Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





"İnsan Hakları" denince...


Hukuk dilindeki 'gerçek kişiler' ve toplum içinde yaşamayı seçmiş bireyler olarak, bir başka deyişle bu ülkenin yurttaşlan ve yeryüzünün sakinleri olarak hepimiz insan haklarına sahibiz.

'İnsan hakları' kavramı son yıllarda hem dünyada, hem ülkemizde sık sık kullanılıyor. Üstelik bazı ülkelerle ilgili kimi uluslararası askeri yaptırımların gerekçesi olarak karşımıza çıkıyor. (Örnek: Kosova'da Arnavut halka yapılan insanlık dışı uygulamalar nedeniyle NATO'nun askeri müdahalesi.)

Bu konuda hepimizin eksiklikleri var. Bazılarımız farklı politik görüş ve inanç sahibi yurttaşlara eziyet yapıyor ya da yapılmasını uygun buluyor; bazılarımız 'insan hakları' sözcüğünü bir alay konusu gibi kullanıyor. Bu nedenle son dönemlerde bütün önemli devlet kurumlarında, özellikle de kolluk kuvvetleri bünyesinde 'insan hakları' konusunda eğitimler, seminerler düzenleniyor, yasalarda değişiklikler yapılıyor. Bazılarımız, 'insan hakları'nı sadece kendimize, mensup olduğumuz politik görüş ya da inanç sahiplerine özgü bir hakmış gibi yorumluyor. 'Bizim' dışımızdakileri 'hakları olmayan bir takım yaratıklar' kategorisine sokuyor ve karalamadan şiddet uygulamaya kadar her türlü muameleye layık görüyoruz. Bu arada, pazarda tezgâh açmak için gerekli yasal işlemleri yapmadan pırasa-soğan satmamızı engelleyen zabıtadan kaçarken şöyle haykırdığımız da oluyor: 'Bu yaptığın insan haklarına sığar mı?'

Peki, nedir bu 'insan hakları'? Irk, dil, din, cinsiyet, siyasal ya da herhangi bir görüş, ulusal ve sosyal köken, servet ve doğum ya da başka farklar gözetilmeksizin insan doğasının özünde bulunduğu kabul edilen ve bundan dolayı bütün siyasal iktidarların işlerlik kazandırması ve uyması gereken hak ve özgürlüklerin bütünüdür. Toplum içinde bizlerle aynı insanî haklara sahip başka insanlarla birlikte yaşıyoruz. Bu nedenle, birbirleriyle ilişki içindeki farklı bireylerin hak ve yükümlülükleri arasındaki uyum ya da çatışma, insanların günlük yaşamdaki haklarının içeriğini, tanımlanmasını ve uygulanmasını belirliyor.

Kısacası, bu haklar benim olduğu kadar senin; bizim olduğu kadar onların. Eğer toplum içinde bir arada yaşayacaksak, benimkiyle seninki, bizimkiyle onlarınki uyum içinde olmak durumunda.


Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden: Madde 1. ''Tüm insanlar özgürlük, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdan sahibidirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duygusuyla hareket etmelidirler.'' Madde 11. ''Herkes ırk, renk, cinsiyet,dil, din, siyasal veya başka herhangi bir görüş, ulusal ya da sosyal köken, zenginlik, doğum ya da başka herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ilan edilen tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız ülke uyruğu olsun, ister vesayet altında ya da özerklikten yoksun ya da egemenliği herhangi bir şekilde kısıtlanmış ülke yurttaşı olsun, bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu ülkenin siyasal, yönetimsel ya da uluslararası statüsünden kaynaklanan herhangi bir ayırım yapılamaz.''

Geçmişten günümüze İnsan hakları belgeleri
1215, Magna Carta Liberdatum: İngiltere'de asiller kralın yasaları keyfi uygulamasına son verdiler. Sıradan insanların değil, asillerin hakları ve katılımları söz konusu oldu. Yasaları gene kral yapıyordu.

1628, Petition ofRights (Haklar Dilekçesi): İngiltere'de sıradan insanların keyfi tutuklanmasına ve keyfi vergilere mahkum edilmesine karşı hazırlandı. Yetkileri kısılmış gibi görünse de hâlâ kralın astığı astık, kestiği kestikti.

1679, Habeas Corpus: İngiliz halkının kişisel hakları dile getirildi. Parlamentonun yetkileri artmış olsa da birey İdare'nin, yani kralın ve onun adamlarının keyfi uygulamalarına karşı şikayet ve yasal işlemde bulunma hakkından yoksundu.

1776, Bill of Rights (Haklar Kanunu): ABD'nin Virginia Eyaleti'nin anayasasında ''her insanın doğuştan özgür ve bağımsız'' olduğu, yaşamaya hakkı bulunduğu, mülk edinebileceği, mülk sahibi olabileği, vb. ilan edildi. Bu, insanlık tarihindeki ilk insan haklan belgesi olarak kabul edilir.

1791 , İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi: Fransız Devrimi'yle birlikte her kişinin hak ve özgürlükleri tarif edildi: Özgürlük, eşitlik, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı çıkma, yasalar önünde eşitlik ve keyfi tutuklanmaya karşı korunma, din ve vicdan özgürlüğü...

1O Aralık 1948, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi: İkinci Dünya Savaşı'na kadar geçen süre içindeki ve savaş sırasındaki katliamlara karşı insanlık vicdanının ve birikiminin sonucu olarak hazırlandı.

16 Aralık 1966, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmeleri: İnsanların ve devletlerin siyasal hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra ekonomik ve sosyal haklarının da ifade bulduğu belgelerdir. Sendikalaşma, grev hakkı gibi çalışanların haklarını da içerir.

4 Kasım 1950, Avrupa Konseyi Temel İnsan Hak ve Özgürlükleri Konvansiyonu: BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini esas almıştır.

1 Ağustos 1975, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Belgesi: Devletler Hukuku açısından yaptırım gücü olmamasına rağmen insan haklarını ilk kez "güvenlik" (Avrupa'da güvenlik bölümünde yer alır) kapsamında ele alan belgedir.

Bunların dışında politik göçmenlerin, savaş esirlerinin, kadınların, çocukların ve hastaların haklarını ele alan ya da başka konuları içeren sayısız belge imzalanmıştır.

Bu kısa tarihçeden görüldüğü gibi, insan hakları anlayış ve uygulamaları toprakta özel mülkiyetin gelişmesi ve hukuka bağlanması, toprak ürünlerinin ve sanayi ürünlerinin kişiler ve tüzel kişiler tarafından üretilip pazarlanmasına ve ulus-devletin olgunlaşmasına paralel olarak gelişmiştir. İnsanlar bu süreç içinde hem birbirlerine, hem de içinde yaşadıkları toplumsal sisteme (devlete) karşı hak ve ödevleri konusunda daha talepkâr olmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde ''Ferman Padişahın''dı. Tanzimat döneminin ünlü 1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanları sadece devlet yönetiminde hakim olması gereken bazı ilkeleri göstermiş, Müslüman olmayan tebaaya Müslüman tebaayla (yurttaş değil) eşit haklar ilan etmişti. 23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi (ilk anayasa) bir takım hakları telaffuz etmişti. Bu Anayasa'da 1909'da yapılan değişikliklerle padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri kısıldı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, basına sansür konulamayacağı gibi kurallar eklendi. Ama bu kez padişahın yerini ''tek parti yönetimi'' (İttihat ve Terakki) almıştı.

29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ülke ekonomisi güçlendikçe, Türkiye dünyaya açıldıkça, eğitim ve bilgi düzeyleri yükselen yurttaşlar olarak insani haklarımızı artan ölçüde gündeme getirmeye başladık. Düşününüz ki, doğuştan bir takım haklarla donatılmış kişi olan ''yurttaş-vatandaş'' kelimesi 1923'den önce yabancı dil-Türkçe sözlüklerinde yoktu. Hem devlet olarak, hem de yurttaşlar olarak bu konuda biraz yavaş gelişmiş olmamız, bu konuda önümüzde duran çağı yakalama zorunluluğunu değiştirmiyor.

Yeryüzünü binlerce defa yok edecek miktarda atom, hidrojen, biyolojik ve kimyasal silahların birikmiş olması... İçinden geldiğimiz tabiatın (çevrenin) sonsuz bir şey olmaması, kirlenmesi ve biz insanların yaptıklarıyla yara alması...Biyoteknoloji aracılığıyla insan türü üzerinde deneylerin yapılması ve değişik canlı hücrelerin oluşturulmasına çalışılması.. Bilgisayarlar, uydular ve televizyonlarla Hindistan'ın en ücra köşesiyle örneğin Kosova'nın sımsıkı birbirine bağlanması. Çin'in küçücük bir kasabasında üretilen bir malın Eskimolara satılması... Bir Japon şirketiyle bir Türk şirketinin birlikte ürettikleri malların Afrika'da pazarlanması...

Bütün bunlar artık insan haklarının 2000'li yıllarda daha da önem kazanacağının işaretleridir. Dünya küresel bir köye dönüştükçe, insan hakları da artan ölçüde tek tek devletlerin işi olmaktan çıkıyor ve bu küresel köy halkının ortak vicdanı haline geliyor.


Bu sayfalara katkılarından dolayı Doç. Dr. İştar Gözaydın'a, Behiç Ak'a ve Helsinki Yurttaşlar Derneği'ne teşekkür ederiz.

Diğer yazılar için tıklayın


HAKLARIMIZ

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ

ÇOCUK HAKLARI SOZLEŞMESİ

SİZ NE
YAPABİLİRSİNİZ?


AİHM


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla