Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






GLK Sinema


20. Uluslararası İstanbul Film Festivali
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği film festivalinde her yıl birçok eşcinsel yönetmenin filmlerini ya da eşcinsel temalı filmleri görmek mümkün oluyor. Bu yıl da oyuncuları, yönetmeni ya da konusu yüzünden izlenmesi gerektiğini düşündüğümüz filmleri seçtik.
Acı Gerçek
Sinepop 19 Nisan Perşembe 16:00 / 21 Nisan Cumartesi 10:30 / Rexx 26 Nisan Perşembe 13:30
Fassbinder Benim İçin Bir Taneydi!
Beyoğlu 19 Nisan Perşembe 13:30/19:00
Gülünç Felix
Emek 22 Nisan Pazar 10:30 / Rexx 24 Nisan Salı 13:30 / Beyoğlu 26 Nisan Perşembe 19:00
Keyif Evi
Emek 22 Nisan Pazar 16:00 / Sinepop 23 Nisan Pazartesi 21:30
Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları
Atlas 25 Nisan Çarşamba 13:30/19:00 / Rexx 27 Nisan Cuma 19:00
Kumun Altında
Rexx 22 Nisan Pazar 10:30 / Atlas 27 Nisan Cuma 13:30/19:00
Özel Bir Gün
Rexx 16 Nisan Pazartesi 21:30 / Emek 25 Nisan Çarşamba 13:30/19:00
Tabu
Emek 21 Nisan Cumartesi 13:30/19:00
101 Reykjavik
Emek 25 Nisan Çarşamba 21:30 / Sinepop 26 Nisan Perşembe 13:30
175. Madde
Sinepop 26 Nisan Perşembe 16:00 / Beyoğlu 29 Nisan Pazar 10:30



Midnight In the Garden of Good and Evil
Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Kevin Spacey, Jude Law ...
İki yıl önce İstanbul Film festivalinde gösterilen ancak sinemalarda gösterime girmeyen Clint Eastwood'un kamera arkasına geçtiği bu film John Berendt'in çok satan kitabından uyarlama. Kentin önemli ve renkli sakinlerinden sanat eseri koleksiyoncusu Jim Williams'ın her yıl merakla beklenen Noel partisine dair izlenimlerini yazacak olan gazeteci John Kelso; Jim Williams ve erkek sevgilisinin arasında geçen tartışmaya tanık olur. Aynı gece içinde sevgilisinin (Jude Law) ölü bulunması üzerine açılan mahkeme nefs müdafaasına dönüşür. Basit bir dergi yazısı olacakken tarafsız ve iyi bir gözlemci olan gazetecinin bulgularıyla uzayan sorgulamalar J. Williams'a gerçeği açıklatır.


Filmde büyük servetine karşın hapse girince tüm dostlarının uzaklaştığı bir eşcinsel karakterle, yönetmen toplumsal değerleri sorgulamaya soyunuyor. Mahkemede cinsel kimliğini açıklamayı kabul ederken annesinin salonda bulunmamasını istemesi ise aile kurumuna duyulan saygıyı getiriyor hemen akla. Çokça kullanılan mizahi öğeler, ağzı kalabalık eşcinsel ve travesti karakterlerle canlandırılmaya çalışılan filmin "yüce mukadderat" diye bağıran gereksiz finali ne yazık ki izleyicinin filmden hüsranla ayrılmasına neden oluyor.



The Doom Generation
Yönetmen: Gregg Araki
Oynayanlar: James Duvall, Rose McGowan

The Doom Generation, Bağımsız Amerikan Sinemasının en kendini bildik, dediğim dedik, uç sinemacılarından biri, Gregg Araki'nin gerek kendi kısıtlı hayran kitlesi gerekse her geçen gün popülaritesi artan filmlerini yakın takibe almış sinefiller arasında ufak çapta efsane olmuş bir film.


Araki'nin "tüm yabancılaşmış yeniyetme filmlerine bir son verecek gerçek yabancılaşmış yeniyetme bir film" diyerek nitelendirdiği, "kayıp kuşak" temasını işlediği üçlemesinin ikinci filmi olan The Doom Generation, soyadlarını Amerikan bayrağının renklerinden alan üç kahramanının, şanssız bir tesadüf sonucu tanışmalarıyla başlayıp ardı arkası kesilmeyen aksiliklerle boğuşarak, kendilerini bekleyen korkunç sona doğru yaptıkları bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuğun hikayesinin anlatıldığı bir yol filmi.

Yolculuk, kahramanlarımızdan ikisi olan sivri dilli Amy Blue ve melekten farksız saf Jordan White'ın arabalarında ilk cinsel deneyimlerini yaşama girişiminde bulunurlarken, diğer üçüncü kahraman kelimenin tam anlamıyla bir kurt olan Xavier Red'in bir grup serserinden kaçarken onların arabasına zoraki olarak sığınması ile başlıyor ve Xavier'ın bir süre sonra alışveriş yapmak için durdukları marketin "rahatsız" sahibinin kafasını istemeden uçurması ile hız kazanıyor. Bu andan itibaren kahramanlarımızın kaçma eylemi etrafında gelişen yolculuklarını izlerken, onların bu kaotik ve klostrofobik yolculukları sırasında karşılarına çıkan garip, vahşi, kana susamış ve hepsi de Amy'yi tanıyormuş gibi görünen insanlar ile mücadelelerine ve kendi aralarında cinsel olarak birbirlerine açılmalarına ve cinselliklerinin "farklı" boyutlarını keşfetmelerine şahit oluyoruz.

Cinsellik bahsi açılmışken Araki'nin filmin neredeyse tüm çerçevelerine sinmiş ironik yaklaşımı burada da kendini hissettiriyor. Filmin jeneriğinde, Araki'nin filmini heteroseksüel bir film olarak nitelemesinin aksine filmin ilerledikçe heteroseksüellikten uzaklaşan bir çizgiyi izlemesi, yönetmenin ironik yaklaşımına bir örnek. Karakterlerin isimlerinden tutun da filmde sayı bahsi geçtiğinde İncil'de şeytan kavramının karşılığı olan 666 sayısının - bir diploma notu ya da alışveriş tutarı olarak - karşımıza çıkması, filmin finalindeki katliamın sorumlusu olan eşcinsel düşmanı karakterlerden birini, eşcinsel bir porno film yıldızının oynaması bu ironik yaklaşımın diğer bazı sonuçları.

Araki, oluşturduğu kaotik ve vahşi dış dünyanın aksine, kahramanlarına ironiyi elden bırakmadan elinden geldiğince naif ve sevecen yaklaşmaya çalışıyor. Duygudan yoksun denebilecek, mtv izleyen ve fast food yiyen, aileleri yerine müzik kasetlerini özleyen, dış dünyadan kopuk, umutsuz ve monoton bir yaşam süren bir gençlik portresi çiziyor. Yönetmenin üç kahramanına karşı beslediği bu naif ve sevecen tavırdan dolayı kahramanların karşılarına çıkan onca psikopat karakteri gözlerini kırpmadan öldürmelerini ses çıkarmadan izleyebiliyor ve siz de bir şekilde bu üç karakter gibi akan onca şeyi kan değil de ketçap olarak görmeye başlıyorsunuz.



Splendor

Yönetmen: Gregg Araki
Oynayanlar: Kathleen Robertson, Johnathon Schaech, Matt Keeslar

Gregg Araki filmleriyle bugünlerde fazla yakınlaşmaya başlayınca (arkadaşlarının hazineleriyle geçinin bir DVD canavarı olduğumdan, gey koleksiyonlarda Araki sıkça karşıma çıkıyor) geçtiğimiz sezon vizyona giren Splendor, yazmak için çok çekici göründü. Önümüzdeki haftalarda Gregg Araki'nin diğer filmleri de tek tek sinema köşemizde yerlerini alacak.

Gregg Araki Amerikan bağımsız sinemasının gözbebeklerinden ve eşcinselliğini korkmadan hatta bazen sertçe ön plana çıkaran bir yönetmen. Belki de öyleydi demek daha doğru. Totally Fucked Up, Nowhere ve jeneriğinde "A Heterosexual Movie by Gregg Araki" yazısıyla başlayan Doom Generation'dan sonra, Araki söylediğine göre olgunlaşmış, sakinleşmiş ve yaşama bakış açısı değişmiş.

Splendor yönetmenin 40'lı yılların romantik komedilerine olan özlem ve hayranlığı üzerine çektiği bir "cici" film. Ama yine de bir erkek erkeğe öpüşme sahnesi koymadan edememiş. Ayrıca çekimlerde, renklerde "Evet bu bir Araki filmi" dedirtebilecek, eski filmlerinden tanıdık gelen birçok şey var. Ayrıca kadın kahramanın en yakın arkadaşının lezbiyen olması da Gregg Araki'yi tamamen kaybetmediğimizi gösteriyor.




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla