|

ROMEO
& ROMEO

Kent ışıkları- İzlenimler/8
"Lütfen
parmağıma değil, işaret ettiğim yere bakın."
Gün
gelir
en çetin fırtınalardan, en dondurucu ayazlardan, en dinmez
yağmurlardan, yalnızlığınızı milyonların istilasından koruyan eviniz
sizi içine almaz olur. Her sabah uyandığınız oda da, her akşam açıp
girdiğiniz kapı da düşmanca davranmaya başlar. Evinizi düşündüğünüzde
aklınıza gelen bütün sıcak şeyler yerini yabancı ve tehtidkâr duygulara
bırakmıştır. İstemez sizi, kanapelerinde oturtmaz, yatağında uyutmaz,
suyu susuzluğunuzu dindirmez. Sığamaz olursunuz odalara. Pencereler
dışarıya açılmaz, usul usul dalgalanan perdeler bir şeylerin ağırlığıyla
hareketsiz kalır. İçeri girdiğinizde sizi karşılayan temiz ve taze
hava yerini oksijensiz ve kasvetli bir atmosfere bırakır. Soluk
alamazsınız, yüreğiniz daralır. Eşyalar, bir zamanlar çok sevilmiş
kişilerin cansız bedenleri gibi gelir.

Fazlasıyla kırgınsınızdır. Belki hayat sizi köşeye sıkıştırmıştır,
belki olup bitenler size "kötü" biri olmaktan başka şans tanımamıştır,
belki bir çocuk sizi çok severken ve onsuz yaşayamayacağınızı düşünürken
hayat aranıza girmiştir, belki terketmeye mecbur kalmışsınızdır,
belki apansız terkedilmişsinizdir, belki suç sayılan şeylerle yakından
ilginiz olmuştur, bir arkadaşınız içeride sorgudadır ve adım adım
izlenmekte olduğunuzu düşünmektesinizdir... Bir sevdiginiz anestezi
altında olabilir ya da geçmişin hayaletleri sizi rahat bırakmamaktadır.

Nedeni
ne olursa olsun oksijeni size giderek azalıyormuş gibi gelen
evinizde kalamamakta, üstelik de dünyaya çıkamamaktasınızdır. Bir
eviniz varken size çok büyük görünen dünya, ona sığamamaya başladığınız
anda küçülmeye başlar. Evinize sığamazken dünyaya da gizlenemezsiniz.
Her er tekinsiz görünür. Tehlike hissi, bulunduğunuz duruma göre
içinizden ya da dışınızdan kaynaklanıyor olabilir. Sorulacak sorular
yanıtlanmayacak, arkadaş muhabbetleri boğacak, kent derinliğini
yitirecek, beyninizde donup duran dusuncelerin girdabi sizi bir
oraya bir buraya savuracak ve yapageldiğiniz her şey size yüz çevirecektir.

Uğradığınız
haksızlığı,
uyguladığınız şiddeti, bir türlü büyütemediğiniz "küçük" yanlarınızı,
hayatın adaletsizliğini, sevginin de, aşkın da, güvenin ve inancın
da hiçbir değer ifade etmediğini sayıklayarak geçici bir kayma yaşadığınız
bu anlarda sizi ne yatıştırabilir?
Arkadaş
evleri
Sizi kabul etmeyen evinizle, sığınıp gizlenemediğiniz dünya
arasında gidip gelip, çarpıp düşerken sizi bir ölçüde yatıştırabilecek
tek şey belki de arkadaş evleridir. Onlarca arkadaşınız olsa da
bir ya da birkaç tane "arkadas evi"niz olabilir. Arkadaş evleri,
arkadaşlıklardan daha fazla zamana ve daha fazla özene gereksinim
duyan canlılardır. Nazik ve kırılgandırlar, yetişip serpilmeleri
zordur, ancak güvenlidirler, bir kez sahip olunca kolay kolay yitirmezsiniz.
Orada soluyabilirsiniz çünkü iyi havalandırılmıştır. Duvarlar, özelinize
ilişkin hiçbir şeyi bilmeksizin çocukluğunuzdaki sizi referans alarak
seven bir anne gibi kabullenici ve önyargısızdır. Eşyalar sakin
ve serindir, size başınızdaki
dert her neyse ondan önceki hayatınızı hatırlatır. Bir başkasının
evi, kendi evinizden daha vefalı çıkmıştır... Masa masadır, televizyon
televizyon... Hiçbir nesne olduğu şey dışında başka ve kabullenmesi
zor bir gerçeği ya da hikayeyi anlatmaz. Her şey ahenk içinde "biraz
sakinleş, her şey yolunda, şimdi dinlen" der gibidir.

