Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





GLK Sinema


Güncelleme: 01. 09.2007



GL SİNEMA 1
1980'lerden sonra feminist akımların izinden giden ve onların açtığı kuramsal bağlamda farklı soru ve sorunsallarla güçlenen gey ve lezbiyen araştırmacıların, queer kuramcıların gerek tartışmak, gerek çalışmak, gerekse kuramlarını örneklendirmek için sinemaya yönelmeleri şaşırtıcı değildi. Sinema edebiyattan resme, şiirden müziğe sanat dallarının kesiştiği tek modern sanat sayılıyordu, büyük bir endüstriydi; yeni hikayeler, mitler, imajlar sağlıyor, eskilerini yeniden kullanıma sokuyor, gündelik hayatın dilini, toplumsal yaşamın hafızasını oluşturuyordu.

Eşcinsellik sinema tarihinde, üstü kapalı ya da açık, önemli bir yer tutar. Eşcinsellik bir kimlik olarak sinema kadar moderndir, ortaya çıkması modernleşme süreciyle başlar, özellikle kapitalistleşme, üretimin ve cinselliğin aile kurumunun tekelinden kopması ve iktidar ilişkilerinin toplumsal ve tarihsel bağlamda incelenebilir olmasıyla mümkün olur. Bu kimliğin kimi zaman bir red kimi zaman bir gizlenme olarak oluşmasında sinemanın sağladığı materyal incelenmeye değer.

Sinemanın ilk yıllarında, eşcinsel (stereo)tipler çoğu zaman aynıydı, gülünçtü, hastaydı, korkutucuydu. Geyler süslü püslü, kırılgan ve aşırı nazikti ya da psikopat, lezbiyenler erkekliğe özenen sert kızlardı ya da vampir... Holywood tarihinde üstü örtülü ya da kodlanmış eşcinselliği anlatan Celluloid Closet'in (1981) yazarı Vito Russo'nun deyimiyle fotoğraf ve sinema sayesinde eşcinsellik "görünürlük" kazanmıştı. Eşcinseller, 19. yüzyıl Viktoryen dönem fotoğraflarında, özellikle Wilhelm von Gloeden'in eserlerindeki gibi, belirli keskin kategorilerle-nevcivan/ephebe ve he-man'ler- sunuluyordu ve bu keskin ayrılıklar sinemadaki eşcinsel temsillerinde de yer alıyordu.

Eşcinsel tiplemeleri bir yandan önyargıları güçlendiriyor, groteskleştirdikleriyle sınırların altını çiziyor, düzeni koruyor, eşcinselleri de ya bir redde ve kendinden nefrete ya da kendini, sorunlarını diğerlerinden çok farklıymış gibi görmeye itiyordu. Yine de yok değillerdi, kötü de olsa temsiliyetleri vardı ama eşcinsel karakterler özdeşleşilemeyecek kadar karikatürleştirilmiş olduğu için, eşcinsel seyirciler uzun yıllar heteroseksüel kurgulanmış ilişkilerin, karakterlerin eşcinsel yönünü tahayyül ettiler, Dietrich'in erkek kıyafeti giymesi bir işaretti (Morocco, 1930, US), Richard Barthelmess ve Cary Grant bakışmaları ise duygusal bir ilişki (Only Angels Have Wings, 1939, US)...

Özellikle, II. Dünya Savaşı'nın sonrasında, eşcinsel temalı ve/veya eşcinselliğini gizlemeyen yönetmenlerin çektiği filmlerle ekranda "yaşayan" eşcinseller görülmeye, böylece eşcinseller özdeşleşebilecekleri karakterlerin hikayelerini izlemeye başladı. Özellikle 1980 sonrası eşcinsel hareketin güçlenmesi ve de eşcinsellerin kapitalizm tarafından bir hedef kitle belirlenmesiyle festivallerin "gökkuşağı" kuşakları oluştu, eşcinsel temalı filmlerin gösterildiği festivaller düzenlenmeye başlandı.

Bu bölümde, her hafta gerek kültleşmiş gerekse yeni çıkmış eşcinsel temalı ve/veya yönetmenli filmleri kısaca tanıtmanın, hem sinemayı hem de gey lezbiyen kültürünü daha iyi tartışabilmemizi sağlayacağını umuyorum.

Paragraf 175
Yönetmen: Rob Epstein, Jeffrey Friedman
Belgesel danışmanı: Klaus Müller (tarihçi)
Anlatıcı: Rupert Everett
1999/ Almanya, İngiltere, Amerika/ 81'

"Erkekler ya da insan ve hayvan arasındaki doğaya aykırı cinsel ilişki hapisle cezalandırılabilir; yurttaşlık hakları söz konusu kişilerin elinden alınabilir."
Alman Ceza Kanunu, 1871

III. Reich'ın faşist ideallerini gerçekleştirmesini sağlayan, yasaların Weber'in vurguladığı anlamda rasyonel ve formel bir şekilde uygulanması oldu. Yasalar hiyerarşik düzende hareket edebilmenin meşruiyet kaynağıydı. Tüm etkinlikler önce yasayla belirleniyor ya da yasaya uyduruluyor, sonra uygulanıyordu. Dolayısıyla, yapılan herşey yasal oluyordu. 1871'den beri var olan ama pratikte yaptırımları kurumsal mekanizmalar tarafından gerçekleştirilmeyen "küçücük" bir yasaydı Paragraf 175. Almanya'da 1920'lerdeki eşcinsel hayatın canlılığına; eşcinselliğin hastalık, suç ya da günah olmadığını savunan bilim adamı Magnus Hirschfeld'in 1890'larda yasanın kaldırılması için imza toplamasına rağmen yasa vardı, yazılıydı, zaten de "bir önemi yoktu", "bilinmez, uygulanmazdı".

Güçlenerek yükselen Nazi rejiminin eşcinselliğe çelişkili bir yaklaşımı vardı; eşcinsellik, bir yandan Antik Yunan mirasını anımsatıyor ve "erkek erkeğe" bir örgütlenmeyi arzulanır kılıyordu-bunun sinema tarihindeki en güzel ifadesi Visconti'nin 1968 tarihli Lanetliler filmindeki Nazi subaylarının bir orjiye dönen rehavet anıdır herhalde-, bir yandan ise doğaya aykırı ve Reich'ın yeni nesillerinin doğmasına engel olduğu için bir hastalık veya sakatlık olarak görülüyordu. I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında hareketlenen ve görünür olan eşcinsel hayat ve örgütlenme sayesinde Nazi rejimi eşcinselleri bulmakta zorlanmıyordu. Nazizmin ideallerine ters düşen eşcinsellerin "düzeltilmesini", "iyileştirilmesini", bunlar mümkün değilse "yok edilmesini" mümkün kılansa bu küçük yasa oluyordu.

Paragraf 175, Weimar ve Nazi Almanyası'nda eşcinsellerin yaşadıklarına ışık tutan, sözlü tarih olarak önem taşıyan önemli bir belgesel. II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan toplama kamplarında katledilerin büyük çoğunlığunu Yahudiler oluşturuyordu ama Nazi rejiminin persona non grataları yalnız onlar değildi; Yahudiler, Polonyalılar, Çingeneler gibi binlerce eşcinsel de ötekiydi, topluma zararlıydı ve toplumdan çıkarılmalarında fayda vardı. Holokost, sinemanın sevdiği bir konu oldu ama bu farklı hikayeler yeterince ele alınmadı. Paragraf 175 hem ötekileri düşünmek için bir davette bulunuyor, hem de dönemi kamplara gönderilen 10 000 eşcinselin geriye dönebilen ve suskun yıllardan sonra hayatta kalabilenlerin ağzından anlatıyor.

Yaşananlar bir tek Almanya'daki erkek eşcinsellerin başına gelen bir şey değildi. Lezbiyenlerin de özgürlükleri tehlike altındaydı, ama ne yasa ne de erkek egemen heteroseksizm lezbiyenlerin cinselliğine, varlığına inanıyordu. Ayrıca belgeseldeki bir eşcinselin göstereceği gibi Nazizm homofobisini zaten varolan yerelliklerin üzerinden etkin kılıyordu, Fransa'nın Pétain'le Vichy'le unutturulmak istenen faşist bir geçmişi vardır ve Almanya'nın izinden faşizmini eşcinsellerinden esirgememiştir. Belgeselde, bu farklılaşan hikayelere kısaca değinilse de, tanıklıklar özellikle Alman erkek eşcinsellere ait.

Paragraf 175'te, yaşadıkları sorulmamış, duyulmak istenmemiş eşcinseller yıllar sonra hikayelerini anlatıyorlar; bazan "altın yıllarının" nostaljisiyle, bazan hafif bir ironiyle, bazan da yıllara direnen bir hüzünle hafıza tazeliyorlar ve Nazi rejiminin çok bilinmeyen bir yönünü tartışmaya açıyorlar.

Önal Demirci




Wilde
Yönetmen: Brian Gilbert
Senaryo: Julian Mitchell
O: Stephen Fry (Oscar Wilde), Jude Law (Lord Alfred 'Bosie' Douglas), V. Redgrave (Lady Speranza Wilde), Jennifer Ehle (Constance Lloyd Wilde)
1997 / İngiltere - Almanya - Japonya / 118 dakika

Lady Windermere'in Yelpazesi adlı oyununda "Skandal ile dedikodu arasındaki fark nedir?" diye sorar Oscar Wilde.
Yine kendi cevaplar sorusunu; "Dedikodu hoştur! Tarih baştan sona dedikodudur. Skandal ise dedikodunun ahlakla can sıkıcılaştırılmışıdır."

Devamını okumak için tıklayın







GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla