
GLK Sinema


X-MEN

Çizgi
romanları severim ancak benim bildiğim Teksas, Tommiks, Zagor, Tom
Braks bir de Mandrake vardı. Ancak son zamanlarda gıpta ederek baktığım
bol renkli Örümcek Adamlar, X-Menler de beni hep cezbediyordu.
Hatta bir iki alıp okumuşluğum da vardır. Fakat X-Men'in
filmini görünce hiç izleyesim gelmedi. Çizgi film gibi bir şey göreceğimi
düşünüyordum ve programıma almadım. Ancak cumartesi Taksim'den eve
geldim, biraz dinlendim ve geri çevrilemeyecek bir teklifle karşılaştım.
Profilo Alışveriş Merkezi'nin çok yakınında oturuyorum ve Odeon
Cineplex'de gece 12 seansına bir arkadaşım ısrarla beni çağırıyordu
X-Men'i izlemek için. Ayrıca bana bir koca paket patlamış mısır
vaat etmişti. Mısırın hatırına kabul ettim. Hem rahat koltuklarda
oturup, kusursuz bir ses düzeniyle ses efektlerini deneyimlemek
eğlenceli olurdu.

Gece seansına
gitmek ayrı bir zevk. İnsana sıra dışı, aykırı bir şey yapıyormuş
hissini veriyor. Neyse film ilk sahnesinden itibaren beklediğimden
çok farklıydı. Ortada sürekli uçan kaçan, cızırdayan efektler yoktu.
Her şey dozundaydı. Ve dahası benim çok hoş bulduğum hafif felsefi
bir kurgu vardı. Filmi baştan sona izlerken hep bir alegori üzerinden
fikir yürüttüm ve kendi kendime bir alt metin yarattım.

Mutantlar,
yani evrim geçirmiş yaratıklar insanların arasında yaşamaktadır
ancak insanlar mutantlardan korkar ve onları tehlikeli bulur. Mutantlar
ise daha çocukluk ve ergenlik yaşlarında fark etmeye başladıkları
farklılıkları yüzünden toplumdan, insanlardan korkar. Bu yüzden
insanların arasında gizlenmek, kendilerini açık etmemek yani "coming
out" yapmamak zorundalar. Bir senatörün elinde ise Amerika'da yaşayan
tüm mutantların bir listesi vardır.

Yukarıdaki
paragrafta mutant sözcüklerinin yerine "eşcinsel"i koyarsanız bir
iki ufak cümle düzeltmesiyle her şeyin yine cuk oturduğunu göreceksiniz.
Bu noktadan itibaren mutantlar ve eşcinseller arasındaki benzerlikleri
bir sayalım. Filmin zaten ilk başı İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerin
uyguladığı baskılarla ilgili bir sahneyle başlıyor. Eşcinseller
bu dönemde Nazilerin en çok zarar verdiği kesimlerden biriydi. İlk
nokta bu.

Eşcinseller
de aynı mutantlar gibi "dışlanacakları" ve tepki görecekleri korkusuyla
kimliklerini açıklayamıyorlar. Çünkü insanların onlara zarar vermesinden
korkuyorlar. Bu eşcinsellerin temel korkularından biri değil mi
zaten? Hele bir de deşifrasyon olayı devreye girince benzerlik iyice
belirginleşiyor. Düşünsenize iktidara kökten dinci bir parti geliyor
ve "Elimizde tüm eşcinsellerin listesi var" diye ortaya çıkıyor.
Bunu isteyecek çok kişi vardır eminim. Eşcinseller de aynı mutantlar
gibi farklılıklarını ergenlik ve çocukluk yıllarında keşfetmiyor
mu?

Magneto,
Rouge'a Amerika için bir hoşgörü ülkesi beklediğini
ama burada hoşgörü olmadığını dahası dünyanın hiçbir yerinde mutantlara
karşı hoşgörü olmadığını haykırıyor. Umutsuz ve dışlanmış bir eşcinselin
söyleyebileceklerinin aynısı! Hoşgörü peşindeki eşcinseller umarız
bu "kötü" karakter Magneto kadar kızıp tüm heteroseksüelleri
eşcinsel yapmaya kalkmazlar. Magneto, heteroseksüellerin eşcinsellere
dair en büyük korkusu, "bizi de eşcinsel yaparlar mı, etkilerler
mi" sorusunun yanıtını veriyor ve "normal" insanları mutant yapmaya
uğraşıyor. Bir tür intikam! Eşcinseller intikam almaya kalksa heteroseksüelleri
eşcinsel yapmaya kalkmaz herhalde.

Dikkatimi
çeken son şey de, filmde mutantlar dışındaki insanlara "normal"
denmesiydi. Ağız alışkanlığı olduğundan heteroseksüellere de "normal"
demiyor muyuz hep? Neyse, filme dair mesajımızı da verelim: Ha
mutantlar, ha eşcinseller, her tür insan bir arada, hoşgörü içerisinde
daha mutlu olacaktır. (Son cümle He-Man'de filmin sonunda hep
mesaj veren Orko karakterine ithaf edilmiştir)
 
KORKUNÇ
BİR FİLM
"SCARY
MOVIE"

Altı
yedi yıl önce, daha Jim Carrey bu kadar meşhur değilken,
ondan başka herkesin zenci olduğu bir dizi vardı, adı da "Renkli
Dünyalar" idi. Bu hafta gösterime bu komedi dizisinin yönetmeni
Keenen Ivory Wayans'ın çektiği bir film vizyona girdi.

Herkese
Profilo Alışveriş Merkezindeki Odeon Cineplex'de hafta sonu
gece yarısı seansına gitmelerini tavsiye ediyorum. Ben bir seansta
bu kadar çok sayıda hoş insanı bir arada görmedim. Zaten düzeyli
bir izleyici kitlesi olan bu salonda film başlayan kadar ne yöne
bakacağımı bilemedim.

"Scary
Movie" Sevin Okyay'ın sayfalarında da göreceğiniz gibi,
yeni nesil gençlik korku filmlerinin bir parodisi. "Scream",
"I know What You Did Last Summer" gibi filmleri izlediyseniz
zaten kahkahalarınız garantileniyor. Öteki filmlerde olduğu gibi
bunda da genç bir arkadaş grubu var ve olay bunların başından geçiyor.
Bu arada bazıları da ölüyor. Bu da küçük bir ayrıntı.

Filmde bir çok "eşcinsel" esprisi var. İlginçtir ki bunlar
"eşcinsel" karakteri komik duruma düşürerek, onu kadınsı
bir kahkaha nesnesi olarak göstererek yapılmamış. Aslında doğrudan
eşcinsel izleyici hedeflenmiş. Örneğin "gizli" bir
eşcinsel olan, bunun ne kadar farkında olduğunu tam keşfedemediğimiz
karakter arabada Weather Girls'ün ünlü şarkısı "It's Raining
Men!"i çaldırır ve "Hey, bu bir klasik!" der. Evet, bu şarkı bir
gey klasiğidir. Ru Paul, Martha Walsh'la bu şarkıda düet
yapmıştır, gey barlarda, gey partilerde bir "I will survive"
bir de bu şarkı mutlaka çalınır. Hatta 1998 Gay Games'in
açılış töreninde Amsterdam'da Weather Girls şarkıyı canlı
söylerken 300 dansçı striptiz yapmıştır.

Bu karakterin üzerine yapılan daha birçok espri var ve ben kulağına
penis girmesi sahnesi dışında hepsini düzeyli buldum. Bir de okulun
transseksüel beden öğretmeni Bayan Mann var ki, kadın soyadına çok
uyuyor. Anlayacağınız film, cinsel kimliğe dair esprilerden
sonuna kadar yararlanıyor ve bunu da "ucuz"laşmadan yapmayı başarıyor.
Son zamanlarda en eğlendiğim film bu oldu diyebilirim.
 
|