
GLK Sinema


Akıl
Oyunları
A
Beautiful Mind bu yılın en öne çıkan filmlerinden biri. 8 dalda
aday gösterildiği Oscar ödüllerinde, 13 dalda aday olan Yüzüklerin
Efendisi'nin en ciddi rakibi. 4 dalda Altın Küre kazandı -ki
Titanic dışında 4 Altın Küre'li bir başka film hatırlamıyorum,
en azından son 15 yıl içerisinde. Son olarak kazandığı Yönetmenler
Birliği ödülüyle de yarışta iyice avantaj kazandı. Peki bu başarının
sırrı nedir?

Doğrusu, buna verebileceğim net bir cevap yok, çünkü ben bunca takdirin
sebebini çok da anlayamadım. Film, evet, gayet eli yüzü düzgün bir
film. Eğer John Nash'in hayatıyla ilgili saklanması tercih
edilmiş bazı gerçekleri bilmesek (biseksüelliği ve Yahudi karşıtlığı),
iyi bir biyografi olduğu da söylenebilir. Ama iyi bir televizyon
filminden daha fazlası var mı acaba bu filmde?

Belki de haksızlık ediyorum. Aslında senaryoya söylenebilecek çok
olumsuz bir lafım yok. Akiva Goldsman, Batman&Robin lekesini
atmış oldu bu filmle. Nash'in kendisinin zaten sağladığı
malzemeyi iyi değerlendirmiş. Paranoyak şizofrenisi, McCarthy
dönemiyle örtüşüyor. Teorisi, özellikle serbest piyasa ekonomisiyle
eşzamanlı olarak yeniden keşfediliyor, takdir görüyor ve daha geniş
uygulama alanı buluyor. Ayrıca tüm görmezden gelen tavra rağmen,
hayal arkadaşı Charles ve sürekli yinelenen D.H. Lawrence
bahsi ile eşcinselliği de en azından ima ediliyor.

Savunma Bakanlığı için yaptığına inandığı çalışmalarda da milliyetçiliği
ve ayrımcılığı seziliyor kanımca. Fakat Ron Howard'ın Amerikan
Yönetmenler Birliğinden ikinci kez En İyi Yönetmen ödülünü alacak
kadar iyi bir iş çıkarmış olduğu söylenebilir mi (Kendilerinin Howard'a
karşı anlaşılmaz bir zaafı olduğu ortada, daha önce de bir diğer
sıradan işi olan Apollo 13 ile kazanmıştı bu ödülü -sıradan
olmayan bir filmi var mı zaten?)? Evet, Howard düzgün bir
iş çıkarmış. Hatta kimi gerçekten iyi çekilmiş yerler olduğu bile
söylenebilir. Muhakkak, bu onun en iyi filmi.

Ama gerçekten ortada yaratıcı, taze, yenilikçi bir iş olduğunu söylemek
güç. Peter Jackson'ın, Baz Luhrmann'ın veya Christopher
Nolan'ın çok daha zor işlerin altından kalkmış olduğunu ve gerçekten
sinema tarihine geçecek, son derece heyecan verici işler çıkarttıklarını
düşünüyorum. Bu filmin ise uzun vadede hatırlanmayacağı ortada.
Zaten, biraz sonra da değineceğim gibi, filmi esas başarıya götüren
Russell Crowe. 
Ayrıca Howard'ın bazı seçimlerinin filme zarar verdiği kanısındayım.
Film son kısımlarında oldukça sarkmaya başlıyor. Aslında öykü bir
son içermiyor, bu yüzden filme karakterin hayatının doruk noktası
sayılacak Nobel ödülüyle son verilmesine karar verilmiş. Bir biyografi
için bu anlaşılabilecek bir seçim. Akiva Goldsman'ın senaryosu
en azından bu giderek yaşlanma sürecinde düşülebilecek sorunları
bertaraf etmeyi başarmış. Ama artık komik olana kadar tekrarlanan
hayal arkadaşları meselesi ve makyaj zorunluluğu filme zarar veriyor.

Doğrusu daha önce çeşitli filmlerde karşımıza çıkmış benzerlerine
nazaran yaşlandırma efekti oldukça başarılı. Yine de kabul etmeli
ki, tek başına Russell Crowe'u izlerken makyajını ne kadar
inandırıcı bulsak da, gerçek bir yaşlı oyuncunun yanında makyaj
hemen sırıtıyor ve kendini hissettiriyor. Özellikle Jennifer
Connelly'nin son sahnede tanınmayacak halde ve açıkçası komik
olduğunu düşünüyorum. Bütün bunlar ister istemez oyuncuların inandırıcılıklarına
da zarar veriyor.

Russell Crowe, gerçekten ikinci bir Oscar'ı hak eden, üstün
bir oyunculuk sergiliyor. Bütün filmi omuzlarında taşıyor ve gerçekten
son dönemin en yetenekli oyuncularından biri olduğunu bir kez daha
kanıtlıyor. Jennifer Connelly de gerçekten çok iyi. Fakat
bu yıl "kazanacağı" Oscar, biraz da geçen yıl Requiem For A Dream
(Bir Rüya İçin Ağıt)'deki performansıyla aday bile gösterilmemiş
olmasının etkisini taşıyor. O filmde, burada olduğundan çok daha
zor bir rolde, çok daha etkileyici bir oyun vermişti.

Sonuç olarak, ortada şüphesiz iyi bir film var. Ancak doğrusu hak
ettiğinden daha büyük bir başarı bahşedildi bu filme. Yılın en iyi
filmi kesinlikle değil, her ne kadar Akademi öyle düşünmeyecek gibiyse
de. Bu filmle ilgili zihinlerde kalacak tek unsur ise Russell
Crowe'un oyunculuğu.

Ali Ercivan



KAOS
GL Kültür Merkezi'nde Şubat Filmleri - Ankara

Tatlı
Sürpriz-The Next Best Thing
Yön: John Schlesinger, Oynayanlar: Madonna, Rupert Everett 1999,
ABD, 103'
20 Şubat Çarşamba; 19:00
Belki de çok şey anlatmaya çalışması nedeniyle pek başarılı olamamış
Bir film. Ama çocuk sahibi olmaktan evliliğe, arkadaşlıktan cinselliğe,
homofobiden homoseksistliğe bir yığın konuda düşünmeye davet eden
bir film. Madonna ve Rupert Everett ise filmin artıları...

GIA
Yön: Michael Cristofer, Oyuncular: Angelina Jolie, Elizabeth Mitchell
1997, ABD, 120'
6 Şubat Çarşamba; 19:00 - 17 Şubat Pazar; 17:00
Gia; Amerika'nın ilk süper modeli... Aslında o her zaman "sokak"a
ait biri. Saplantısı sevilmek. O, herkesi seviyor, herkesle yatabilir,
ama kalbinde tek bir kişi var, bir kadın... Bir yükseliş ve düşüş
hikayesi. 26 yıllık bir yaşantıya ne çok sevgi, ne çok düşkırıklığı
ve acının sığdırıldığına şaşıracaksınız

Buz
Fırtınası - The Ice Storm
Yön: Ang Lee, Oyuncular: Kevin Kline, Joan Allen, Sigourney Weaver
1997, ABD, 110'
10 Şubat Pazar; 17:00 - 27 Şubat Çarşamba; 19:00
Bir aile filmi. Ama pop-corn eşliğinde tüketilen aile filmlerinden
değil! Mideye oturan cinsten... Bir "ailede ölmek" filmi. Kar ve
buzun beyazlığında yaşanan bir ruh üşümesi. Oyuncular muhteşem!

Hayat Güzeldir - La Vita É Bellaa
Yön: Roberto Benigni, Oyuncular: Roberto Benigni, Nicoletta Braschi
1997, İtalya, 112'
13 Şubat Çarşamba; - 19:00 24 Şubat Pazar; 17:00
"Masallarda ne kadar hüzün varsa en az o kadar hüzünlü ve masallar
kadar coşkulu bir hikaye." 30'u aşkın ödüllü bu film sizi hayata
bağlayacak...

Selanik Caddesi, No:48/8 Kızılay/ANKARA
Tel&Fax:(312) 418 87 15
www.kaosgl.com




|