|

ROMEO
& ROMEO

Kent ışıkları- İzlenimler/6
"Lütfen
parmağıma değil, işaret ettiğim yere bakın."
Baharın
son günlerinde hayatımın geri kalan yıllarına ilişkin önemli bir
şeyi keşfediyorum: Aşkı istememek gerek hayattan. Aşkın geleceği
güne hazır olmaya, geldiği anda geldiği şekilde ona kapılmaya ve
peşini bırakmamaya evet, ancak bir aşk beklentisiyle hayata bakmamak
gerek. Çünkü beklentinin kozmik bir yönü var. Bir şeyi fazlası ile
istemek koşullardan bağımsız bir biçimde o şeyi hayata çağırıyor.
Bu "kendiliğinden" olmayan, ne pahasına olursa olsun dünyaya getirilmiş
aşkın doğumsal anomalileri oluyor. Yeri, zamanı ve koşulları doğru
olmadığı halde istenerek, sakat olarak dünyaya getirilen bir bebek
gibi... Hiçbir zaman büyüyüp kendi hayatına kopup gidemeyecek, ya
hep size bağımlı kalacak ya da vaktinden önce ölecek ve hiçbir zaman
koşup oynayıp gelişip büyüyemeyecek bir çocuğa sahip olmak gibi...
Aşk beklememek gerek. Çünkü yeterince derin bir yerden isterseniz
bunu kayıp bir ruh mutlaka duyacak, bu kayıp ruh tıpkı yeniden bedenlenen
bir zombi gibi bir gün karşınıza dikilecek ve size sizin sözcüklerinizi
tekrar etmeye başlayacaktır. Sizse bir gün hayalini kurduğunuz o
muhteşem aşkla karşı karşıya kaldığınızı düşünürken dokunduğunuz
sadece çürüme ve aldanış olacaktır. Bu konuya döneceğim. Ancak her
şeyin bir sırası olmalı. Bunun nedenini sormayacağınızı ümit ediyorum.

Hazırlık
Aşkın geleceği güne hazırlıklı olmalı insan. Aşka hazırlık, eğer
insanlar bu konuda yeterince imkan ya da istek sahibi olsalardı
dünyanın en derin dinî inanç sistemlerinden biri olabilirdi. Çünkü
aşka hazırlık tanımı ilk anda yeni bir parfüm ya da iç çamaşırları
almak, saçına başına özen göstermek, yeni ve moda giysiler edinmek
gibi şeyleri çağrıştırsa da benim açımdan konunun bunlarla pek ilgisi
yok. Aşka hazırlık daha çok hayat boyu süren bir şey. Bir gün karşılaştığında
aşık olacağın adamda görmeyi umut ettiğin niteliklerle kendini donatmakla
ilgili. Ruhunu ve beynini eğitmek, egolarınla yüzleşmek, kim olmadığını
çok çok iyi bilmek, sabrı ve özveriyi keşfetmek... Bir gün bulmayı
ümit ettiğin adama, bulmayı ümit ettiğin şeylerin vaadiyle gitmek...
Fakat belki de en önemlisi "iyi" ve "kötü" kavramları için sağlam
bir köşetaşı oluşturmak. Bu iyi ve kötü durumunu biraz açmak istiyorum.
Geçenlerde Berna'nın evinde tanıştığım bir kadın sürekli şunları
tekrar ediyordu "neyin yalan ve neyin doğru olduğunu hiçbir zaman
anlayamıyorum". Konu o kadar çok bu eksende döndü ki sonunda dayanamayarak
sordum. "Pardon, insanların size karşı ifadelerindeki samimiyetsizlikten
mi söz ediyorsunuz? Yoksa yalan ve doğruya ilişkin başka bir durumdan
mı, tam anlayamadım?" "Yo, hayır öyle değil. Söylemek istediğim
daha çok kararlar alırken ya da birisine bir şeyleri açıklarken
ağzımdan dökülüveren ya da aklımdan geçen şeylere gerçekten inanıyor
muyum, yoksa aslında tam tersine inandığım halde bunları mı ifade
ediyorum? Bundan bir türlü emin olamıyorum. Bu nedenle doğru ve
yalan sürekli birbirine karışıyor." Kadının açıklamasından, ifadesindeki
yetersizliğe karşın etkileniyorum. Yeni tanışmış olmamızdan ve de
böylesi bir konuda konuşmanın yorucu ve gereksizliğinden dolayı
konuyu nazikçe kapıyorum. Bir süre sonra aynı kadin aşka ilişkin
bir klişeyi tekrarlıyor, "Aşk istiyorum, ancak bir türlü onu bulamıyorum."
Fazlasıyla tüketilmiş bir söylem olmasına rağmen bu sözler kadının
ağzında çok şey ifade edermiş gibi geliyor. Hiç şaşırtmıyor. Hatta
bunları söylemeseydi de o kadın hakkında bu fikre ulaşabilirmişim
gibi geliyor. Kadının ifadelerindeki her şey açık bir gerçeği gösteriyor.
Kendi kendisiyle başbaşayken bile düşündüklerinden hangisinin doğru,
hangisinin yalan olduğunu ayırd etmekte zorlanan birisi ciddi bir
inanç problemi yaşamaktadır. İnançları konusunda net ve kararlı
biri olmanın gerekliliğini vurgulamıyorum hayır. Kişi en azından
nelere inanmadığını bilirse inanma ihtimali olan seçenekler arasında
tercih kullanabilir ve bunları sınayabilir. İnancın olmadığı noktadaysa
iyi ve kötü gibi iki kavramdan söz edilemez. İnanç yoksa bu ikisi
kolayca yer değiştirebilir, birbirine dönüşebilir. Ancak inanç sayesinde
bazı şeyleri iyi ve kötü olarak kategorize etmek mümkündür. (Burada
toplumsal olarak faydalı ve faydasız ve/veya zararlı kavramlarından
bağımsız bir biçimde konuşuyorum).

"İyi"
ve "kötü" tümüyle rölativ iki kavramken aşk ilişkisindeki kişiler
için oldukça netleşebilir. Birbiri için "diğerleri"nin olmadığı
sınırlı bir uzay tanımlayan iki kişi, kendilerini ifade ederken
tamamıyla kişisel hikayelerinden getirdikleri alışkanlıklar ve inançlarla
bu iki kavramın sınırlarını belirli ölçüde tanımlarlar. Bu bilinçli
ya da bilinçsiz olarak içinde aşkın geçtiği hemen tüm ilişkilerde
böyledir. Çünkü kısa bir süre önce o kişinin hayatın bütün çirkinliklerine,
başından geçen bütün olumsuz hikayelere rağmen masum olduğuna inanmışsınızdır.
Hayatın bütün törpüleyici yanlarına, bu kötü olayların onun teninde
bıraktığı yara izlerine rağmen darbelerin kalbine ulaşmadığını bilirsiniz.
Bu nedenle o kişi masumdur. Hayata maruz kalan herkes kadar yaralanmış
ve badirelerden onurlu bir biçimde çıkmıştır. Bir fahişe ya da jigolo
da olsa masumdur. Masumiyetine inanmadığınız birine karşı hissettiginiz
şey aşka ne kadar yaklaşsa da tutkuya her zaman daha yakın durur.
Masumiyetten söz etmeye başladığınız anda aslında yeniden tanımlamanız
gereken iyi ve kötüye gelip dayanmışsınızdır.

Bu iki kavram (iyi-kötü) yaşadığınız aşktaki tutkuya fazla bir şey
katmayacaktır. Aşkın doğası gereği akıp giden, otonomi kazanmış
hormonal, spirituel, ilahi ve organik kanalları vardır. Tutku ve
aşk dendiğinde aklınıza geliveren tüm ritueller bu kanallar üzerinde
yaşanacaktır. İyilik, kötülük ve masumiyet üçlemesi ise sizin iki
durup bir durup işler karıştığında dönüp her şeyin yolunda olup
olmadığını test edebileceğiniz bir kontrol çetelesi olarak işinize
yarar. İyilik ve kötülük dengesi masumiyet aleyhine bozulmaya başladığında
şansınız varsa tutkunun kanallarındaki debide de bir düşme vardır.
Yok eğer tutku bütün gücüyle akan bir nehir gibi engel tanımazsa
oldukça boktan bir şeyler sizi beklemektedir. Ve bir şarkı ismi
hayatınızın bu boktan dönemini her şeyden daha iyi özetleyecektir:
WITH OR WITHOUT YOU ! ÇAĞIRIRSAN O GELİR
Ancak bazen kalp söz dinlemez. Ölümlü olma fikri o kadar yoğundur
ki zamanın büyük bir hızla geçtiğinden daha net hiçbir şeyi hissedemezsiniz.
Henüz yaşarken anlamanız, tatmanız, görmeniz, hissetmeniz gereken
öyle çok şey ve o kadar az zaman vardır ki tamamlanmak istersiniz.
İkinci bir hayat hikayesine daha sahip olmak. Bir başkasının gözleriyle
de görmek, ikinci bir kalbi ve solumak için ikinci bir akciğeri
istemek... Önüne konan küçücük bir mercekle birden bire bütün dünyayı
netlikle görmeye başlayan bir miyop gibi onun gözlerinin gerisinden
bakıldığında evren tümüyle anlaşılır müthiş bir bütün olarak serilir
önünüze. Her şey birbiriyle kusursuz bir ilişki icinde devinmektedir
ve bu liquid evren içinde her şeye evet diyebilirsiniz. Bunları
yaşamak isteyen ruhunuz sayıklamaya başladığında, kozmosta bazı
taşlar yerinden oynar ve kim bilir belki de çağrınızı bir vampir
duyar.

Diğer
yazılar için tıklayın
|