|

ROMEO
& ROMEO

Kent ışıkları- İzlenimler/5
"Lütfen
parmağıma değil, işaret ettiğim yere bakın."
Beğeni,
bir durum, şey ya da düşünce karşısında kişinin aldığı olumlu
tavır, geliştirdiği olumlu düşünce ve yargıdır. Beğenme durumunda
karşı karşıya gelen iki taraftan söz edilebilir. Birincisi beğenilen
şey ve ikincisi de bu değerlendirmeyi yapan özne. Beğenideki temel
unsur çoğu kez beğenilen şey'miş gibi gelir bize. Oysa duruma tersinden,
yani özne açısından baktığımızda farklı sonuçlara ulaşmamız mümkündür.
Daha açık bir şekilde "güzellik bakan gözdedir" klişesi ile karşılığını
bulur bu durum... Bir çiçekle karşılaşıp onu beğendiğimizi ifade
ettiğimizde, aynı zamanda farkında olarak ya da olmayarak şunları
da söylemiş oluruz:
Bu
çiçek daha önce gördüğüm çiçeklere oranla daha hoş, daha taze
ve daha güzel kokuyor,
Bu çiçek daha önce gördüğüm ve beğendiğim çiçeklere benzer
şekilde güzel,
Bu çiçek kendi türünden beklenmeyecek bir büyüklüğe, renkliliğe
ve kokuya sahip, kendi sınıfı içinde gerçekten hoş,
Bu mevsim ve iklim için bu çiçek gerçekten güzel, vs vs...

Bir çiçeği beğenirken, çiçeğin taşıdığı nitelikler kadar
sizin, yani beğenen öznenin kişisel hikayesi, donanımı, o anda içinde
bulunduğu psikolojik durumu ve bakış açısı da çiçek kadar ön plândadır.
Ancak biz genellikle bir çiçeği beğenme durumunda, çiçeğin güzel
mi yoksa değil mi olduğu mesajını alırız ve geri kalanını pek düşünmeyiz.
Çünkü geri kalanında quantum tekinsizliği hüküm sürmektedir. Aynı
anda birbiriyle çelişen pek çok kavram geçerli olabilir ve bu kaotik
durum bizim tek ve sağlıklı bir yargıya varmamızı önler'miş gibi
görünür.

Çiçek
örneği sıktıysa, bir başka örnek üzerinden beğeni meselesine
bakmayı sürdürmek istiyorum. Örneğin Mart Kedileri Partisi.
Bu parti için listeden (e-mail tartışma listesi) bir arkadaşımız
gerçekten özveriyle bir parti afişi hazırlamıştı. Böyle bir işi
üzerine aldığı ve başardığı için yeniden teşekkürler. Zaten değinmek
istediğim şey ondan bağımsız bir şey. Neyse, arkadaşımız bir afiş
hazırladı, zaman ayırdı ve bunu paylaştı. O, profesyonel bir iddia
ile değil, kişisel bir istekle bunu yaptı. Ardından bir beğeni furyası
koptu. Bu furyada yüreklendirici pek çok mesaj vardı.

Ben beğeninin nereye dayandığını hiç anlayamamıştım. Bir
kere herhangi bir motivasyonla ve beklentiyle ya da onama duygusuyla
bakmayan herkesin görebileceği bir sorun vardı ki, bu afiş, bir
parti afişi değildi. Afiş, üzerine düşen temel işlevi, yani bir
parti duyurusunu bile yapmayı başaramıyordu. Bir afiş evet ancak
neyi duyuruyor? Bu bir gösteri mi, bir film mi, yeni açılan bir
cafe bar'ın afişi mi? Bu nedir? Kimse sormadı. Herkes tebrik etti.
Çünkü herkesi birleştiren bir parti düşüncesi, herkesi birleştiren
daha derin ve özdeş bir eşcinsellik iskelesine bağlanmıştı. Burada
hoşgörüden ve yapıcı olmaktan söz edilemez, çünkü benim ifade etmeye
çalıştığım şey neden buna tepki gösterilmedi değil. Hoş görmek için
öncelikle pürüzü görmek gerekir. Yaşanan şey bu bile değildi. Benim
takıldığım şey ideolojik bir körleşme, ideolojik bir hoşgörü histerisi,
daha ileri gitmek gerekirse bir çeşit faşizm...

Sonra nisan afişlerinde parti duyurusu neyse ki vardı, bu
afişler en azından üzerlerine düşen duyuru işlevini yerine getiriyorlardı.
Yine pek çok coşkulu çığlık yükseldi. Ancak kimse dönüp iki bin
yılında 1980'lerin grafik eğilimleriyle çözülmüş, soluk almayan,
pek çok photoshop efekti nedeniyle boğucu olan bu afişlerin yaşadığımız
günlerin ne kadar gerisinde kaldığını ifade etmedi. Alkış sesleri
dinmeden nisan partisine gidildi.

Ben de boy friendimle oradaydım. Müzik, partinin konsepti
düşünüldüğünde başarılıydı. Zaman zaman İstanbul gece hayatının
önemli köşe taşlarından biri olan 20'yi barbahçe ya da neo gibi
barlara dönüştürse de, atmosferle yakalaması gereken sinerjiyi yitirse
de müzik dinamik ve coşkuluydu. İçerideki kalabalık düşünülürse
techno, trance ya da house gibi drug based bir sound yerine, akşamın
daha erken saatlerine uygun daha commercial bir set. Bence son derece
anlaşılır.

Ancak içerisi taşra kentlerinin çay partileriyle, orduevi
eğlenceleri arasında gidip geldi bütün gece. Komşudan, yakın kız
arkadaştan o gece için alınmış, apar topar giyilip yalapşap makyajla
tamamlanmış iddialı kadın giysileri. Gel gör ki elbise de, makyaj
da, peruklar da giyenin şapır şapır üzerinden dökülüyor. Sürekli
tiz ve itici çığlıklar atarak kulağımın dibinden geçmeler. Bana
ve boyfriendime sarılıp öpmeye çalışmalar. Ne de olsa hepimiz eşcinseliz
ve bir partideyiz. Bu nedenle buna karşılık vermeli ya da en azından
bununla eğlenmeliyiz. Evet eğlendik de... Baktık ve güldük. Hatta
beğendik de...

Değişen ışıkların altında bir Türkan Şoray, bir Hülya
Koçyiğit, bir Suzan Avcı klişesi olarak değişen jestlerini
de beğendik. İçinde kendisinin bile inandırıcı bulmadığı, soluk
alamadığı, onunla bütünleşemediği kostümleriyle bir gösterideymişçesine
hareket edişini de beğendik. O kadar beğendik ki zaman zaman alkışladık.
Alkışlarken düşündük, bu insanları bir arada tutan temel bir fikir
olabilir mi gerçekten? Değilse benzer bir şiddet mi birbirine itiyor
bu insanları. Bütün bunlar çok eski, çok tüketilmiş, sonuçları çoktan
keşfedilmiş şeyler... Beğenmek için gereken her şey hazırdı, hepimiz
eşcinseldik, bir partideydik ve bu yeterliydi. İçeride müziği bastıran
bir ses vardı ve o ses sanki şunları söylüyordu:
"Ne kadar müthiş bir gece, ne güzel hepimiz benzeriz, ne kadar da
özgür ve keyifliyiz. Çok çılgınız, en çok biz eğleniriz."

Ardından,
beğeni mesajları geldi. Gelmeyi de sürdürecek. Beğendiğimiz
şey ne olacak? Beğendiğimiz şey açıkça ortadayken, beğeni olarak
ifadesini koyduğumuz şey bizim neremizden kaynaklanıyor olacak.
Beğenirken ortaya koyduğumuz şey o partinin gerçeği mi, yok değilse
kendi gerçeğimiz mi olacak?

Beğeni, onay ve destek, ilişkileri de insanları da ileriye
götürür. Ancak bu bir çeşit histeriye dönüşürse o zaman sadece keller
körler birbirini ağırlar.

Bir
dahaki partide kısa bir süre için de olsa bulunacağım. Yaşadığım
çağın gerçeğinden başımı hiçbir yere çevirmeye niyetim yok. Ancak
gördüğüm olağan dışı güzel şeyler gibi bunları da dile getirmem
gerekiyor. Değilse hiçbir şeyi talep etmeye hakkım olmaz hayattan.
Diğer
yazılar için tıklayın
|