|

ROMEO
& ROMEO

Sürek Avı

Bilirsiniz
köpekleriyle ormanda ava çıkan bir avcı, öncelikle avını takip etmesi
için köpeklerini salar ve ardından onların güçlü koku yeteneklerini
kullanarak avın izini sürer.

Köpekler,
ava karşı koku duyuları keskinleştirilecek şekilde ödüllendirme
yöntemiyle eğitilirler. Doğası gereği böyle bir yönelimleri olmasa
bile bu ödül/ceza yöntemi sayesinde köpekler sürek avına uygun hale
getirilirler.

Avcı, çoğu kez avladığı hayvanın ne etine, ne de bir başka bölümüne
hayati bir ihtiyaç duyar. Av duygusunun altında başka ve ilkel güdüler
vardır.

Bir belgesel film dış sesi gibi konuştuğumun farkındayım. Amacım
canınızı sıkmak değil. Hemen konuya giriyorum.

Daha geçen haftalarda E-5'te bir trafik kazasında öldürülen travestinin
talihsiz ölümü ve ardından gelişen olayları hatırlayacaksınız. Olayı
basın, televizyon, listeye yazılan yazılar ve Lambda'nın basın açıklamasından
izlemiş olmalısınız. Ben de öyle yapmıştım. Hatta bu konuda bir
de yazı yazmıştım. Yazı, olayın medyadan bize yansıdığı kadarı üzerinden
bir eleştiri getirmeyi hedefliyordu. Şu ya da bu şekilde bunu başarmıştı
da...

Ancak dün akşam dinlediklerim olay karşısında bir kez daha kanımın
donmasına neden oldu.

Yakın bir arkadaşım transeksüeldir. Bu ülkede onun gibi birini tanıdığım
için hâlâ zaman zaman şaşkına döner, sık sık da kendimi şanslı hissederim.
Şaşkın hissetmemin nedeni bu koşullar altında ve böyle bir ülkede
onun inşa etmeyi becerdiği "kendisi"dir. Kendimi şanslı hissetmemin
nedeni ise ona baktığımda insanlığın aydınlık yanlarına ilişkin
duydugum umuttur.

Dün akşam sözünü ettiğim arkadaşım, Nathan ve ben müzik dinleyip
çene çalarken konu konuyu açtı ve yukarıda değindiğim insanlık suçuna
kadar geldi. Çoğunuz bilirsiniz, travesti ve transeksüeller dışarıdan
bakıldığında çok ve dağınık görünebiliyorlarsa da hemen hepsi yeraltına
sürüldükleri için birbirlerini ya şahsen ya da gıyaben iyi tanırlar.
Tanışıklık bir yana, oldukça hızlı işleyen bir bilgi akışları var.

Arkadaşım, sözü geçen olay nedeniyle çok kırgındı. Çok öfkeliydi.
Ona yazdığım yazıyı okuttuğumda bir yandan böylesi bir bakışı paylaşan
"dışarıdan" insanların olması nedeniyle sevindi, bir yandansa "hayır
hayır gerçekler bu kadar değil" diyerek çıkıştı.

O gece işe çıkan travesti Gaye'ye, aşırı hız yaparken kontrolden
çıkan bir otomobil kaza sonucu çarpmamıştı. Olayın canlı tanıkları,
olanları bir bir görmüş ve arkadaşımla paylaşmışlardı. Olay çok
daha başka bir biçimde gelişmişti.

Gaye işe çıktığı yol kenarında gelmekte olan ekip otosunu farketmis,
diğer kızlar gibi onlardan kaçmak için refüjleri aşarak karşı taraftaki
yola geçmek ve böylece polislerden kurtulmak istemişti.

İşe çıkan kızların mesleklerinin inceliklerinden biri de buymuş.
Gaye de o gece kim bilir kaçıncı kez olduğu şekilde refüjü aşıp
karşıya geçtiği sırada, arkadan koşarak yetişmeye çalışan kahraman
(!) bir polis memurunun fırlattığı odun parçasının başının arkasına
çarpması sonucu sersemleyerek yere düşmüş ve hızla yaklaşmakta olan
otomobilin ivmesinden kurtulamamaştı.

Oysa birkaç adım daha atabilmiş olsaydı şu anda soluk alıp veriyor
olacaktı.

Oysa
arkasından gelmekte olan polis, ava değil de göreve çıkmış olsaydı
birkaç adım daha atmış olacaktı.

Oysa
sistem, polislerini insan avına değil de sadece asayişi sağlamak
üzere kente salsaydı ben bunları yazmıyor olacaktım.

Oysa televizyonda iki günde bir öldürülen travestiler, transeksüeller
ve eşcinseller kendi grubumuz içinde bile "öteki"leştirilmemiş olsalardı
hemen herkes bu konuda cız eden yanlarımızın en "gay" yanlarımızdan
çok en "insan" yanlarımız olduğunu anlamış olacaktı.

Oysa
o insanlar vatandaşı oldukları ve vergi ödedikleri topraklarda,
bir Rus fahişe kadar bile temel insan haklarına sahip değillerdi.
|