Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Tarihin Pembe Sayfaları

Gay Ve Lezbiyen Özgürleşme Hareketinin Tarihi -1
Bugün gay ve lezbiyen hakları olarak bilinen hareket üç ana döneme ayrılır:
1. 1890'lardan 2. Dünya Savaşı'na kadarki dönem - eşcinsel kurtuluşu;
2. Savaş sonunda 1969 Stonewall başkaldırısına kadar ki dönem - eşcinsel dostları hareketi;
3. Gay ve lezbiyen özgürleşmesi.

Eşcinsel kurtuluşu eşcinselliği inceleme, eşcinselleri bir araya getirme ve onların farklılıklarının kabul edilmesi gibi bir dizi ilgili ve ilgisiz girişimi belirlemektedir. Eşcinsel dergisi Der eigene (Özel İnsanların Birliği) 1896'da yayınlanmaya başladı. Ertesi yıl bir Alman doktor, Magnus Hirschfeld, eşcinsellere karşı ayrımcılığa son vermeye adanmış ilk organizasyon olan Bilimsel - Yardımsever Komitesi'ni kurdu. Komite 1903 yılında Alman Ceza Kanununun eşcinselliği yasadışı sayan 175. paragrafının iptalini isteyen bir dilekçe için 6000 imza topladı. İmza verenler arasında Albert Einstein, Thomas Mann, Karl Jospers, Martin Bubler ve Hermann Hesse vardı. Ancak Hirschfeld'in Berlin'de Seks Araştırmaları Enstitüsü'nü kurması, çok sayıda konferans düzenleyen Bilimsel Bir Zemin Temelinde Cinsel Reform Dünya Birliği'nin kuruluşundan iki yıl sonra, 1921'de gerçekleşebildi.

"Bilimsel" sözcüğünün burada yeniden ortaya çıkması önemli, çünkü bu Alman reformcularının bilimin kendi yanlarında olduğuna inandıklarını gösteriyor. 1990'ların daha üst düzeydeki görüş açısından bakıldığından bu inanç hem doğru hem de hatalı görünüyor. Hatalı çünkü tıp bilimi ve sosyal bilimler 1970'lere kadar eşcinsellere çok zarar vermişlerdi, doğru çünkü zaman içinde zoolog Alfred Kinsey'in yaptığı inceleme eşcinselliğin yaygınlığını bulguluyordu ve ardından 1950'lerde ve 1960'larda psikolog Evelyn Hooker tarafından yayınlanan, temsili örnekler olarak gay erkeklerin ele alan ilk çalışmalar, eşcinsellerin daha önce kendi deneyimleriyle ulaştıkları bir sonuca vardılar: Eşcinsellik normaldir.

Hooker, eşcinsellik hakkında daha önceleri yapılan çalışmaların psikolojik danışmanlığa gereksinim duyan insanlarla sınırlı oldukları için çarpık olduklarını söylemişti (Keen 1989, bölüm 1:37).

Hareket neden Fransa, İngiltere ya da Amerika'da değil de Almanya'da başladı? Fransa'nın karşı çıkılacak livaca kanunları yoktu. Bunun yanında 19. yüzyılda Almanya'da yapılan bilimsel çalışmalar İngiltere ve ABD'dekinden daha ileriydi. Almanlar bu iki ülkenin sahip oldukları püriten ahlaktan bağışıktılar ve Almanların sağlıklı vücutlara toplumca değer vermeleri fazla namusluluk taslamayı ve cinselliği bastırılmasını önlüyordu. Her şeyden öte Almanya dünya eşcinsel kafe, bar, kulüp ve sosyal grupların yeşerdiği tek ülkeydi (Encyclopedia of Homosexuality 1990:538). ancak Naziler iktidara gelince Seks Araştırmaları Enstitüsü'nü kapattılar.

Enstitünün içinde seksle hiçbir ilgisi olmayan sanatsal ve yazınsal çalışmalar da olmak üzere tüm belgeler ve kitaplar 3 Mayıs 1933'de gözler önünde yakıldı. Yahudi ve solcu olduğu için Naziler Hirschfeld'den özellikle nefret ediyorlardı. Naziler bu erken eşcinsel hakları hareketini 1933 ile 1945 arasında "sistematik kıyım ve ideolojik kontrol yoluyla" yok ettiler. Toplama kamplarına gönderilen binlerce erkek eşcinsele buralarda daha sonra gay özgürleşmesi tarafından bir simge olarak benimsenecek olan pembe üçgenler takıldı. 175. paragraf, Alman Ceza Kanunu'ndan 1960'ların sonuna kadar çıkarılmadı.

1895 yılında Oscar Wilde davası daha sonra gay hakları bilinecek olan davaya, İngiltere'de eşcinselliği ilk kez gündeme getirerek, hizmet etmiş oldu. İngiltere'de bu konu elbette önceleri de biliniyordu. 19. yüzyılın başlarında insanlar bu yüzden asılıyordu ve 1885 yılında fuhuş karşıtı bir tasarıya yapılan bir eklemeyle erkek eşcinselliği bir suç olarak görülmeye başlandı -ancak dramatik kamuoyunu çok meşgul etmiş olan Wilde davası konuyu kamusal bir sorun haline getirdi. Mahkemenin sonucu Wilde için bir yıkım oldu -hapis, itibarını yitirme ve hapisten çıktıktan bir kaç yıl sonra 44 yaşında ölüm. Ancak İngiltere7de ve diğer ülkelerde dava hakkında yazılar okuyan birçok erkek bunun sayesinde kendi cinsel duygularını anlamaya başlamış olmalı.

Savcı Wilde'a "adını söylemeye cesaret edemeyen aşk" hakkında soru sorduğunda, Wilde soruya aşığı Lord Alfred Douglas'ın bir şiirinden bir mısrayla cevap vermişti: "Eşcinsel aşk güzeldir, hoştur, o sevginin en soylu biçimidir. Ondan doğal olmayan bir şey yoktur." (Adem 1987:35) Bu anlatının hiddetle karşı çıkan düşmanları onun temsil ettiği alt kültürü bastırmaya çalıştılar. Wilde'ın kaderi eşcinsel İngiliz erkekleri arasında korku yarattı ve bazıları yakalanma korkusuyla Fransa'ya kaçtılar.

Lezbiyenlik ise İngiltere'de 1928 yılında Radclyffe Hall'un The Well of Loneliness (Yalnızlık Kuyusu) adlı roman hakkında müstehcen olduğu gerekçesiyle dava açıldığında erkek eşcinselliğininkine benzer sansasyonel bir çıkış yaptı. Wilde'dan farklı olarak Hall'un destekleyeni çoktu ve sonuçta hapse girmedi. The Well of Loneliness'in kadınlar arasındaki seksi betimlemesi ve doğrudan lezbiyenler için hoşgörü çağrısı yapması romanı çok büyük önemi olan bir kitap yaptı. 1970'lere kadar Hall'un romanı binlerce kadını diğer kadınlar için duydukları cinsel hislerin doğru olduğunu görmelerine yardım etti.

Roman bugün bile önem taşımaktadır, çünkü Esther Newton'a göre romanın baş kahramanı Stephen Gordon "tıpkı kadınsılığın gay erkekler için bir damga olması gibi (erkeksi olarak) Gordon da lezbiyenlere vurulan damgayı simgelemekteydi." Eğer müstehcenlik davası olmasaydı roman unutulup gidilebilirdi. Radclyffe Hall'un bir diğer romanı The Unit Lamp (Yakılmamış Lamba, 1924), lezbiyenlerin daha iyi bir psikolojik portresini içerir.

KaosGL 37. Sayı'dan alınmıştır.



Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla