
GLK
Kitap

Geldim,
Gördüm, Geçtim, Gittim
İlhan K. Mimaroğlu
Adını
duymayan var mı? Bir müzisyen olarak kuşkusuz herkes onu işitti
ama yazarlık yönü maalesef müzisyenliğinin bir parça arkasında kaldı.
Geçen haftalarda minidev'in Kültür-Sanat
sayfalarında yeni yayınlanan kitabı (daha doğrusu özgeçmişi) tanıtılmıştı.
Bir şekilde kitabı elde ettim ve o zengin dilin, kendi içindeki
melodik yapısı ile ruhumu yakalamasına izin verdim. Derken, aşağıda
okuyacağınız alıntıya rastladım. GLK Kültürü okurları ile
Mimaroğlu'nun bu anısını paylaşmak için dayanılmaz bir istek
duydum:

Kafa
devrimi yerine kıç devrimi
Gene bir gösteri yürüyüşü. Polis yolu kapatmış. Otobüs yerinde sayıyor.
Şoför indi otobüsten, ne yürüyüşü diye bakmaya gitti, az sonra geri
döndü. 'It's a dyke parade' dedi.

Nasıl kullanabilir o 'dyke' sözcüğünü herkesin içinde? Hakaret için
'dyke' denmiyor mu kadın eşcinsellere?

Gitmiyor otobüs. İndim. Nereye gideceksem oraya yürüyerek gitmek
için. Hem de gösteri yürüyüşüne bakayım dedim. Bir de ne göreyim
? Ellerindeki bayraklarda da yazılı. Kadın eşcinseller 'dyke' demeye
başlamışlar kendilerine. Ama siz onlara gene de 'dyke' demeyin.
Başınız derde girer. Nasıl ki zenciler kendi aralarında birbirlerine
'nigger' diyebilirlerse de siz, bir beyaz insan olarak, zenciden
'nigger' diye söz edemezsiniz. Yoksa mahkemeye düşersiniz, işinizden
olursunuz, sürüm sürüm sürünürsünüz.

'Sevici' denirdi kadın eşcinsellere.
Şimdi 'lezbiyen' denmesi uygun görülüyor. Ben 'midillili' diyorum.
Lezbiyen, lesbienne, lesbian, Lesbos, Midilli Adası: öyleyse Midillili.
Dile de hoş gelmiyor mu? Midillilişme, midillililik...

Midillililer de şen ama bugün bir ayrım gözetmek gerekiyor artık.
'Şen' deyince erkek eşcinseller anlaşılıyor. Ne zaman çıktı o 'şen'
sözcüğü? West Side Story'deki şarkı:
I feel pretty and witty and gay...

1960'ların
başında 'gay' sözcüğü henüz eşcinsel anlamına gelmiyor idiyse de
eli kulağındaydı.
Kendimi güzel, nüktedan ve şen hissediyorum...
Sonraki
yıllarda, örneğin Julie Andrews bu şarkıyı "gay"
sözcüğünü değiştirerek söylemek zorunda kalıyor, yanlış anlaşılmasın
diye:
I feel pretty and witty and bright...
Kendimi güzel ve nüktedan ve parlak hissediyorum...
Gördünüz mü? Bu kez de Türkçesi olmadı. "Aaa! Bir kadın kendini
parlak çocuk yerine koyar mı hiç?"
'Gay' sözcüğünün anlam değiştirmesiyle İngilizcenin yerine başkası
konamayacak bir sözcükten yoksun kaldığı yolunda bir görüşü vardır
Orson Welles'in. Bu bakıma Türkçe de 'parlak' sözcüğünün anlam değiştirmesiyle
bir yoksunluk içine düşmüş olmuyor muydu? 'İbne' demekle yetinilseydi,
olmaz mıydı?

Bakın,
ben de 'midillili' sözcüğünü öneriyorum. Ne yapayım? Baksınlar başlarının
çaresine Midilli Adası sakinleri.

Şenliğin
ve midilliliğin alıp yürüdüğü günümüzde şen ve midillili olmayanlar
ikinci sınıf vatandaş durumuna düştüler. Oysa eski günlerde, bırakın
eşcinsel olmayı, eşcinsellik karşıtı olmak (ne deniyorsa ona, 'homo'
yerine 'hetero' mu? Yoksa 'eşsiz cinsel' mi?) bile gizli kapaklı
tutulurdu: 'Mahallernize geldik.' Büyük sakınca. Dedikodu ayyuka
çıkar.

'Aman oğlum, dikkatli
ol. Seni sinemanın arka sırasında Meserret'le el ele görmüşler.'

Bugün Meserret'le Mediha, Müçteba ile Muhittin sokaklarda öpüşüyorlar.
Eşcinselliğin pazarı büyük. Bu alanda da kadınlar erkeklere öfkelenmeye
başladılar. Çünkü şenlik, midillilikten çok daha iyi satıyormuş.
Kültür televizyonunda eşcinsellik programları başladı mı bitmek
bilmiyor, Kültür televizyonu halktan para dilendiği için, büyük
para kaynaklarının başlıcalarından şenliğe ve midilliliğe yaranması
gerek. Bu ara müstehcenlik sakıncasına da göz yumuluyor. Bir zenci
adam, yarı çıplak, yatmış yatağa. Kısacık donu malını mülkünü gizleyemiyor.
Nasıl AIDS'e yakalandığını anlatıyor. Yattığı adam, neresiyse orasını
çıkarıp bunun kıçına sokmuş. Kıçı önce pek acımış. Ama sonra pek
hoşlanmış kıçına girenden. Ne bilseymiş yattığı adamın AIDS'li olduğunu?
Kültür istasyonunda görüp dinliyoruz bunu. Porno kanalında değil.

AIDS ve eşcinsellik, şeytanın büyük oyunlarından. Hem o zavallıları
korkunç bir hastalığa kurban edecek, hem de AIDS'in katkısıyla yüceltecek
onları. Hele ünlü bir top oyuncusuysa AIDS'e yakalanan, üstelik
de zenciyse, dünya çapında kahraman kesiliyor. "Tabular kalksın"
diyorlar. Diyeceğim yok. Kalksın tabular. Diyeceğim şu ki, bizim
günümüzde geneleve gidip belsoğukluğuna yakalanan ayakta alkışlanmazdı,
top oynuyor olsa bile. Şu ki hem de diyeceğim, kafa devrimi yapmak
isteyenler karakollarda işkence görürken, hapislerde sürünürken;
kıç devrimi yapmak isteyenler, ellerinde bayrak, dünyayı sardılar...

Evet.
Kuşkusuz İlhan Mimaroğlu bir "gay" değil. Görüşleri kendine
göre; duygu ve düşüncelerini demokrat bir tavırla sergilemesi ise
onu sanatçı yapan tavır... "Kafa-kıç devrimi" tanımı ise pek hoş
doğrusu. Yıllardır New York'da yaşayan Mimaroğlu hakkında
bazı biyografik bilgiler de verelim: "İlhan Mimaroğlu (İstanbul,
1926) Galatasaray Lisesi ve Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirmekle
birlikte çalışmalarını tümüyle müziğe yöneltmiş, 1945'ten başlayarak
müzik eleştirmenliği ve radyo programcılığı alanlarındaki uğraşlarının
yanı sıra besteciliğini de geliştirmiş, 1955 yılında Rockefeller
Vakfı'nın çağrılısı olarak New York Columbia Üniversitesi'nde Paul
Henry Lang'la müzikoloji ve Douglas Moore'la bestecilik alanlarında
çalışmıştır. 1959'da New York'a sürekli olarak yerleşen Mimaroğlu,
elektronik müzik alanında kendi çizdiği bir akademik program izlemiş,
özellikle Vladimir Ussachevsky'nin, bir süre de Edgard Varèse ve
Stefan Wolpe gibi seçkin bestecilerin öğrencisi olmuştur. Elektronik
müzik alanındaki yapıtlarının çoğunu Columbia-Princeton Elektronik
Müzik Merkezi stüdyolarında gerçekleştiren Mimaroğlu, Columbia Üniversitesi
Müzik Eğitim Fakültesi'nde ilk elektronik müzik derslerini başlatmış,
1971 yılında Guggenheim Fellowship'le ödüllendirilmiş, 1970'ler
boyunca yedi yıl süreyle New York'un WBAI radyo istasyonundaki politik
ve toplumsal konulara ağırlık verdiği elektronik müzik programları
yapmıştır. Geleneksel seslendirme müziği yapıtlarının yanında elektronik
yapıtlarının çoğunun plakları yayınlanmış ve bunlar dış basında
övgüler kazanmıştır. İlhan Mimaroğlu'nun kitaplarından bulunabilecek
olan bazıları: Günsüz Günce (1989), Elektronik Müzik (1991), Ertesi
Günce (1994), Yokistan Tasarısı (1997) ve Pan Yayınları'ndan çıkan
yeni kitabı Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim (2001)."
|