Bunları
söyleyen arkadaş evi midir, değilse o evde gezinen sevgili arkadaşınızın
hayaleti mi bundan emin olamazsınız. Kafanız allak bullaktır. Dağılmış,
parçalanmış ve savrulmuşsunuzdur. Hiçbir şey hatırlayamazsınız.
Hayatı nerede bıraktığınızı, bütün bunlar başlamadan önceki kendinizi,
geleceğe ilişkin planlarınızı... Dünya, vizyonunuzda, giderek daralan
bir huniye benzerken, ihtiyacınız olan tek şey, yeniden olduğunuz
kişiyi anımsamak, hayatı bıraktığınız noktayı görebilmektir.

Arkadaş
evleri bunu yapar. O anda o evde bulunan kişiye, arkadaşının
onda sevdiği ve eşsiz bulduğu şeyleri hatırlatır. Bütün bütün unuttuğunuz
her şeyi tek tek önünüze serer.

Orada
arkadaşınızın evden çıkarken bıraktığı boşluğu görürsünüz, onun
karışıklığına tanık olursunuz, mükemmel ve dağınık yönlerinin izlerini
sürersiniz, bir köşeye sinmiş çaresizliğini de, bütün dünyaya meydan
okuyabilecek kudretini de, koltuğun arkasına kaçmış yalnızlığını
da fark edersiniz. Bütün bunlar nedeniyle onu bir kez daha seversiniz.
Hissettiğiniz sevgi, kalbinizdeki civa yükünü etkilemezse de kendinizi
birini severken bulmak soğuk bir bardak su gibi rahatlatır.

Yarıya
kadar yanmış mumların, bir kaç gündür yerinden oynatılmamış
meyve kabuklarıyla dolu bir tabağın, kapağı tozlanmış bir kitabın,
evin kimse olmadığı zamanlardaki sessizliğinin size açık ettiği
şeyler, yüzünüzü dünyaya yeniden çevirmenize neden olmaz belki,
ancak bütün karmaşanın geçici olduğunu size güvenle fısıldar. Bu
kadar yakınınızdaki bir arkadaşınızın hayatının ve içtenliğinin
izini sürmek, hayatınızın hayat karşısındaki gerçek değerini görmenizi
sağlar. Aynı anda koca bir hiç ya da hayatın organize ettiği mükemmel
ve biricik değerli bir taş... Hayat karşısında her ikisi de umut
demektir.

Neden
Arkadaş evleri üzerine yazmak istedim. Yılların sadece yasşanmak
değil giderek daha çok yalnız kalmak demek olduğu bir planette yaşayan
bizler icin sanki biraz daha fazla şey demek arkadaş evleri... Onlar,
kaybettiysek çoktan yitirdiğimiz, kaybetmediysek bizi gerçeğimizle
ve tam olarak belki hiçbir zaman kabul edemeyecekleri için yitirdiğimiz
aile evlerimizin güvenini de, huzurunu da sunabilir bize. Bizi bilir,
anlar, yatıştırır, bekler. Mutluysak çılgınca eğlendiğimiz ya da
bazen aşık olduğumuz çocukla ilk öpüştüğümüz yerlerdir. Söylenecek
daha çok sey var belki, ancak siz anladınız neden bahsettiğimi.
Diğer
yazılar için tıklayın
|