
GLK
Müzik


Placebo
Geçen
yılın sonunda İstanbul'da bir konser vermelerinden sonra Placebo'yu
tanımayanların sayısı oldukça azalmıştır diye düşünüyorum. İşte
müzik tarihinin bence en iyi gruplarından Placebo!

Placebo'nun geçmişini kısaca özetlemek gerekirse, herhalde
lafa grup elemanlarının tanışmalarından başlamak uygun olur. Brian
Molko ile İsveçli Stefan Olsdal aslında Lüksemburg'da
aynı lisede okumuşlar. Fakat bu süre boyunca hiç diyalogları olmamış.
Tanışmaları, 1993'te South Kensigton metrosunda kazara çarpışmaları
sonucu olmuş. Kısa sürede müziğe olan ortak ilgilerini fark etmeleriyle
bu birliktelik başlamış. Kendi cinsel kimliğini o dönemde keşfetmekte
olan Stefan, Brian'la tesadüfi tanışmalarından bir hafta
sonra da ilk kez gittiği bir gay bar'da halen birlikte olduğu adamı
tanımış. O bir haftalık süreçte başlayan bu iki ilişkisinin de hâlâ
mükemmel biçimde devam ettiğini söylüyor.

Grubun
demo çalışmalarında onlara eşlik eden baterist Steve Hewitt,
o dönemde birlikte çaldığı diğer grupla anlaşma sağlanamadığı için
Placebo'nun ilk albümünün kayıtlarında yer alamamış. Onun boşluğunu
dolduran Robert Schultzberg için Brian şimdilerde
"biraz homofobikti sanırım" diyor. Zaten '96 yazındaki ilk turnelerinde
Steve Hewitt gruptaki kalıcı yerini almış. Grubun ciddi biçimde
dikkat çekişi ise '97 Ocak'ında Nancy Boy single'larının
İngiltere listelerinde 4 numaraya çıkması ve aynı ay, desteğini
onların üzerinden hiç esirgemeyen, Dawid Bowie'nin New York'taki
50. Yaş günü partisinde sahne almaları ile olmuş. Bunu '97 boyunca
süren U2'nun Popmart turnesi Avrupa ayağında alt grup olarak sahne
almaları izlemiş.

O dönemde medyanın ilgisini en çok çeken Brian'ın cinsel
kimliğiyle ilgili dedikodular. İşin aslı Brian grubun biseksüeli.
Fakat, hemen her grupta olduğu gibi hep solistin gerisinde kalan
diğer üyelerden, Stefan'ın gay olduğunu açıklamasıyla -sıradan
bir röportaj sırasında, bir cümlenin ortasında öylesine çıkmış ağzından-
ilgi diğer elemanlara da kaymış. Üçüncü kenarı da grubun hetero'su
(!) Hewitt tamamlıyor. Ancak önemli nokta şu ki, eğer iyi
müzik yapıyorsanız bütün bunlar ikinci planda kalıyor.

'98 Ekim'inde çıkan ikinci albüm -muhteşem- "Without You, I'm
Nothing" ise grubun patlaması oldu herhalde. Ondan sonrasını
da herkes biliyor zaten. Yine de albümleri milyonlar satmıyor, örneğin
bir Backstreet Boys kadar yükselmiyorlar listelerde. Kanal
E hariç hiçbir televizyon kanalımızın konsere dair bir haber
yayınlamamış olması da toplumun büyük kesimi için fazlaca marjinal
kabul edildiklerinin bir göstergesi olsa gerek. Fakat bu toplumun
içinde bile çok tutkulu, sadık bir seyirci kitleleri var. Bu anlamda,
mesela, Depeche Mode'a yakın bir konumda olduklarını söyleme
cüretini göstereceğim. Eğer konseri izleme şansını yakaladıysanız,
Brian'ın kendisinin de belirttiği şeyi hatırlayacaksınız: "Bir gün
Christina Aguilera, Backstreet Boys ya da Britney
Spears'i kimse hatırlamayacak. Ama biz hâlâ burada olacağız."

Kesinlikle, tatlı prensim. Siz teksiniz.
Ali
E.
|