Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






ROMEO & ROMEO                         

Kent ışıkları- İzlenimler/5

"Lütfen parmağıma değil, işaret ettiğim yere bakın."

Beğeni,
bir durum, şey ya da düşünce karşısında kişinin aldığı olumlu tavır, geliştirdiği olumlu düşünce ve yargıdır. Beğenme durumunda karşı karşıya gelen iki taraftan söz edilebilir. Birincisi beğenilen şey ve ikincisi de bu değerlendirmeyi yapan özne. Beğenideki temel unsur çoğu kez beğenilen şey'miş gibi gelir bize. Oysa duruma tersinden, yani özne açısından baktığımızda farklı sonuçlara ulaşmamız mümkündür. Daha açık bir şekilde "güzellik bakan gözdedir" klişesi ile karşılığını bulur bu durum... Bir çiçekle karşılaşıp onu beğendiğimizi ifade ettiğimizde, aynı zamanda farkında olarak ya da olmayarak şunları da söylemiş oluruz:
Bu çiçek daha önce gördüğüm çiçeklere oranla daha hoş, daha taze ve daha güzel kokuyor,
Bu çiçek daha önce gördüğüm ve beğendiğim çiçeklere benzer şekilde güzel,
Bu çiçek kendi türünden beklenmeyecek bir büyüklüğe, renkliliğe ve kokuya sahip, kendi sınıfı içinde gerçekten hoş,
Bu mevsim ve iklim için bu çiçek gerçekten güzel, vs vs...

Bir çiçeği beğenirken, çiçeğin taşıdığı nitelikler kadar sizin, yani beğenen öznenin kişisel hikayesi, donanımı, o anda içinde bulunduğu psikolojik durumu ve bakış açısı da çiçek kadar ön plândadır. Ancak biz genellikle bir çiçeği beğenme durumunda, çiçeğin güzel mi yoksa değil mi olduğu mesajını alırız ve geri kalanını pek düşünmeyiz. Çünkü geri kalanında quantum tekinsizliği hüküm sürmektedir. Aynı anda birbiriyle çelişen pek çok kavram geçerli olabilir ve bu kaotik durum bizim tek ve sağlıklı bir yargıya varmamızı önler'miş gibi görünür.

Çiçek
örneği sıktıysa, bir başka örnek üzerinden beğeni meselesine bakmayı sürdürmek istiyorum. Örneğin Mart Kedileri Partisi. Bu parti için listeden (e-mail tartışma listesi) bir arkadaşımız gerçekten özveriyle bir parti afişi hazırlamıştı. Böyle bir işi üzerine aldığı ve başardığı için yeniden teşekkürler. Zaten değinmek istediğim şey ondan bağımsız bir şey. Neyse, arkadaşımız bir afiş hazırladı, zaman ayırdı ve bunu paylaştı. O, profesyonel bir iddia ile değil, kişisel bir istekle bunu yaptı. Ardından bir beğeni furyası koptu. Bu furyada yüreklendirici pek çok mesaj vardı.

Ben beğeninin nereye dayandığını hiç anlayamamıştım. Bir kere herhangi bir motivasyonla ve beklentiyle ya da onama duygusuyla bakmayan herkesin görebileceği bir sorun vardı ki, bu afiş, bir parti afişi değildi. Afiş, üzerine düşen temel işlevi, yani bir parti duyurusunu bile yapmayı başaramıyordu. Bir afiş evet ancak neyi duyuruyor? Bu bir gösteri mi, bir film mi, yeni açılan bir cafe bar'ın afişi mi? Bu nedir? Kimse sormadı. Herkes tebrik etti. Çünkü herkesi birleştiren bir parti düşüncesi, herkesi birleştiren daha derin ve özdeş bir eşcinsellik iskelesine bağlanmıştı. Burada hoşgörüden ve yapıcı olmaktan söz edilemez, çünkü benim ifade etmeye çalıştığım şey neden buna tepki gösterilmedi değil. Hoş görmek için öncelikle pürüzü görmek gerekir. Yaşanan şey bu bile değildi. Benim takıldığım şey ideolojik bir körleşme, ideolojik bir hoşgörü histerisi, daha ileri gitmek gerekirse bir çeşit faşizm...

Sonra nisan afişlerinde parti duyurusu neyse ki vardı, bu afişler en azından üzerlerine düşen duyuru işlevini yerine getiriyorlardı. Yine pek çok coşkulu çığlık yükseldi. Ancak kimse dönüp iki bin yılında 1980'lerin grafik eğilimleriyle çözülmüş, soluk almayan, pek çok photoshop efekti nedeniyle boğucu olan bu afişlerin yaşadığımız günlerin ne kadar gerisinde kaldığını ifade etmedi. Alkış sesleri dinmeden nisan partisine gidildi.

Ben de boy friendimle oradaydım. Müzik, partinin konsepti düşünüldüğünde başarılıydı. Zaman zaman İstanbul gece hayatının önemli köşe taşlarından biri olan 20'yi barbahçe ya da neo gibi barlara dönüştürse de, atmosferle yakalaması gereken sinerjiyi yitirse de müzik dinamik ve coşkuluydu. İçerideki kalabalık düşünülürse techno, trance ya da house gibi drug based bir sound yerine, akşamın daha erken saatlerine uygun daha commercial bir set. Bence son derece anlaşılır.

Ancak içerisi taşra kentlerinin çay partileriyle, orduevi eğlenceleri arasında gidip geldi bütün gece. Komşudan, yakın kız arkadaştan o gece için alınmış, apar topar giyilip yalapşap makyajla tamamlanmış iddialı kadın giysileri. Gel gör ki elbise de, makyaj da, peruklar da giyenin şapır şapır üzerinden dökülüyor. Sürekli tiz ve itici çığlıklar atarak kulağımın dibinden geçmeler. Bana ve boyfriendime sarılıp öpmeye çalışmalar. Ne de olsa hepimiz eşcinseliz ve bir partideyiz. Bu nedenle buna karşılık vermeli ya da en azından bununla eğlenmeliyiz. Evet eğlendik de... Baktık ve güldük. Hatta beğendik de...

Değişen ışıkların altında bir Türkan Şoray, bir Hülya Koçyiğit, bir Suzan Avcı klişesi olarak değişen jestlerini de beğendik. İçinde kendisinin bile inandırıcı bulmadığı, soluk alamadığı, onunla bütünleşemediği kostümleriyle bir gösterideymişçesine hareket edişini de beğendik. O kadar beğendik ki zaman zaman alkışladık. Alkışlarken düşündük, bu insanları bir arada tutan temel bir fikir olabilir mi gerçekten? Değilse benzer bir şiddet mi birbirine itiyor bu insanları. Bütün bunlar çok eski, çok tüketilmiş, sonuçları çoktan keşfedilmiş şeyler... Beğenmek için gereken her şey hazırdı, hepimiz eşcinseldik, bir partideydik ve bu yeterliydi. İçeride müziği bastıran bir ses vardı ve o ses sanki şunları söylüyordu:
"Ne kadar müthiş bir gece, ne güzel hepimiz benzeriz, ne kadar da özgür ve keyifliyiz. Çok çılgınız, en çok biz eğleniriz."

Ardından,
beğeni mesajları geldi. Gelmeyi de sürdürecek. Beğendiğimiz şey ne olacak? Beğendiğimiz şey açıkça ortadayken, beğeni olarak ifadesini koyduğumuz şey bizim neremizden kaynaklanıyor olacak. Beğenirken ortaya koyduğumuz şey o partinin gerçeği mi, yok değilse kendi gerçeğimiz mi olacak?

Beğeni, onay ve destek, ilişkileri de insanları da ileriye götürür. Ancak bu bir çeşit histeriye dönüşürse o zaman sadece keller körler birbirini ağırlar.

Bir dahaki partide kısa bir süre için de olsa bulunacağım. Yaşadığım çağın gerçeğinden başımı hiçbir yere çevirmeye niyetim yok. Ancak gördüğüm olağan dışı güzel şeyler gibi bunları da dile getirmem gerekiyor. Değilse hiçbir şeyi talep etmeye hakkım olmaz hayattan.

Ufuk Kuzey

Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla