|

Dahi,
vahşi, mizahi (Devamı)
Burroughs
Tanca'ya gelip bir erkek kerhanesinde bir oda tuttuğunda
gerçi kendini uyuşturucuya vurdu vurmasına ama en büyük emeli yazar
olarak kendini kabul ettirmekti. İki kitabı vardı, biri
henüz basılmamıştı. Bir gazeteciyle ahbap oldu, adam Paul
Bowles'ı tanıyordu. Burroughs,
Bowles'ın
çevresine girmek için aylarca uğraştı. "The
Sheltering Sky"ı (Çölde Çay) okumuştu, yazardan etkilenmişti.
İlk kez bir otelde 1954'te karşılaştılar. Bir yıl sonra Bowles,
sürgünlerin "Morfin Minnie" adını taktığı adamı çaya davet etti.
O gün başlayan dostlukları kırk
yıl sürdü. Bowles
egzotik mekânlarda gezmeyi seviyordu, birazcık züppeydi. Erkek bir
arkadaşla bekârlara mahsus bir evde oturuyor, onu biraz sevip biraz
nefret eden lezbiyen karısı Jane'i
kendinden uzakta tutuyordu. Paul
yazıyordu,
Jane yazamıyordu. Ayrıca kadıncağızın Tanca'da
cadı gözüyle bakılan Şerife adlı bir kadınla başı beladaydı. Deli
olmaktan çok korkuyordu, sonunda akıl hastanesine gitti. Joan
Frost ile Joan
Lee, Cronenberg'in
filminde Judy
Davis'in oynadığı iki karakterdi.

Kerouac ve Dönemeç

"Çıplak Şölen"in
bir dönüm noktası oluşturacağını umut eden Burroughs, vaktinin çoğu
kez tek başına geçiriyordu. Sevgilisi Ginsberg
başka bir adama âşık olmuştu. Burroughs
ise zaman zaman eşcinselliğin "korkunç bir hastalık" olduğunu düşünüyordu.
Evet, kitaptan gerçekten umutluydu. Ama Kerouac
1957 Şubat'ında onu ziyarete geldiğinde karşısında tamamen
umutsuz bir Burroughs
buldu. "Çıplak
Şölen"in elyazmaları oraya buraya saçılmıştı. Kerouac
onları daktiloya çekmeyi önerdi. Yazarın kendine acımasına biraz
sinirlenmişti ama,
Ginsberg'in yeni sevgilisinin acımasızlığına daha çok
sinirlendi, zaten Tanca'yı
da pek sevmemişti. Gene de elyazmasını daktiloda temize çekti. Kerouac,
gerçek bir editör ruhuyla oturup birikmiş malzemeyi sıraya koydu,
karakterler yarattı. Burroughs
bir yıl sonra Tanca'dan
ayrıldığında, artık yeni
kişiliğine bürünmeye hazırdı.

Hem de nasıl! Yazar oldu, hayranlar edindi, hayranlıktan hoşlanmaya
bile başladı. Ölümünden kısa denecek bir süre önce, kendisiyle söyleşi
yapan bir gazeteciye "Ne demek istiyorsunuz, 'anemik duygu' da ne
demek?" diye, kendinden emin bir şekilde soruyordu. "Böyle bir şey
dediğimi hatırlamıyorum." Heyhat, demişti! Biraz düşündükten sonra,
"Laf olsun diye söylediğim her şeyden sorumlu tutulamam" dedi. "Hayranlık
konusu olmak hoşuma gidiyor. Salinger'in sorunu da bu zaten. Tavşan
gibi kaçıyor. Bunu anlamıyorum."

Ortalarda 2 bin hayran

Bu söyleşi sırasında şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz: Burroughs
82 yaşında, son onbeş yılını geçirdiği Kansas'taki üniversite kenti
Lawrence'de.
Hakikaten ilgi odağı oluşturuyor. Evi arı kovanı gibi. Şair John
Giorno mutfakta çay yapıyor. Bir fotoğrafçı, gerçek Burroughs'u
kamerasıyla tespit edeceğini iddia ediyor. Yazar "Hadi canım" diyor.
"Mümkün değil. Bir insan, asla görünüşüyle aynı şey olamaz." Hoşuna
gidiyor ama. Bir
konser, bir festival,
bir retrospektif
söz konusu. Sergi kendisinin (performanslar bir araya kurgulanmış,
arada kitap okuyor), diğerleri onun şerefine. Ortalarda 2 bin hayranı
var. Patti
Smith, Lenny
Kaye, Oliver
Ray, Deborah
Harry, Chris
Stein gelmiş. Sonra canımız ruhumuz Philip
Glass, tek ve yegâne Laurie
Anderson, Fugs grubunun kurucusu Ed Sanders, ve çaycı
şair Giorno.
Hepsi New
York'taki ilk "şerefe gösteri"de marifetlerini göstermiş,
hepsi ondan etkilendiklerini söylüyorlar. Beat kuşağının bir numarası,
eş-dost yardımıyla canı istediği
kadar ve canı istediği
ölçüde sürdürdüğü inzivasından çıkmış (1981'den beri,
onun varlığı buranın en büyük sırrı), gösteride kısa bir konuşma
yapacağı bile söyleniyor.

Ama
kültür ikonu olmayı tarif etmeye niyeti yok. Bu kasaba, Lawrence,
onu böyle şeylerden koruyor. Üç kedisiyle yaşıyor. Bir hayvan
hakları eylemcisi; özellikle bir tür maymunsu Madagaskar
hayvanı olan lemur'ları
yok olmaktan kurtarmaya çalışıyor. "İnsan kötü bir hayvan" diyor.
"Önce insanları yok ediyor, sonra hayvanları, sonra da çevreyi."
Bir dostunun çiftliğinde atış yapıyor, nişancı bir atıcı. Ateşli
silahlar hakkındaki dergilerle ilgileniyor, çünkü "savaşan bir evren"deyiz.
Birtakım tuhaf "Kendi kendine yap" kataloglarıyla da: Vergi nasıl
kaçırılır? Gizli uyuşturucu laboratuarları nasıl işletilir? Nasıl
başarılı bir sorgucu olunur? Vesaire… Çocukluğundan beri yaptığı
gibi, günce tutuyor ama artık yazmıyormuş. Resmi de şimdilik bırakmış.
Kendini tekrarlamak istemiyor. İnziva
meselesi ise, eş-dost hariç, hâlâ geçerli. Evet, hayranlıktan
hoşnut ama kapı eşiğinde yatıp ruh tokuşturmayı umanlardan da bezmiş
durumda. İmza vermiyor, mektupları cevaplamıyor, söyleşi yapmıyor,
fotoğraf çektirmiyor. Halk içine girdiği zaman da, her ihtimale
karşı, kılıçlı bir baston ve karabiber gazıyla silahlanıyor. "Hazırlıklı
olmak zorundayım. Lennon'a
ne oldu, baksanıza."


Diğer
Yazıları
Şimdi
Bize Kim Ne Çizecek
(25.07.2000)
Dahi,
vahşi, mizahi (14.08.2000)
Elele
geliyoruz, Christopher Robin ve ben
(22.09.2000)
|