|

ROMEO
& ROMEO


İp üzerinde ideoloji
Sirklerde
trapezciler vardır. Boşlukta sanki sadece ışığı ve mutluluğu görüyorlarmış
gibi bir ifade ile salınır, parendeler atar ve yerçekimine karşı
hareket ederler. Gösterinin bir yerinde erkek trapezci kendinden
emin bir ifade ile trapezi bacakları ile kavrayacak şekilde baş
aşağı salınmaya başlar. Müzik gerginleşir. Herkes soluğunu tutar.Çünkü
baş aşağı salınmakta olan erkek trapezci, biraz sonra kendini saltolar
atarak boşluğa bırakacak olan bayan partnerini havada yakalayacaktır.
Sinirler gerilir. Soluklar düzensizleşir. Kalp atışları duyulur
olur. Ve o kritik anda her iki trapezci de üzerlerine düşeni yapar.
Kadın kendini boşluğa bırakır, erkek ise bütün marifetiyle onu yakalar.
Erkek bir an için bile kontrolü yitirirse geri dönüş yoktur.

Bir
de aynı ip üzerinde gösteri yapan ip cambazları vardır. Uzayı ikiye
bölen gergin bir ipin iki ayrı ucundan harekete başlar ve gösterilerini
o ip üzerinde sürdürürler. Yaşam alanı gergin bir iptir. Denge,
güven, otokontrol ve eşduyum gösterinin olmazsa olmazlarıdır. Kişiler
birbirlerinin soluk alışlarını bile hissetmek zorundadır ve denge
bozulursa ikisi için birden bozulur.
Denge,
kişilere, her an karşıdakinin ağırlık merkezindeki kaymaları ve
bunun kendi ağırlık merkeziyle ilişkisini kontrol etmek gibi bir
zorunluluk dayatır.

Bir kadınla olmak daha çok birinci gösteriyi, bir erkekle olmak
ikinci gösteriyi anımsatır bana... Kıyas ya da karsılaştırma yapmak
mümkün değil.

Evet,
kıyas ya
da karşılaştırma yapmak mümkün değil. Çünkü, bir erkek olarak hangi
gösteride yer aldığınız, ne renk don giydiğiniz kadar kişiseldir.
Herhangi bir misyondan ya da ideolojiden bağımsızdır.

Bir erkeğin bir başka erkeği sevmesi temel olarak ideolojik bir
durum olmasa da, bir erkek başka bir erkeği sevmeye başladığında,
durum mutlaka ideolojikleşir. Tıpkı, bir kadının bir erkeği ya da
bir kadının bir başka kadını sevmeye başladığında olduğu gibi.

Birini sevmek ideolojik bir durumdur ve her zaman iki şey arasına
bir çizgi çeker. Aşık olunan sevgiliyi dünyanın geri kalanından
ayırır bu çizgi. Geceyi uykudan ayırır. Aşk duyabilen arkadaşlarla
aşk duyamayan arkadaşları birbirinden ayırır. Bir benzerinize aşık
olduğunuz için sizi kabul edilenlerden ve kolayca onaylananlardan
ayırır... Verili değerlerle yetinerek yaşayanlardan ayırır. Bir
erkeğin erkeği olmakla aynı anda "errrkek"lerin ve "kadınnn-ınn-ınnnn"ların
dünyasından ayırır. Klişeleşmiş asılsız yargılardan ve boş inançtan
ayırır. Kapital ilişkilerinin aile düzeninden ayırır. Güdük toplumsal
erkeklikten, gerçek bireyleri ayırır.

Bu
nedenle eşcinsel ya da karşıcinsel her kim olursa olsun formların
maskeli balosundan çıkmayı göze alan bireyleri ciddi bir politik
mücadele beklemektedir. Bu politik mücadelenin olumsuz süreçleri
muhtemeldir ki zaman zaman umutsuzluk, kara kara düşünme, araştırma,
depresyon, yalnız kalma, dışlanma olacaktır. Ancak olup biten her
şeye rağmen asla sarsılmayacak bir duygu içinizde hep kol gezecektir.
Bu duygu huzurdur.

Bu mücadeleyi vermekten kaçanlarınsa her zaman güvenli evleri, bir
örnek evlilikleri ve cartoon dostlukları olabilir. Ancak o evin
sınırları özgürlüğün de sınırıdır. O evin sınırları onları dünyanın
geri kalanından koruyacak birer hücre duvarıdır. Şansları varsa
duvarları onları dışarıdan gelecek tehlikelere karşı koruyabilir.
Ancak özgürleşmemiş, kendisiyle meselesini çözmemiş bu kişileri,
kendi içlerinden gelecek tehlikelere karşı kim ya da ne koruyacak?
Asıl soru budur.
Diğer
yazılar için tıklayın
|