
GLK Sinema




STONEWALL
Yöneten: Nigel Finch
Bugünlerde
sıkça bahsettiğimiz, eşcinsel hareketin dönüm noktası olan
ve adını New York, Greenwich Village mahallesinde bulunan Christopher
Sokağı'ndaki Stonewall barından alan olaylar üzerine çekilmiş
harika bir film!

Stonewall
olaylarını barda çalışan bir travestinin gözünden anlatan film duygusal
sahnelerle dolu. Eşcinsellik, travestilik, aktivizm, aşk, utanç,
"closet", yasalar, polis ve saldırganlık üzerine bir film Stonewall.
Eşcinsellerin kendi aralarında efemine olanlara ya da travestilere
karşı yaptıkları ayrımcılıktan, homofobik polislere kadar 60'lı
yılların sonundaki Amerika'yı anlatsa da, 2000'li yılların Türkiye'sini
çok andırıyor.

Herkesin
kendine ait bir Stonewall öyküsü vardır. Bu da o bardaki
bir travestinin anlattığı öykü. Bir yandan bizden kimsenin böyle
acı öyküler anlatmak zorunda kalmamasını dilerken öbür yandan da
ihtiyacımız olan patlamayı acaba ancak bu şekilde mi yaşayacağız
demekten alamıyorum kendimi.




Sakıncalı
Film Dolabı / The Celluloid Closet
Yönetmen: Jeffrey Friedman, Robert Epstein

Bu
yıl İstanbul Film Festivali'nde Nazi Almanyası'ndaki eşcinsel zulmünden
bahseden bir belgesel vardı. Aynı ekibin hazırladığı ve yine ilk
olarak birkaç yıl önceki festivalde izlediğimiz "The Celluloid
Closet" Sakıncalı Film Dolabı DVD olarak da piyasaya çıktı.

Vito Russo'nun aynı adla yazdığı kitaptan yola çıkılarak
hazırlanan filmde Hollywood'un ilk günlerinden itibaren eşcinselliğe
bakışı ve eşcinsellerin perdede kendilerine nasıl bir yer bulduğu
anlatılıyor. Ancak 90'ların başına kadar çekilmiş filmleri ele aldığı
için son dönemlerde baş karakterin eşcinsel olduğu ya da gizliliğin
olmadığı filmler belgeselin dışında kalıyor. O yüzden aslında filmin
ikinci bölümü de çekilebilir.

Sinemanın yüz yıllık ömründe eşcinsellik nadiren beyaz perdeye
yansıdı. Perdeye yansıdığında ise sadece gülünecek, acınacak
ya da korkulacak bir şey olarak gösterildi. Bunlar hızla
geçen ancak unutulmaz görüntülerdi ve hâlâ süren birer efsane gibiler.
Büyük mit yaratıcısı Hollywood heteroseksüellere eşcinseller
hakkında, eşcinsellere de kendileri hakkında ne düşünmeleri gerektiğini
öğretti. Kimse bu etkiden kaçamadı.

İşte filmde bazı ünlü isimlerin söyledikleri;

Tony Curtis: Sinema benim hayatımın bir parçası. Herkesin
yaşamının bir parçası. Yaşamı sinemada öğrendik. Cary Grant'ı
izlemek bir kadına nasıl davranmam gerektiğini, gece bir yere giderken
nasıl giyinmem gerektiğini, bir restorana gidip nasıl yemek sipariş
verileceğini öğretti.

Armistead
Maupin: Bunlar bizim hikâyelerimiz. Yaşamlarımızın dokusu. Bize,
herkesin yaşadığı günlük deneyimler hakkında pırıltılı, trajik,
harika ve eğlenceli ne varsa gösteriyorlar. Geyseniz ve sinemada
kendi yaşamınızdan bir parça bulamıyorsanız bir şeylerin gerçekten
yanlış olduğunu düşünmeye başlarsınız.

Susie Bright: Kendinizi görünmez hissedersiniz. Bir hayalet
gibi, kimsenin varlığına inanmadığı bir hayalet gibi hissedersiniz.
Bu bir dışlanma hissidir.

Whoopi Goldberg: Aramıza hoşgeldiniz! Bilirsiniz, perdede
temsil edilmeyen büyük bir grup vardır.

Jan Oxenberg: Kendi görüntülerimizi perdede görmeye öyle
açızdır ki. Bir arkadaşınız arar ve der ki "Ah, şöyle bir film var,
mutlaka görmelisin, aynısı benim başıma geldi." Filmde inanılmaz
bir lezbiyen ilişki var ve harika aşk sahneleri! Tamam, ne olmuş
vampirlerse! Mutlaka görmelisin, harika!

Harvey Fierstein: Sanata birçok nedenden dolayı ihtiyacımız
var. En önemlisi de kendi yaşamlarımızın, varlığımızın aynası olması.
Küçükken yalnız olmadığımı görmek için perdede gey imgeler görmeye
açlık duyardım.

Quentin Crisp: Annem beni gösterişli bir tevazu ruh haliyle
sessiz filmlere götürürdü. Bunların gerçek hayatla ilgisi olmadığını
ve asla inanmamam gerektiğini söylerdi. Ama yanılıyordu çünkü İngiltere'den
Amerika'ya gelen ve dönen herkes aynı şeyi söylerdi. Hayal ettiğinizden
çok daha fazla filmlere benziyor. Gerçekten de öyle.
|