|

ROMEO
& ROMEO
Kent ışıkları- İzlenimler/1
GİRİŞ
Kan
Bazen insanları birbirine bağlayan kandır. Kan, gücü azımsanmayacak
bir bağdır. Bizi bazen en derin huzura, bazen deliliğe çıkarır.
Kan, kurulması bazıları için -neredeyse- imkansız olan bağdır. Kim
bilir, belki şu anda bu satırları okuyor olmanızın sorumlusu kurulamayan
bu bağdır?

Çıkar
Bazen insanları birbirine bağlayan karşılıklı çıkardır. Bir ortaklıkta
birlikte kazanmak, kazıklamak ve kazıklanmak arasında sakin adımlarla
süregiden bir danstır.

Aşk
Bazen insanları birbirine bağlayan aşktır. Aşktan söz etmeyeceğim.

Yaşam
Bazen insanları birbirine bağlayan yaşamdır. Size sözünü etmek istediğim
insanlar bunlardır. Kurulması ve korunması kandan daha zor bir bağdır.

Yer
İstanbul.

Zaman
Yeni binyılın başları.

Konu
Bunu anlamak için ihtiyacımız olan şeyin adı: Zaman.

Sabah
Sabah bilgisayarımı açtığımda bir soru ile karşılaşıyorum. Yaşantımda
cinsel tercihlerimle ilgili yaşadığım zorluklar neler? Bir gay olarak
kendimi sevmek diye geçiriyorum içimden. Birer gay olarak arkadaşlarımı
sevmek sonra... Hemen hepimiz Cihangir'de yaşayan bir grup adamız.
Çok yakınız, çok yakınız. Öylesine yakınız ki, zaman zaman daha
olaylar ortaya çıkmadan birbirimizin alacağı tavrı kestirebiliyoruz.
Birbirimizi seviyor muyuz sevmiyor muyuz, bunu hiç düşünmüyoruz.
Aramızda sevginin açıklayabileceğinden daha derin bir şey var: Onun
adı yaşam. Gerçek şu, birbirimizsiz olamıyoruz.

Bu konuda gelen maillerde gay dünyanın iki yüzlülüğü, içtenliksizliği
vs üzerine bir ton saptama okuyorum. Doğru, zaman zaman öyleyiz.
Evet zaman zaman öyleyiz çünkü bazen başka şansımız yok. Biz derken
arkadaşlarımdan ve kendimden söz ediyorum. Elimin uzanabildiğinden
daha uzaktakilerin hayatları hakkında atıp tutmak benim işim değil.
Ne diyordum? Hah, bazen başka şansımız yok. Bazen zalimiz her birimiz
evet, bazen ikiyüzlü ve yalancı, bazen birbirimizin sevgililerine
aşık oluyoruz, bazen birbirimize katlanamıyoruz. O zaman derin bir
soluk alıp her şeyi anlamaya çalışıyorum.

Çünkü hepimiz farklılıkları nedeniyle üstün, zeki, karizmatik, mükemmel
olmaya koşullanarak büyüdük. Farklılığın görmezden gelinmesi, yüceltilmiş
bir farklılığın altının çizilmesi ile mümkündü ancak. Rüşvet vermek
gibi tıpkı. "Senin bir sırrın var biliyorum"a yanıt olarak, "senden
daha akıllı olduğum için susmak zorundasın" demek gibi...

Neyse,
bu konuda daha fazla lafa gerek yok. Bir gün fark ettim ki benzerlerimi
bağışlayamadan ve onları sevemeden ya da bunun adı ne ise onu yapmadan
kendimi kabul etmem mümkün değil. Başka bir deyişle, kendi aklımdaki
"mükemmel" Paul'den kurtulmadan gerçek biri olamayacağım. Çünkü
yeterince dikkatle bakarsak görürüz ki sandığımız kadar zeki, başarılı,
yakışıklı vs olmak zorunda değiliz. Hatta başkalarının beklediği
kadar da. Hatta en çok başkalarının beklediği kadar.

Olmamız
gerektiğini düşündüğümüz şeylerle, olduğumuzda bizi mutlu kılacak
şeyler gerçekte aynı mı? Mesela ben gururlu Paul, en yakın arkadaşım
sevgilime aşık olduğunda ve sevgilim onunla fingirdemeye başladığında
bu duruma sınırsız öfkemle karşılık verirken, gerçekte doğru olanı
ya da beni mutlu kılacak olanı mı yapmaktaydım? Hiç sanmıyorum.
Gururum kırılmıştı. O kadar kırılmıştı ki, aşık olduğum adama aşık
olduğum gerekçelere benzer nedenlerle aşık olan arkadaşımı suçluyordum.
O kadar egoisttim ki aşık olduğum adama üzerimdeki Diesel T-shirt
gibi sahip olduğumu düşünüyordum. O kadar kördüm ki, bir gün tıpkı
benim gibi aşka düşen arkadaşımın yaşaması muhtemel acıya karşı
hissizleşmiştim. O kadar büyük bir yanılgı içindeydim ki, bütün
bunların bana karşı ve planlanarak yapıldığını düşünüyordum. O kadar
küçüktüm ki, affedemiyordum. Affedersem güçsüz ve zavallı görünmekten
korkuyordum. Oysa güçsüz olamazdım. Hayatımın tek bir anında bile
havlu atamazdım. Kayıtsız şartsız mutlu ve çelik gibi olmam gerektiğine
inanarak büyümüştüm. Bozguna uğramıştım, büyü bitmişti ancak hâlâ
öyle görünmekten ölesiye korkuyordum. Öyle görünmekten: Yani gerçekte
olduğum şekilde. Kafamdaki görkemli Paul için bu affedilmez bir
durumdu.

Oysa
arkadaşımı da sevgilimi de hayattaki duruşları, zayıflıkları ve
mucizevi yönleri ile seviyordum. Sadece soluk alıp verdikleri, sadece
kendileri oldukları için bile sevebilirdim. Oysa şimdi onlardan
vazgeçmem gerekiyordu.

Kavrayış
Sonra bir gün kavradım.

Arkadaşımın
başına bir felaket gelmişti. Aşık olduğu adam yakın dostunun sevgilisi
idi. Ve bu felaketten kayıp vermeden nasıl çıkacağını bilmiyordu.

Yapmamam
gerektiği bana öğretilen şeyi yaptım. Onları sevmeyi sürdürdüm.

Evet
ikiyüzlüyüz bazen. Egoistiz. Kaprisliyiz. Kibirliyiz. Yalınkatız.
Çünkü yalnızız, bize sadece soluk aldığımız için kollarını açan
bir kalabalık yok. İnsanız ve zaaflarımız var. Kötü yürekli ve yalınkat
bir gay toplulukta ışıldayan nadide taşlar değiliz. Topluca ışıldıyoruz
ya da topluca kötülüğü oluşturuyoruz.

Sonra
ben bunları yazarken telefon çalıyor. Henüz 21 yaşındaki arkadaşım
Umut, telefonda birlikte olamayacak oluşumuzun, ilgisini karşılıksız
bırakıyor oluşumun nedeninin Emrah mı olduğunu soruyor. Ona ne söylersem
söyleyeyim konu sürekli buraya geliyor.

Emrah,
Umut'un eski sevgilisi, benimse çocukluk arkadaşım. Evet çocukluğundan
beri tanıyorum Emrah'ı. İkimiz de benzerlerine karşı neler hissettiğini
düşünmeye bile ürkecek kadar küçükken arkadaş olmuştuk onunla. Sonra
aradan geçen yıllar boyunca hayat bizi ne kadar yıprattıysa o kadar
yıpratarak ve hayat bize ne kadar şefkat sunduysa ondan biraz daha
fazlasını sunarak yol aldık. Daha doğrusu herkes kendi yolunu aldı
ancak zaman bizi uzaklara savursa da yaşam hiç ayırmadı.

En
sonunda Umut'a şunları söylüyorum, hayır birlikte olamayacak oluşumuzun
nedeni son kez söylüyorum ki Emrah değil. Hayatımın şu döneminde
bir ilişki değil aşk istiyorum. Ve beni affet ancak sana karşı hissettiğim
şey aşk değil. Eğer durum böyle olmasaydı Emrah sorun olmayacaktı.
Aşık olsaydım bunu o anlayacaktı bundan eminim. Nasıl emin olduğuma
gelince...

Kendi
kendime gülüyorum. Cümlemi tamamlamıyorum.
Diğer
yazılar için tıklayın
|