|

ROMEO
& ROMEO

Arkadaş Evleri

Gün
gelir, en çetin fırtınalardan, en dondurucu ayazlardan, en dinmez
yağmurlardan, yalnızlığınızı milyonların istilasından koruyan eviniz
sizi içine almaz olur.

Her
sabah uyandığınız oda da, her akşam açıp girdiğiniz kapı da düşmanca
davranmaya başlar. Evinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen bütün sıcak
şeyler yerini yabancı ve tehditkâr duygulara bırakmıştır. İstemez
sizi, kanapelerinde oturtmaz, yatağında uyutmaz, suyu susuzluğunuzu
dindirmez. Sığamaz olursunuz odalara.

Pencereler dışarıya açılmaz, usul usul dalgalanan perdeler bir şeylerin
ağırlığıyla hareketsiz kalır. İçeri girdiğinizde sizi karşılayan
temiz ve taze hava yerini oksijensiz ve kasvetli bir atmosfere bırakır.
Soluk alamazsınız, yüreğiniz daralır. Eşyalar, bir zamanlar çok
sevilmiş kişilerin cansız bedenleri gibi gelir.

Fazlasıyla kırgınsınızdır. Belki hayat sizi köşeye sıkıştırmıştır,
belki olup bitenler size "kötü" biri olmaktan başka şans tanımamıştır,
belki bir çocuk sizi çok severken ve onsuz yaşayamayacağınızı düşünürken
hayat aranıza girmiştir, belki terketmeye mecbur kalmışsınızdır,
belki apansız terkedilmişsinizdir, belki suç sayılan şeylerle yakından
ilginiz olmuştur, bir arkadaşınız içeride sorgudadır ve adım adım
izlenmekte olduğunuzu düşünmektesinizdir... Bir sevdiğiniz anestezi
altında olabilir ya da geçmişin hayaletleri sizi rahat bırakmamaktadır.

Nedeni ne olursa olsun oksijeni size giderek azalıyormuş gibi gelen
evinizde kalamamakta, üstelik de dünyaya çıkamamaktasınızdır. Bir
eviniz varken size çok büyük görünen dünya, ona sığamamaya başladığınız
anda küçülmeye başlar. Evinize sığamazken dünyaya da gizlenemezsiniz.
Her yer tehlikelidir. Tehlike hissi, bulunduğunuz duruma göre içinizden
ya da dışınızdan kaynaklanıyor olabilir. Sorulacak sorular yanıtlanmayacak,
arkadaş muhabbetleri boğacak, kent derinliğini yitirecek, beyninizde
dönüp duran düşücelerin girdabı sizi bir oraya bir buraya savuracak
ve yapageldiğiniz her şey size yüz çevirecektir.

Uğradığınız haksızlığı, uyguladığınız şiddeti, bir türlü büyütemediğiniz
"küçük" yanlarınızı, hayatın adaletsizliğini, sevginin de, aşkın
da, güvenin ve inancın da hiçbir değer ifade etmediğini sayıklayarak
geçici bir kayma yaşadığınız bu anlarda sizi ne yatıştırabilir?

Sizi kabul etmeyen evinizle, sığınıp gizlenemediğiniz dünya arasında
gidip gelip, çarpıp düşerken sizi bir ölçüde yatıştırabilecek tek
şey belki de arkadaş evleridir. Onlarca arkadaşınız olsa da bir
ya da birkaç tane "arkadaş evi"niz olabilir. Arkadaş evleri, arkadaşlıklardan
daha fazla zamana ve daha fazla özene gereksinim duyan canlılardır.
Nazik ve kırılgandırlar, yetişip serpilmeleri zordur, ancak güvenlidirler,
bir kez sahip olunca kolay kolay yitirmezsiniz.

Orada soluyabilirsiniz çünkü iyi havalandırılmıştır. Duvarlar, özelinize
ilişkin hiçbir şeyi bilmeksizin çocukluğunuzdaki sizi referans alarak
seven bir anne gibi kabullenici ve önyargısızdır. Eşyalar sakin
ve serindir, size başınızdaki dert her neyse ondan önceki hayatınızı
hatırlatır. Bir başkasının evi, kendi evinizden daha vefalı çıkmıştır...
Masa masadır, televizyon televizyon... Hiçbir nesne olduğu şey dışında
başka ve kabullenmesi zor bir gerçeği ya da hikâayeyi anlatmaz.
Her şey ahenk içinde "biraz sakinleş, her şey yolunda, şimdi dinlen"
der gibidir.

Bunları söyleyen arkadaş evi midir, değilse o evde gezinen arkadaşınızın
hayaleti mi bundan emin olamazsınız. Kafanız allak bullaktır. Dağılmış,
parçalanmış ve savrulmuşsunuzdur. Hiçbir şey hatırlayamazsınız.
Hayatı nerede bıraktığınızı, bütün bunlar başlamadan önceki kendinizi,
geleceğe ilişkin planlarınızı... Dünya, vizyonunuzda, giderek daralan
bir huniye benzerken, ihtiyacınız olan tek şey, yeniden olduğunuz
kişiyi anımsamak, hayatı bıraktığınız noktayı görebilmektir.

Arkadaş evleri bunu yapar. O anda o evde bulunan kişiye, arkadaşının
onda sevdiği ve eşsiz bulduğu şeyleri hatırlatır. Bütün bütün unuttuğunuz
her seyi tek tek önünüze serer.

Orada arkadaşınızın evden çıkarken bıraktığı boşluğu görürsünüz,
onun karışıklığına tanık olursunuz, mükemmel ve dağınık yönlerinin
izlerini sürersiniz, bir köşeye sinmiş çaresizliğini de bütün dünyaya
meydan okuyabilecek kudretini de, koltuğun arkasına kaçmış yalnızlığını
da fark edersiniz. Bütün bunlar nedeniyle onu bir kez daha seversiniz.
Hissettiğiniz sevgi, kalbinizdeki civa yükünü etkilemezse de kendinizi
birini severken bulmak soğuk bir bardak su gibi rahatlatır.

Yarıya kadar yanmış mumların, birkaç gündür yerinden oynatılmamış
meyve kabuklarıyla dolu bir tabağın, kapağı tozlanmış bir kitabın,
evin kimse olmadığı zamanlardaki sessizliğinin size açık ettiği
şeyler, yüzünüzü dünyaya yeniden çevirmenize neden olmaz belki,
ancak bütün karmaşanın geçici olduğunu size güvenle fısıldar. Bu
kadar yakınınızdaki bir arkadaşınızın hayatının ve içtenliğinin
izini sürmek, hayatınızın hayat karşısındaki gerçek değerini görmenizi
sağlar. Aynı anda koca bir hiç ya da hayatın organize ettiği mükemmel
ve biricik değerli bir taş... Hayat karşısında her ikisi de umut
demektir.

Arkadaş evleri için yazmak istedim. Yılların sadece yaşlanmak değil
giderek daha da yalnız kalmak demek olduğu bir planette yaşayan
bizler için sanki biraz daha fazla şey demek arkadaş evleri. Onlar,
kaybettiysek çoktan yitirdiğimiz, kaybetmediysek bizi gerçeğimizle
kabul eder ve tam olarak belki hiçbir zaman kabul edemeyecek aile
evlerimizin güvenini de, huzurunu da sunabilir bize. Bizi bilir,
anlar, yatıştırır, bekler. Mutluysak çılgınca eğlendiğimiz ya da
bazen aşık olduğumuz çocukla ilk öpüştüğümüz yerlerdir. Söylenecek
daha çok şey var belki, ancak siz anladınız neden bahsettiğimi.
Diğer
yazılar için tıklayın
|