Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






ROMEO & ROMEO                        


Eyvah Seksenler!


Modacılar bu kış için seksenlerin kayıp ruhunu yeniden dünyaya çağırdı. Ekose desenler, sentetik kürkler, deri pantolonlar, altın ışıltısı taşıyan tasarımlar, baskılı kolej tişörtler podyumlarda arzı endam ediyor... Seksenlerin nefret edilen kuşağı punklar bu kez manikürlü tırnakları ve yüzlerce dolar fiyat etiketi taşıyan giysileriyle magazin dergilerinden bize göz kırpıyor.

Bütün bu imajların ulaştırdığı mesajda ciddi bir yoksayış, bir çeşit bellek kaybı ya da kumpanyalara özgü kederli bir gösteriş var. Belki de bu nedenle ilkgençliğini seksenlerle paylaşmış pek çok kişi seksenlerin geri dönüşünü tüyleri diken diken olarak izliyor. Ait olduğum kuşağa ait birçok insan bu giysilerle yeniden gezinmek, böylesi bir siluetle yeniden barışmak istemiyor. Çünkü dönemin modası, aynı zamanda seksenlerin baskı altında bırakılmış özlemlerinin de birer ifadesi ve bu, ikibinleri yaşarken çok daha net görülüyor.

Seksenler, yeniyetmeler için bir hayaller galerisiydi. Bir yanımız ipinden boşanmış gibi hızla ivme kazanıyor bir yanımızsa politik, ekonomik ve ahlaki dayatmalarla yere çivileniyordu. Seksenler Türkiye'sinin politik kamplara bölünmüş ancak ne olursa olsun "mazbut" ailelerinde geçiriyorduk günlerimizi. Kendimizi ifade etmemeye, belirsiz ve bir örnek kişilere dönüşmeye koşullanarak büyüyorduk. İçimizdeki renkler nedeniyle köşeye sıkışıyor, neredeyse onlardan korkuyorduk.

İyi ailelerin jeanlerini yırtan, rock ve pop dinleyen, gizli gizli kulağına küpe takan kötü erkek çocukları ya da saçlarını kısacık kestiren, göbeği açıkta bırakan tişörtler giyen, kollarına dirseklerine kadar deri sicimler saran kötü kız çocuklarıydık. Çılgınca bir merak ve keşfetme duygusu ile dünyaya bakıyor ve bulabildiklerimizi uç uca ekliyorduk. Bu uç uca ekleme, nesneler arasında ebeveynlerimizi çılgına çeviren aykırı ve yakışıksız ilişkiler kurabilme hali bir çeşit cüret gösterisiydi aynı zamanda. Toplumun bütün katmanlarıyla üzerimize yığıldığı ilk gençlik günlerimizde, kendimizi bulabildiğimiz birkaç şeyden biri olan moda ile ifade etmeye çalışıyorduk. Uç uca eklenmiştik. Yakışıksız ve asiydik. Aklımızda çok fazla hayal, hayat hakkında bize ulaşabilen pek az bilgi ve yakın gelecekte görebildiğimiz pek az imkan vardı.

Hayat dışarıda bir yerlerde olmalıydı ancak sokağa çıkma yasaklarının perçinlediği şekilde dışarısı tehlikeliydi. Sadece dışarısı mı? Tanımadığımız herkes, uzak komşular bile... Tehlike her yerdeydi ve aile giderek kendine daha çok kenetlenmeliydi. Bizden esirgenen hayatın yerine ikame edecek birkaç seçenek vardı önümüzde. Ya, hayatlarımızı zamanlaması yanlış birer proje gibi rafa kaldırıp bitkiler gibi yaşayacaktık, ya hayatı bir gün satın alabilmek için çok para kazanmak gerektiğine inanıp buna uğraşacaktık. Ya da belki çoktan kayıptık. Pöh!

Yeşilçam filmlerinin kötü yola düşen kadın kahramanlarıyla, beta kasetlerde porno filmlerle, biyoformlu / permalı saçlarla, el örgüsü bol kazaklarla, kloş eteklerle, TRT'nin Cenk Koray'lı pazar sıkıntılarıyla geçen yılların ardından yetişkiniz. Doktor, hamal, memur, uyuşturucu bağımlısı, reklamcı, torbacı, pazarlamacı, mafya, fahişe, gazeteci, dansöz, tesisatçı, aile babası, çocuk annesiyiz. Boşların boşuyuz, Özal Türkiye'sinin son ürünüyüz, bizim için herkes bunu söyleyecektir. Pöh!

Bu kış için modacılar, dönemin giysileriyle yeniden karşımıza çıktığında, "global bir mutsuzluktan nasıl rant elde edilir?" sorusunu da yanıtlamış oluyor. Yirmi yıl öncesinin kostümleriyle arz-ı endam eden modeller ne kadar içten gülümserse gülümsesin, baştan aşağı çıkışsızlığı vurgulayan o kostümler ne tip yeni kurgular içinde sunulursa sunulsun sonuç değişmez. Çünkü kendimizi yeniden öyle görmek istemiyoruz. Dönemin bütün çalkantısının uzağında, sanki hiçbir şey olmamış gibi bu giysileri yeniden giyemeyiz. Kişisel tarihimizin bu karanlık döneminin birer karikatürüne dönüşmek, rant peşindeki markaların yüzünü güldürebilirse de bizim damarlarımıza ancak sıkıntı serpebilir. Seksenlerle henüz hesaplaşılmamışken ve onun mirası, hali hazırda düşünce suçundan faili meçhullere, hayalilerden mafyalaşmaya kadar hayatlarımızı imkansızlaştırırken, bu trendin serin esintisi kanımızı dondurabilir. Ne kadar kurtulduğumuzu sansak da Elm Sokağı'na bir yolunu bulup geri dönen Freddy gibi, kış seksenlerle geliyor.

Belki hiç gitmemişti...

Ufuk Kuzey
Not: Bu yazı 15 Ekim 2000'de,
Radikal 2'de de yayınlanmıştır.
Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla