Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






ROMEO & ROMEO                         
Kent ışıkları- İzlenimler/1

GİRİŞ

Kan
Bazen insanları birbirine bağlayan kandır. Kan, gücü azımsanmayacak bir bağdır. Bizi bazen en derin huzura, bazen deliliğe çıkarır. Kan, kurulması bazıları için -neredeyse- imkansız olan bağdır. Kim bilir, belki şu anda bu satırları okuyor olmanızın sorumlusu kurulamayan bu bağdır?

Çıkar
Bazen insanları birbirine bağlayan karşılıklı çıkardır. Bir ortaklıkta birlikte kazanmak, kazıklamak ve kazıklanmak arasında sakin adımlarla süregiden bir danstır.

Aşk
Bazen insanları birbirine bağlayan aşktır. Aşktan söz etmeyeceğim.

Yaşam
Bazen insanları birbirine bağlayan yaşamdır. Size sözünü etmek istediğim insanlar bunlardır. Kurulması ve korunması kandan daha zor bir bağdır.

Yer
İstanbul.

Zaman
Yeni binyılın başları.

Konu
Bunu anlamak için ihtiyacımız olan şeyin adı: Zaman.

Sabah
Sabah bilgisayarımı açtığımda bir soru ile karşılaşıyorum. Yaşantımda cinsel tercihlerimle ilgili yaşadığım zorluklar neler? Bir gay olarak kendimi sevmek diye geçiriyorum içimden. Birer gay olarak arkadaşlarımı sevmek sonra... Hemen hepimiz Cihangir'de yaşayan bir grup adamız. Çok yakınız, çok yakınız. Öylesine yakınız ki, zaman zaman daha olaylar ortaya çıkmadan birbirimizin alacağı tavrı kestirebiliyoruz. Birbirimizi seviyor muyuz sevmiyor muyuz, bunu hiç düşünmüyoruz. Aramızda sevginin açıklayabileceğinden daha derin bir şey var: Onun adı yaşam. Gerçek şu, birbirimizsiz olamıyoruz.

Bu konuda gelen maillerde gay dünyanın iki yüzlülüğü, içtenliksizliği vs üzerine bir ton saptama okuyorum. Doğru, zaman zaman öyleyiz. Evet zaman zaman öyleyiz çünkü bazen başka şansımız yok. Biz derken arkadaşlarımdan ve kendimden söz ediyorum. Elimin uzanabildiğinden daha uzaktakilerin hayatları hakkında atıp tutmak benim işim değil. Ne diyordum? Hah, bazen başka şansımız yok. Bazen zalimiz her birimiz evet, bazen ikiyüzlü ve yalancı, bazen birbirimizin sevgililerine aşık oluyoruz, bazen birbirimize katlanamıyoruz. O zaman derin bir soluk alıp her şeyi anlamaya çalışıyorum.

Çünkü hepimiz farklılıkları nedeniyle üstün, zeki, karizmatik, mükemmel olmaya koşullanarak büyüdük. Farklılığın görmezden gelinmesi, yüceltilmiş bir farklılığın altının çizilmesi ile mümkündü ancak. Rüşvet vermek gibi tıpkı. "Senin bir sırrın var biliyorum"a yanıt olarak, "senden daha akıllı olduğum için susmak zorundasın" demek gibi...

Neyse, bu konuda daha fazla lafa gerek yok. Bir gün fark ettim ki benzerlerimi bağışlayamadan ve onları sevemeden ya da bunun adı ne ise onu yapmadan kendimi kabul etmem mümkün değil. Başka bir deyişle, kendi aklımdaki "mükemmel" Paul'den kurtulmadan gerçek biri olamayacağım. Çünkü yeterince dikkatle bakarsak görürüz ki sandığımız kadar zeki, başarılı, yakışıklı vs olmak zorunda değiliz. Hatta başkalarının beklediği kadar da. Hatta en çok başkalarının beklediği kadar.

Olmamız gerektiğini düşündüğümüz şeylerle, olduğumuzda bizi mutlu kılacak şeyler gerçekte aynı mı? Mesela ben gururlu Paul, en yakın arkadaşım sevgilime aşık olduğunda ve sevgilim onunla fingirdemeye başladığında bu duruma sınırsız öfkemle karşılık verirken, gerçekte doğru olanı ya da beni mutlu kılacak olanı mı yapmaktaydım? Hiç sanmıyorum. Gururum kırılmıştı. O kadar kırılmıştı ki, aşık olduğum adama aşık olduğum gerekçelere benzer nedenlerle aşık olan arkadaşımı suçluyordum. O kadar egoisttim ki aşık olduğum adama üzerimdeki Diesel T-shirt gibi sahip olduğumu düşünüyordum. O kadar kördüm ki, bir gün tıpkı benim gibi aşka düşen arkadaşımın yaşaması muhtemel acıya karşı hissizleşmiştim. O kadar büyük bir yanılgı içindeydim ki, bütün bunların bana karşı ve planlanarak yapıldığını düşünüyordum. O kadar küçüktüm ki, affedemiyordum. Affedersem güçsüz ve zavallı görünmekten korkuyordum. Oysa güçsüz olamazdım. Hayatımın tek bir anında bile havlu atamazdım. Kayıtsız şartsız mutlu ve çelik gibi olmam gerektiğine inanarak büyümüştüm. Bozguna uğramıştım, büyü bitmişti ancak hâlâ öyle görünmekten ölesiye korkuyordum. Öyle görünmekten: Yani gerçekte olduğum şekilde. Kafamdaki görkemli Paul için bu affedilmez bir durumdu.

Oysa arkadaşımı da sevgilimi de hayattaki duruşları, zayıflıkları ve mucizevi yönleri ile seviyordum. Sadece soluk alıp verdikleri, sadece kendileri oldukları için bile sevebilirdim. Oysa şimdi onlardan vazgeçmem gerekiyordu.

Kavrayış
Sonra bir gün kavradım.


Arkadaşımın başına bir felaket gelmişti. Aşık olduğu adam yakın dostunun sevgilisi idi. Ve bu felaketten kayıp vermeden nasıl çıkacağını bilmiyordu.

Yapmamam gerektiği bana öğretilen şeyi yaptım. Onları sevmeyi sürdürdüm.

Evet ikiyüzlüyüz bazen. Egoistiz. Kaprisliyiz. Kibirliyiz. Yalınkatız. Çünkü yalnızız, bize sadece soluk aldığımız için kollarını açan bir kalabalık yok. İnsanız ve zaaflarımız var. Kötü yürekli ve yalınkat bir gay toplulukta ışıldayan nadide taşlar değiliz. Topluca ışıldıyoruz ya da topluca kötülüğü oluşturuyoruz.

Sonra ben bunları yazarken telefon çalıyor. Henüz 21 yaşındaki arkadaşım Umut, telefonda birlikte olamayacak oluşumuzun, ilgisini karşılıksız bırakıyor oluşumun nedeninin Emrah mı olduğunu soruyor. Ona ne söylersem söyleyeyim konu sürekli buraya geliyor.

Emrah, Umut'un eski sevgilisi, benimse çocukluk arkadaşım. Evet çocukluğundan beri tanıyorum Emrah'ı. İkimiz de benzerlerine karşı neler hissettiğini düşünmeye bile ürkecek kadar küçükken arkadaş olmuştuk onunla. Sonra aradan geçen yıllar boyunca hayat bizi ne kadar yıprattıysa o kadar yıpratarak ve hayat bize ne kadar şefkat sunduysa ondan biraz daha fazlasını sunarak yol aldık. Daha doğrusu herkes kendi yolunu aldı ancak zaman bizi uzaklara savursa da yaşam hiç ayırmadı.

En sonunda Umut'a şunları söylüyorum, hayır birlikte olamayacak oluşumuzun nedeni son kez söylüyorum ki Emrah değil. Hayatımın şu döneminde bir ilişki değil aşk istiyorum. Ve beni affet ancak sana karşı hissettiğim şey aşk değil. Eğer durum böyle olmasaydı Emrah sorun olmayacaktı. Aşık olsaydım bunu o anlayacaktı bundan eminim. Nasıl emin olduğuma gelince...

Kendi kendime gülüyorum. Cümlemi tamamlamıyorum.

Ufuk Kuzey

Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla