Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






ROMEO & ROMEO                         

Kent ışıkları- İzlenimler/8

"Lütfen parmağıma değil, işaret ettiğim yere bakın."

Gün gelir
en çetin fırtınalardan, en dondurucu ayazlardan, en dinmez yağmurlardan, yalnızlığınızı milyonların istilasından koruyan eviniz sizi içine almaz olur. Her sabah uyandığınız oda da, her akşam açıp girdiğiniz kapı da düşmanca davranmaya başlar. Evinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen bütün sıcak şeyler yerini yabancı ve tehtidkâr duygulara bırakmıştır. İstemez sizi, kanapelerinde oturtmaz, yatağında uyutmaz, suyu susuzluğunuzu dindirmez. Sığamaz olursunuz odalara. Pencereler dışarıya açılmaz, usul usul dalgalanan perdeler bir şeylerin ağırlığıyla hareketsiz kalır. İçeri girdiğinizde sizi karşılayan temiz ve taze hava yerini oksijensiz ve kasvetli bir atmosfere bırakır. Soluk alamazsınız, yüreğiniz daralır. Eşyalar, bir zamanlar çok sevilmiş kişilerin cansız bedenleri gibi gelir.

Fazlasıyla kırgınsınızdır. Belki hayat sizi köşeye sıkıştırmıştır, belki olup bitenler size "kötü" biri olmaktan başka şans tanımamıştır, belki bir çocuk sizi çok severken ve onsuz yaşayamayacağınızı düşünürken hayat aranıza girmiştir, belki terketmeye mecbur kalmışsınızdır, belki apansız terkedilmişsinizdir, belki suç sayılan şeylerle yakından ilginiz olmuştur, bir arkadaşınız içeride sorgudadır ve adım adım izlenmekte olduğunuzu düşünmektesinizdir... Bir sevdiginiz anestezi altında olabilir ya da geçmişin hayaletleri sizi rahat bırakmamaktadır.

Nedeni ne olursa olsun oksijeni size giderek azalıyormuş gibi gelen evinizde kalamamakta, üstelik de dünyaya çıkamamaktasınızdır. Bir eviniz varken size çok büyük görünen dünya, ona sığamamaya başladığınız anda küçülmeye başlar. Evinize sığamazken dünyaya da gizlenemezsiniz. Her er tekinsiz görünür. Tehlike hissi, bulunduğunuz duruma göre içinizden ya da dışınızdan kaynaklanıyor olabilir. Sorulacak sorular yanıtlanmayacak, arkadaş muhabbetleri boğacak, kent derinliğini yitirecek, beyninizde donup duran dusuncelerin girdabi sizi bir oraya bir buraya savuracak ve yapageldiğiniz her şey size yüz çevirecektir.

Uğradığınız haksızlığı, uyguladığınız şiddeti, bir türlü büyütemediğiniz "küçük" yanlarınızı, hayatın adaletsizliğini, sevginin de, aşkın da, güvenin ve inancın da hiçbir değer ifade etmediğini sayıklayarak geçici bir kayma yaşadığınız bu anlarda sizi ne yatıştırabilir?

Arkadaş evleri
Sizi kabul etmeyen evinizle, sığınıp gizlenemediğiniz dünya arasında gidip gelip, çarpıp düşerken sizi bir ölçüde yatıştırabilecek tek şey belki de arkadaş evleridir. Onlarca arkadaşınız olsa da bir ya da birkaç tane "arkadas evi"niz olabilir. Arkadaş evleri, arkadaşlıklardan daha fazla zamana ve daha fazla özene gereksinim duyan canlılardır. Nazik ve kırılgandırlar, yetişip serpilmeleri zordur, ancak güvenlidirler, bir kez sahip olunca kolay kolay yitirmezsiniz. Orada soluyabilirsiniz çünkü iyi havalandırılmıştır. Duvarlar, özelinize ilişkin hiçbir şeyi bilmeksizin çocukluğunuzdaki sizi referans alarak seven bir anne gibi kabullenici ve önyargısızdır. Eşyalar sakin ve serindir, size başınızdaki dert her neyse ondan önceki hayatınızı hatırlatır. Bir başkasının evi, kendi evinizden daha vefalı çıkmıştır... Masa masadır, televizyon televizyon... Hiçbir nesne olduğu şey dışında başka ve kabullenmesi zor bir gerçeği ya da hikayeyi anlatmaz. Her şey ahenk içinde "biraz sakinleş, her şey yolunda, şimdi dinlen" der gibidir.

Bunları söyleyen arkadaş evi midir, değilse o evde gezinen sevgili arkadaşınızın hayaleti mi bundan emin olamazsınız. Kafanız allak bullaktır. Dağılmış, parçalanmış ve savrulmuşsunuzdur. Hiçbir şey hatırlayamazsınız. Hayatı nerede bıraktığınızı, bütün bunlar başlamadan önceki kendinizi, geleceğe ilişkin planlarınızı... Dünya, vizyonunuzda, giderek daralan bir huniye benzerken, ihtiyacınız olan tek şey, yeniden olduğunuz kişiyi anımsamak, hayatı bıraktığınız noktayı görebilmektir.

Arkadaş evleri bunu yapar. O anda o evde bulunan kişiye, arkadaşının onda sevdiği ve eşsiz bulduğu şeyleri hatırlatır. Bütün bütün unuttuğunuz her şeyi tek tek önünüze serer.

Orada arkadaşınızın evden çıkarken bıraktığı boşluğu görürsünüz, onun karışıklığına tanık olursunuz, mükemmel ve dağınık yönlerinin izlerini sürersiniz, bir köşeye sinmiş çaresizliğini de, bütün dünyaya meydan okuyabilecek kudretini de, koltuğun arkasına kaçmış yalnızlığını da fark edersiniz. Bütün bunlar nedeniyle onu bir kez daha seversiniz. Hissettiğiniz sevgi, kalbinizdeki civa yükünü etkilemezse de kendinizi birini severken bulmak soğuk bir bardak su gibi rahatlatır.

Yarıya kadar yanmış mumların, bir kaç gündür yerinden oynatılmamış meyve kabuklarıyla dolu bir tabağın, kapağı tozlanmış bir kitabın, evin kimse olmadığı zamanlardaki sessizliğinin size açık ettiği şeyler, yüzünüzü dünyaya yeniden çevirmenize neden olmaz belki, ancak bütün karmaşanın geçici olduğunu size güvenle fısıldar. Bu kadar yakınınızdaki bir arkadaşınızın hayatının ve içtenliğinin izini sürmek, hayatınızın hayat karşısındaki gerçek değerini görmenizi sağlar. Aynı anda koca bir hiç ya da hayatın organize ettiği mükemmel ve biricik değerli bir taş... Hayat karşısında her ikisi de umut demektir.

Neden
Arkadaş evleri üzerine yazmak istedim. Yılların sadece yasşanmak değil giderek daha çok yalnız kalmak demek olduğu bir planette yaşayan bizler icin sanki biraz daha fazla şey demek arkadaş evleri... Onlar, kaybettiysek çoktan yitirdiğimiz, kaybetmediysek bizi gerçeğimizle ve tam olarak belki hiçbir zaman kabul edemeyecekleri için yitirdiğimiz aile evlerimizin güvenini de, huzurunu da sunabilir bize. Bizi bilir, anlar, yatıştırır, bekler. Mutluysak çılgınca eğlendiğimiz ya da bazen aşık olduğumuz çocukla ilk öpüştüğümüz yerlerdir. Söylenecek daha çok sey var belki, ancak siz anladınız neden bahsettiğimi.

Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla