|

Hukuk dilindeki 'gerçek kişiler' ve toplum içinde yaşamayı seçmiş
bireyler olarak, bir başka deyişle bu ülkenin yurttaşlan ve yeryüzünün
sakinleri olarak hepimiz insan haklarına sahibiz.

'İnsan
hakları' kavramı son yıllarda hem dünyada, hem ülkemizde sık sık
kullanılıyor. Üstelik bazı ülkelerle ilgili kimi uluslararası askeri
yaptırımların gerekçesi olarak karşımıza çıkıyor. (Örnek: Kosova'da
Arnavut halka yapılan insanlık dışı uygulamalar nedeniyle NATO'nun
askeri müdahalesi.)

Bu
konuda hepimizin eksiklikleri var. Bazılarımız farklı politik görüş
ve inanç sahibi yurttaşlara eziyet yapıyor ya da yapılmasını uygun
buluyor; bazılarımız 'insan hakları' sözcüğünü bir alay konusu gibi
kullanıyor. Bu nedenle son dönemlerde bütün önemli devlet kurumlarında,
özellikle de kolluk kuvvetleri bünyesinde 'insan hakları' konusunda
eğitimler, seminerler düzenleniyor, yasalarda değişiklikler yapılıyor.
Bazılarımız, 'insan hakları'nı sadece kendimize, mensup olduğumuz
politik görüş ya da inanç sahiplerine özgü bir hakmış gibi yorumluyor.
'Bizim' dışımızdakileri 'hakları olmayan bir takım yaratıklar' kategorisine
sokuyor ve karalamadan şiddet uygulamaya kadar her türlü muameleye
layık görüyoruz. Bu arada, pazarda tezgâh açmak için gerekli yasal
işlemleri yapmadan pırasa-soğan satmamızı engelleyen zabıtadan kaçarken
şöyle haykırdığımız da oluyor: 'Bu yaptığın insan haklarına sığar
mı?'

Peki, nedir bu 'insan hakları'? Irk, dil, din, cinsiyet, siyasal
ya da herhangi bir görüş, ulusal ve sosyal köken, servet ve doğum
ya da başka farklar gözetilmeksizin insan doğasının özünde bulunduğu
kabul edilen ve bundan dolayı bütün siyasal iktidarların işlerlik
kazandırması ve uyması gereken hak ve özgürlüklerin bütünüdür. Toplum
içinde bizlerle aynı insanî haklara sahip başka insanlarla birlikte
yaşıyoruz. Bu nedenle, birbirleriyle ilişki içindeki farklı bireylerin
hak ve yükümlülükleri arasındaki uyum ya da çatışma, insanların
günlük yaşamdaki haklarının içeriğini, tanımlanmasını ve uygulanmasını
belirliyor.

Kısacası, bu haklar benim olduğu kadar senin; bizim olduğu kadar
onların. Eğer toplum içinde bir arada yaşayacaksak, benimkiyle seninki,
bizimkiyle onlarınki uyum içinde olmak durumunda.
Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden: Madde 1. ''Tüm insanlar
özgürlük, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdan
sahibidirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duygusuyla hareket etmelidirler.''
Madde 11. ''Herkes ırk, renk, cinsiyet,dil, din, siyasal veya başka
herhangi bir görüş, ulusal ya da sosyal köken, zenginlik, doğum ya
da başka herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ilan edilen
tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız
ülke uyruğu olsun, ister vesayet altında ya da özerklikten yoksun
ya da egemenliği herhangi bir şekilde kısıtlanmış ülke yurttaşı olsun,
bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu ülkenin siyasal, yönetimsel ya
da uluslararası statüsünden kaynaklanan herhangi bir ayırım yapılamaz.''
Geçmişten
günümüze İnsan hakları belgeleri
1215, Magna Carta Liberdatum: İngiltere'de asiller kralın yasaları
keyfi uygulamasına son verdiler. Sıradan insanların değil, asillerin
hakları ve katılımları söz konusu oldu. Yasaları gene kral yapıyordu.

1628,
Petition ofRights (Haklar Dilekçesi): İngiltere'de sıradan insanların
keyfi tutuklanmasına ve keyfi vergilere mahkum edilmesine karşı hazırlandı.
Yetkileri kısılmış gibi görünse de hâlâ kralın astığı astık, kestiği
kestikti.

1679,
Habeas Corpus: İngiliz halkının kişisel hakları dile getirildi.
Parlamentonun yetkileri artmış olsa da birey İdare'nin, yani kralın
ve onun adamlarının keyfi uygulamalarına karşı şikayet ve yasal işlemde
bulunma hakkından yoksundu.

1776,
Bill of Rights (Haklar Kanunu): ABD'nin Virginia Eyaleti'nin anayasasında
''her insanın doğuştan özgür ve bağımsız'' olduğu, yaşamaya hakkı
bulunduğu, mülk edinebileceği, mülk sahibi olabileği, vb. ilan edildi.
Bu, insanlık tarihindeki ilk insan haklan belgesi olarak kabul edilir.

1791
, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi: Fransız Devrimi'yle birlikte
her kişinin hak ve özgürlükleri tarif edildi: Özgürlük, eşitlik, mülkiyet,
güvenlik ve baskıya karşı çıkma, yasalar önünde eşitlik ve keyfi tutuklanmaya
karşı korunma, din ve vicdan özgürlüğü...

1O
Aralık 1948, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi:
İkinci Dünya Savaşı'na kadar geçen süre içindeki ve savaş sırasındaki
katliamlara karşı insanlık vicdanının ve birikiminin sonucu olarak
hazırlandı.

16
Aralık 1966, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmeleri: İnsanların
ve devletlerin siyasal hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra ekonomik
ve sosyal haklarının da ifade bulduğu belgelerdir. Sendikalaşma, grev
hakkı gibi çalışanların haklarını da içerir.

4
Kasım 1950, Avrupa Konseyi Temel İnsan Hak ve Özgürlükleri Konvansiyonu:
BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini esas almıştır.

1
Ağustos 1975, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Belgesi:
Devletler Hukuku açısından yaptırım gücü olmamasına rağmen insan haklarını
ilk kez "güvenlik" (Avrupa'da güvenlik bölümünde yer alır) kapsamında
ele alan belgedir.

Bunların
dışında politik göçmenlerin, savaş esirlerinin, kadınların, çocukların
ve hastaların haklarını ele alan ya da başka konuları içeren sayısız
belge imzalanmıştır.

Bu
kısa tarihçeden görüldüğü gibi, insan hakları anlayış ve uygulamaları
toprakta özel mülkiyetin gelişmesi ve hukuka bağlanması, toprak ürünlerinin
ve sanayi ürünlerinin kişiler ve tüzel kişiler tarafından üretilip
pazarlanmasına ve ulus-devletin olgunlaşmasına paralel olarak gelişmiştir.
İnsanlar bu süreç içinde hem birbirlerine, hem de içinde yaşadıkları
toplumsal sisteme (devlete) karşı hak ve ödevleri konusunda daha talepkâr
olmuşlardır.

Osmanlı
İmparatorluğu döneminde ''Ferman Padişahın''dı. Tanzimat döneminin
ünlü 1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanları sadece
devlet yönetiminde hakim olması gereken bazı ilkeleri göstermiş, Müslüman
olmayan tebaaya Müslüman tebaayla (yurttaş değil) eşit haklar ilan
etmişti. 23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi (ilk anayasa)
bir takım hakları telaffuz etmişti. Bu Anayasa'da 1909'da yapılan
değişikliklerle padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri kısıldı,
toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, basına sansür konulamayacağı gibi
kurallar eklendi. Ama bu kez padişahın yerini ''tek parti yönetimi''
(İttihat ve Terakki) almıştı.

29
Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ülke ekonomisi
güçlendikçe, Türkiye dünyaya açıldıkça, eğitim ve bilgi düzeyleri
yükselen yurttaşlar olarak insani haklarımızı artan ölçüde gündeme
getirmeye başladık. Düşününüz ki, doğuştan bir takım haklarla donatılmış
kişi olan ''yurttaş-vatandaş'' kelimesi 1923'den önce yabancı dil-Türkçe
sözlüklerinde yoktu. Hem devlet olarak, hem de yurttaşlar olarak bu
konuda biraz yavaş gelişmiş olmamız, bu konuda önümüzde duran çağı
yakalama zorunluluğunu değiştirmiyor.

Yeryüzünü
binlerce defa yok edecek miktarda atom, hidrojen, biyolojik ve kimyasal
silahların birikmiş olması... İçinden geldiğimiz tabiatın (çevrenin)
sonsuz bir şey olmaması, kirlenmesi ve biz insanların yaptıklarıyla
yara alması...Biyoteknoloji aracılığıyla insan türü üzerinde deneylerin
yapılması ve değişik canlı hücrelerin oluşturulmasına çalışılması..
Bilgisayarlar, uydular ve televizyonlarla Hindistan'ın en ücra köşesiyle
örneğin Kosova'nın sımsıkı birbirine bağlanması. Çin'in küçücük bir
kasabasında üretilen bir malın Eskimolara satılması... Bir Japon şirketiyle
bir Türk şirketinin birlikte ürettikleri malların Afrika'da pazarlanması...

Bütün
bunlar artık insan haklarının 2000'li yıllarda daha da önem kazanacağının
işaretleridir. Dünya küresel bir köye dönüştükçe, insan hakları da
artan ölçüde tek tek devletlerin işi olmaktan çıkıyor ve bu küresel
köy halkının ortak vicdanı haline geliyor.


Bu sayfalara katkılarından
dolayı Doç. Dr. İştar Gözaydın'a, Behiç Ak'a ve Helsinki Yurttaşlar
Derneği'ne teşekkür ederiz.
|