|

TBMM yeni yasama döneminde günün gereklerine uygun olarak düzenlemeler
yapmaya gidiyor. Bu düzenlemelerden biri de kriz nedeniyle Adalet
sistemini niceliğiyle tıkayan alış-veriş, çek, senet ve benzeri
davalar. Bu işlemlerden doğan suçlar nedeniyle, hem yargı hem de
ceza koşullarının değişmesi gündemde. Bu vesile ile yürürlükteki
sözleşmelerin hukuki yerine bir göz atmak istedik.

Günlük
faaliyetlerimiz adeta sözleşmelerden ibarettir. Sözleşme ya da eski
deyişiyle "akit", iki ya da daha fazla kişi arasında bir şeyi yapmayı
ya da yapmamayı konu alan gönüllü anlaşmalardır. Sözleşmeler
hukuk açısından yükümlülükler yaratır ve mahkeme kararıyla yaptırıma
bağlanabilir. Tüm hukuki ilişkilerin temelinde sözleşme yatar.

Akşam eve gelip düğmesine bastığımızda bize elektrik sağlayan kurumla
bir sözleşme ilişkisine gireriz. Bu ilişkide kurum bize elektrik
sağlamakla, biz de kullandığımız elektriğin ücretini ödemekle yükümlüyüz.
Sabah günlük gazetelerimizi alırken de bir sözleşmenin tarafları
haline geliriz. Otobüse, dolmuşa, trene ya da taksiye bindiğimizde
de sözleşmeye dayalı bir ilişkinin gereklerini yerine getirir, paramızı
öderiz. Bunlar nispeten önemsiz, günlük yaşantımızın içinde bir
çırpıda yaşadığımız hukuki ilişkiledir. Elbette çok daha ağır yükümlülüklerin
ve çok daha ağır ekonomik koşulların söz konusu olduğu sözleşmeler
de yapanz. Bir araba, bir çamaşır makinesi ya da ev satın alırken
yaptığımız sözleşmeler gibi olanlar, hukuk açısından hak ve yükümlülüklerimizi
daha iyi bilmeyi gerektiriyor.

Hukuk açısından bağlayıcı sözleşmelerin bazı özellikleri vardır.
Örneğin:
- Bir
sözleşmede bir öneri (icap), bu önerinin diğer tarafça kabulü
ve şu şu durumlarda şöyle şöyle yapılacak şeklinde bir de ihtimaller
bölümü bulunmalıdır. Ömeğin, vitrinde yanında fiyat etiketi duran
tencereyi (icapta bulunma) beğendiniz. İçeri girip satın aldınız
(kabul). Şu kadar gün içinde kulpu çıkarsa satış fişiyle birlikte
götürüp değiştirebilme ihtimali de sözleşmenizin içinde yer almalı.
-
Öneri anlaşılmaz olamaz. Somut bir şekilde ortaya konulmalı, karşı
taraf da bunu kabul ettiğini açıkça beyan etmelidir. Bir alım-satım
işlemi üzerine sohbet etmek teklif sunmak, öneride bulunmak değildir.
- Bir
öneriyi kabul ettiğiniz davranışlarınızdan anlaşılıyor; ama bunu
aslında benimsemediniz ve kabul etmediğinizi açıkça ifade etmediniz.
Yasal açıdan bu, kabul anlamına geleceği için, bir sözleşmeyi
kabul etmediğinizi her zaman açıkça ifade edin.
- Sözleşmeyi
yapan tarafların her biri neyi onayladığını kavrayacak yeteneğe
sahip olmalıdır. Beş yaşındaki çocuğunuzun ya da Alzheimer hastası
dedenizin yapacağı sözleşmelerin hukuki açıdan hiçbir geçerliliği
olamaz.
- Sözleşmelerin
hukuk açısından geçerli olabilmesi için yasadışı hiçbir fiile
ya da alım-satım işlemine dayanmaması gerekir. Örneğin birisi
çaldığı oto teyplerini satması ve karşılığında kendisine bir komisyon
ödemesi için bir satıcıya verirse ve bu satıcı söz verdiği komisyonu
hırsız kişiye ödemezse, yasadışı fiiler söz konusu olduğu için,
bu durumun hukuksal açıdan hiçbir sözleşme değeri olamaz. Buna
karşılık her iki fiil kovuşturma konusudur.
- Sözleşme
yapılmış olduğunu kanıtlamalısınız. Eğer sözleşmeyi yazılı yapmışsanız
ve elinizde bir kopyası bulunuyorsa (mutlaka bir kopya saklayın),
sorun yok. Ne var ki, sözlü sözleşmeler de yaparız. Böylesi durumlarda
sözleşmenin varlığıffi kanıtlamak çok zordur ve genellikle avukata
gitmeniz gerekir.
- Yapacağınız
sözleşmeler açısından hukuk mevzuatında ''şekil'' zorunluluğu
bulunup bulunmadığını araştırmayı ihmal etmeyin! Bazı sözleşmelerin
hukuk açısından geçerliliği ''şekil''e bağlanmıştır. Medeni Kanun'da
ve Borçlar Kanunu'nda bazı hallerde ''yazılı şekil', bazı hallerde
''resmi şekil' öngörülmüş bulunuyor.
-
Yazılı şekil tarafların el yazısıyla ya da daktilo veya bilgisayar
gibi aletlerle bir metin hazırlayıp, tarih atıp imzalamalarıdır.
Örneğin kefalet sözleşmesinin ya da bağışlama vaadinin hukuk açısından
geçerli olabilmesi için yazılı şekilde hazırlanması gerekir.
- Resmi
şekil sözleşmenin bir resmi makam önünde yapılmasıdır. Örneğin
miras sözleşmesi, gayrimenkul alım-satımı, kaydı hayat şartıyla
bakım gibi sözleşmelerin geçerli sayılması için noter ya da tapu
memuru önünde yapılması gerekir.
Şimdi,
kısaca hatırlatalım:

Hak: Hukuk düzeninin kişiye tanıdığı yetkiler bütünü. Birisine
on milyon lira borç verdiğimizde, bir kişiye para vermiş olmamızdan
doğan alacak hakkımız gündeme gelir. Bunun dışında verdiğimiz parayı
geri isteme (talep hakkı ) ve geri alma hakkına da sahibiz. Burada
söz konusu olan bir ''ödünç sözleşmesi''dir. Hukuk dilinde buna
''karz akti'' deniyor. Bu tür ilişkiler, Borçlar Kanunu 'yla
düzenlenir.

Borç: Günlük yaşantımızda yaygın olarak bakkala, arkadaşıma
borcum var deriz ve bu, geri ödememiz gereken bir miktar parayı
ifade eder. Hukuk dilinde ise borç sözcüğünün iki anlamı vardır:
Dar anlamda ''edim''; geniş anlamda ''borç ilişkisi''.

Edim: Bir borç ilişkisi nedeniyle borçlunun yerine getirmekle
yükümlü olduğu ve alacaklının da istemeye yetkili olduğu davranış.
Diyelim ki bir buzdolabı satın aldık. Alıcı olarak bu malın bedelini
(semen) satıcıya ödemekle yükümlüyüz; bu ödeme davranışı binim borcumuz
oluyor. Satıcı da satmış olduğu malı bize teslim etmek, buzdolabının
mülkiyetini bize devretmek yükümlülüğündedir; bu teslim davranışı
da satıcının borcu oluyor. Burada söz konusu olan farklı borçların
her ikisi de birer davranış, birer edimdir.

Borç ilişkisi: En az iki kişi arasında oluşan ve bunlardan
birini diğerine karşı belirli bir davranışta bulunmakla yükümlü
kılan hukuksal bağ. Hukuk dilinde böyle bir yükümlülük altındaki
kişiye borçlu, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini isteme durumunda
olan diğerine alacaklı, söz konusu olan davranışa da edim deniyor.
Borç geniş anlamda bu borç ilişkisinin tümünü ifade eder.

Borçların Sona Ermesi
Borçlar, ancak yerine getirildikten, hukuki dille ''ifa'' edildikten
sonra sona erer. İfa borçluyu borcundan kurtarır, alacaklının borç
ilişkisinden doğan beklentisine son verir. İfa dışında borcu sona
erdiren kimi durumlar da vardır. Bunlardan bazıları:
İmkansızlık: Borçlunun kusuru olmaksızın borcun ifası imkansızlaşmışsa,
borç ortadan kalkar.
İbra: Alacaklı edimi elde etmeksizin borçlusunu borçtan
kurtarırsa yine borç sona erer.
Takas: İki kişi arasında aynı cinsten karşılıklı borç varsa
ve bunlardan biri tek taraflı irade beyanında bulunursa, borç sona
erer.

Borçlu Borcunu Nerede İfa Etmeli?
Borcun nerede ifa edileceğini taraflar aralarında yaptıkları sözleşmelerinde
serbestçe belirleyebilir. Sözleşmede böyle bir hüküm yoksa, borcun
ifa yeri hakkında şu kurallar uygulanır:
* Borcun konusu paraysa, ifa, alacaklının ifa zamanındaki ikametgahında
yapılır.
* Parça borçlarında, yani sözleşme konusu ayrıca nitelikleriyle
belirlenmiş bir şey ise, ifa, ''şeyin'', sözleşmenin yapıldığı sırada
bulunduğu yerde gerçekleştirilir.
* Diğer borçlarda ifa, borçlunun borcun oluştuğu andaki ikametgahında
yapılır.

Borcun Ödendiği Nasıl İspatlanır?
Borçlu iseniz ve borcunuzu ifa ediyorsanız, siz siz olun alacaklıdan
borcun ödendiğini gösteren bir makbuz isteyin. Bu sizin hakkınızdır.
Borcunuzu kısmen ödeseniz bile makbuz isteme hakkına sahipsiniz,
Alacaklı borcunu ödeyen borçluya makbuz vermekle yükümlüdür. Alacaklı
makbuz vermeyi kabul etmezse, borçlu ifadan kaçınabilir.
* Makbuzda şu öğeler bulunmalıdır:
İfa edilen borcun,
kimin tarafından
nerede
ne zaman ifa edildiği ve
alacaklının imzası.

Dikkat
edin:
* Faiz, kira geliri gibi belirli zamanlarda ödenen borçlarda alacaklı,
bir çekince ileri sürmeksizin bir taksit için makbuz vermişse ondan
önceki taksitleri de almış sayılır.
* Asıl borcun ödendiğini gösteren bir makbuz veren alacaklı faizleri
de almış sayılır.
* Alacaklı senedi borçluya vermişse borç sona ermiş sayılır.
|