta öğrenim yıllarından itibaren, çılgın
dergi "Mad"i aşkla okuyan
biri olarak, bazen dilleri bir kilometre dışarı çıkan o adamlar,
orta yaş dolgunluğunda tehditkâr kadınlar hep benimle birlikte yaşadı.
"Mad"in en çılgını, Don Martin. Hürriyet'in karikatür yarışması
için buraya geldiğinde tanışmıştık da. Uzun boylu, uzun bacaklı,
çocuk maviliğinde mavi gözleri ve genelde naif bir tavrı olan, yanlış
hatırlamıyorsam karısından da korkan biriydi müteveffa. Ve bir dönemin,
başka çılgınlıklarla da iştigal etmiş kuşağının bir anlamda temsilcisi
gibiydi.

Sonra George Schulz. Yani, Charlie Brown ve avenesi, Peanuts
tayfası. Ve özellikle Snoopy. Benim ve benden sonraki bütün kuşakların
ortak malı. Hazan yaprakları bazen mevsimsiz de dökülür. George
Schulz artık onları çizmeyeceğini açıkladığında bile karalar bağlamıştık.
Yorulduğuna, yarattıklarının yettiğine karar vermişti. Son Snoopy
şeridini çizdi, sağlık gerekçesiyle kendini istirahate çekme niyetini
açıkladı, keyifli bir emekliliğe hazırlandı (77 yaşındaydı) ve o
şerit yayımlanmadan birkaç saat önce öldü. Elli yıldır Charlie Brown'la
arkadaşlarına can veriyordu, demek ki hayatta misyonu oymuş. Çizmeye
devam etse belki bugün de yaşıyor olurdu. Neden olmasın, evren garip
bir yerdir.

İki tane daha var. Biri, yaratıcı yanından çok elinin çabukluğu
ve ustalığıyla tanınan Gil Kane. Uzun boylu, hemen göze çarpan,
bilgili, esprili, dürüst bir tip. Çevresindeki bir numaralardan
(Lou Fine, Reed Crandall, Jack Kirby, Alex Toth) çok şey öğrenmiş,
onların tasarımı ile dinamizmini bir araya getiren bir üslup geliştirmişti.
1990'ları da gene çizgiroman piyasasının en usta çizerlerinden biri
olarak geçirmişti. Yeşil Fener'le Atom'un 1960'larda yeniden can
bulmasını sağlamış olan zanaatkâr. İkisine de ölmeden önce iki bölümlük
bir tefrika için yeniden el atmıştı, 73 yaşındaydı.

Sonra,
Kathleen Hale. Tanıyor muydunuz bilmem, Marmelat Kedisi Orlando'nun
annesi, o da 101 yaşında öldü. Her iki dünya savaşında da o yılların
renge aç çocuklarına çizgili postu, yemyeşil gözleri olan babacan,
iyimser bir kedi armağan etmişti. Renkli litografi tekniklerini
kullanımıyla, resimli çocuk kitapları için yeni standartlar yerleştirmişti.
Gözlemciydi, bakar ve not alırdı. Çocukken bile çevresini izleyip
ne olup bittiğini keserdi. Orlando'ya kendi kişisel tarihini de
aktardı. Marmelat kedisinin karısı Grace ise, aslında Kathleen'in
olmak istediği kadındı. Vaktiyle kendini, doğru zamanda doğru yerde
olma yeteneğine sahip biri diye tanımlamıştı. Difteri olduğunda
onu tedavi eden doktorla evlendi, büyük bir dostluk kurdular. Hale,
ılımlı bir bohemlik sergileyen, fevkalade "İngiliz" bir sanat geleneğinin
temsilcisiydi. Çocukluğunu yeniden icat etmek için yazardı. Bize,
dünyayı beğenmeyip değiştirmek isteyen ütopik Orlando'sunu bıraktı.

Yani şimdi bir bakıyoruz: Don Martin'in çılgın insanları, Gil Kane'in
tuhaf yaratıkları, Charlie Brown'la çocuklar, başımızın tâcı Snoopy
ve marmeloş Orlando bize miras kalmış. Göz kulak oluyoruz, hoş tutuyoruz,
kendilerini yalnız hissetmelerine izin vermiyoruz. Belki onları
aslında kendileri için çizdiler ama, nihayetinde bize kalacağını
da biliyorlardı elbette.

Diğer
Yazıları
Şimdi
Bize Kim Ne Çizecek
(25.07.2000)
Dahi,
vahşi, mizahi (14.08.2000)
Elele
geliyoruz, Christopher Robin ve ben
(22.09.2000)
|