Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR









GLK Kitap

Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim
İlhan K. Mimaroğlu

Adını duymayan var mı? Bir müzisyen olarak kuşkusuz herkes onu işitti ama yazarlık yönü maalesef müzisyenliğinin bir parça arkasında kaldı. Geçen haftalarda minidev'in Kültür-Sanat sayfalarında yeni yayınlanan kitabı (daha doğrusu özgeçmişi) tanıtılmıştı. Bir şekilde kitabı elde ettim ve o zengin dilin, kendi içindeki melodik yapısı ile ruhumu yakalamasına izin verdim. Derken, aşağıda okuyacağınız alıntıya rastladım. GLK Kültürü okurları ile Mimaroğlu'nun bu anısını paylaşmak için dayanılmaz bir istek duydum:

Kafa devrimi yerine kıç devrimi
Gene bir gösteri yürüyüşü. Polis yolu kapatmış. Otobüs yerinde sayıyor. Şoför indi otobüsten, ne yürüyüşü diye bakmaya gitti, az sonra geri döndü. 'It's a dyke parade' dedi.

Nasıl kullanabilir o 'dyke' sözcüğünü herkesin içinde? Hakaret için 'dyke' denmiyor mu kadın eşcinsellere?

Gitmiyor otobüs. İndim. Nereye gideceksem oraya yürüyerek gitmek için. Hem de gösteri yürüyüşüne bakayım dedim. Bir de ne göreyim ? Ellerindeki bayraklarda da yazılı. Kadın eşcinseller 'dyke' demeye başlamışlar kendilerine. Ama siz onlara gene de 'dyke' demeyin. Başınız derde girer. Nasıl ki zenciler kendi aralarında birbirlerine 'nigger' diyebilirlerse de siz, bir beyaz insan olarak, zenciden 'nigger' diye söz edemezsiniz. Yoksa mahkemeye düşersiniz, işinizden olursunuz, sürüm sürüm sürünürsünüz.

'Sevici' denirdi kadın eşcinsellere. Şimdi 'lezbiyen' denmesi uygun görülüyor. Ben 'midillili' diyorum. Lezbiyen, lesbienne, lesbian, Lesbos, Midilli Adası: öyleyse Midillili. Dile de hoş gelmiyor mu? Midillilişme, midillililik...

Midillililer de şen ama bugün bir ayrım gözetmek gerekiyor artık. 'Şen' deyince erkek eşcinseller anlaşılıyor. Ne zaman çıktı o 'şen' sözcüğü? West Side Story'deki şarkı:
I feel pretty and witty and gay...

1960'ların başında 'gay' sözcüğü henüz eşcinsel anlamına gelmiyor idiyse de eli kulağındaydı.
Kendimi güzel, nüktedan ve şen hissediyorum...

Sonraki yıllarda, örneğin Julie Andrews bu şarkıyı "gay" sözcüğünü değiştirerek söylemek zorunda kalıyor, yanlış anlaşılmasın diye:
I feel pretty and witty and bright...

Kendimi güzel ve nüktedan ve parlak hissediyorum...

Gördünüz mü? Bu kez de Türkçesi olmadı. "Aaa! Bir kadın kendini parlak çocuk yerine koyar mı hiç?"

'Gay' sözcüğünün anlam değiştirmesiyle İngilizcenin yerine başkası konamayacak bir sözcükten yoksun kaldığı yolunda bir görüşü vardır Orson Welles'in. Bu bakıma Türkçe de 'parlak' sözcüğünün anlam değiştirmesiyle bir yoksunluk içine düşmüş olmuyor muydu? 'İbne' demekle yetinilseydi, olmaz mıydı?


Bakın, ben de 'midillili' sözcüğünü öneriyorum. Ne yapayım? Baksınlar başlarının çaresine Midilli Adası sakinleri.

Şenliğin ve midilliliğin alıp yürüdüğü günümüzde şen ve midillili olmayanlar ikinci sınıf vatandaş durumuna düştüler. Oysa eski günlerde, bırakın eşcinsel olmayı, eşcinsellik karşıtı olmak (ne deniyorsa ona, 'homo' yerine 'hetero' mu? Yoksa 'eşsiz cinsel' mi?) bile gizli kapaklı tutulurdu: 'Mahallernize geldik.' Büyük sakınca. Dedikodu ayyuka çıkar.

'Aman oğlum, dikkatli ol. Seni sinemanın arka sırasında Meserret'le el ele görmüşler.'

Bugün Meserret'le Mediha, Müçteba ile Muhittin sokaklarda öpüşüyorlar. Eşcinselliğin pazarı büyük. Bu alanda da kadınlar erkeklere öfkelenmeye başladılar. Çünkü şenlik, midillilikten çok daha iyi satıyormuş. Kültür televizyonunda eşcinsellik programları başladı mı bitmek bilmiyor, Kültür televizyonu halktan para dilendiği için, büyük para kaynaklarının başlıcalarından şenliğe ve midilliliğe yaranması gerek. Bu ara müstehcenlik sakıncasına da göz yumuluyor. Bir zenci adam, yarı çıplak, yatmış yatağa. Kısacık donu malını mülkünü gizleyemiyor. Nasıl AIDS'e yakalandığını anlatıyor. Yattığı adam, neresiyse orasını çıkarıp bunun kıçına sokmuş. Kıçı önce pek acımış. Ama sonra pek hoşlanmış kıçına girenden. Ne bilseymiş yattığı adamın AIDS'li olduğunu? Kültür istasyonunda görüp dinliyoruz bunu. Porno kanalında değil.

AIDS ve eşcinsellik, şeytanın büyük oyunlarından. Hem o zavallıları korkunç bir hastalığa kurban edecek, hem de AIDS'in katkısıyla yüceltecek onları. Hele ünlü bir top oyuncusuysa AIDS'e yakalanan, üstelik de zenciyse, dünya çapında kahraman kesiliyor. "Tabular kalksın" diyorlar. Diyeceğim yok. Kalksın tabular. Diyeceğim şu ki, bizim günümüzde geneleve gidip belsoğukluğuna yakalanan ayakta alkışlanmazdı, top oynuyor olsa bile. Şu ki hem de diyeceğim, kafa devrimi yapmak isteyenler karakollarda işkence görürken, hapislerde sürünürken; kıç devrimi yapmak isteyenler, ellerinde bayrak, dünyayı sardılar...

Evet. Kuşkusuz İlhan Mimaroğlu bir "gay" değil. Görüşleri kendine göre; duygu ve düşüncelerini demokrat bir tavırla sergilemesi ise onu sanatçı yapan tavır... "Kafa-kıç devrimi" tanımı ise pek hoş doğrusu. Yıllardır New York'da yaşayan Mimaroğlu hakkında bazı biyografik bilgiler de verelim: "İlhan Mimaroğlu (İstanbul, 1926) Galatasaray Lisesi ve Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirmekle birlikte çalışmalarını tümüyle müziğe yöneltmiş, 1945'ten başlayarak müzik eleştirmenliği ve radyo programcılığı alanlarındaki uğraşlarının yanı sıra besteciliğini de geliştirmiş, 1955 yılında Rockefeller Vakfı'nın çağrılısı olarak New York Columbia Üniversitesi'nde Paul Henry Lang'la müzikoloji ve Douglas Moore'la bestecilik alanlarında çalışmıştır. 1959'da New York'a sürekli olarak yerleşen Mimaroğlu, elektronik müzik alanında kendi çizdiği bir akademik program izlemiş, özellikle Vladimir Ussachevsky'nin, bir süre de Edgard Varèse ve Stefan Wolpe gibi seçkin bestecilerin öğrencisi olmuştur. Elektronik müzik alanındaki yapıtlarının çoğunu Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi stüdyolarında gerçekleştiren Mimaroğlu, Columbia Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesi'nde ilk elektronik müzik derslerini başlatmış, 1971 yılında Guggenheim Fellowship'le ödüllendirilmiş, 1970'ler boyunca yedi yıl süreyle New York'un WBAI radyo istasyonundaki politik ve toplumsal konulara ağırlık verdiği elektronik müzik programları yapmıştır. Geleneksel seslendirme müziği yapıtlarının yanında elektronik yapıtlarının çoğunun plakları yayınlanmış ve bunlar dış basında övgüler kazanmıştır. İlhan Mimaroğlu'nun kitaplarından bulunabilecek olan bazıları: Günsüz Günce (1989), Elektronik Müzik (1991), Ertesi Günce (1994), Yokistan Tasarısı (1997) ve Pan Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim (2001)."





GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla