Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Kadın Kadına                        Güncelleme: 18.10.2000

Bir Lezbiyenin Güncesi
Bölüm 2

BAŞA GELEN NASIL ÇEKİLİR?


İnsanın sevgilisini birisiyle basması kötü birşeydir. Bir lezbiyenin sevgilisini bir kadınla basması berbat birşeydir. Bir lezbiyenin sevgilisini bir erkekle basması rezaletin daniskası olup maalesef çok sık başa gelir. Ben kendimi yine de şanslı sayıyorum çünkü hiç değilse sevgilim olacak o kaltak, cinsel tercihlerindeki çizgiyi koruyarak aldattı beni. Ev benim evim; onun basıp gitmesi gerekirken ben o sinirle kapıları çarpıp çıkmışım. İlk önce sakinleşmek için İstiklal Caddesi'ni 4 defa aşağı yukarı yürüdüm. Hafta arası abuk bir saatti, o yüzden o caddede insanlarla kafa kafaya çarpışmadan yürüyebilmek mümkündü. Etrafta tek tük hetero sevgililer ele ele ya da sarmaş dolaş yürüyorlardı, hepsini dövmek istedim. Ben sevgilisi varken bile onunla elele sarmaş dolaş yürüyememiş olan ve artık bir sevgilisi bile olmayan zavallı bir yaratığım.

Bu ülkede partner bulmak zaten deveye hendek atlatmaktan zorken ben bir yıldır elimde olanı da kaçırmışım. Şimdi artık gelsin resim, heykel falan okuyan maceracı bir gecelik veletler, gitsin şişko ve yağ kokan iktidarsız kocalarından bayılmış orta yaşlı teyzeler. (Bunlarla hep ağdacıda tanışılır). Oysa ben o hayatı ne kadar güzel terk ettiğimi, evli barklı mutlu bir kadın olduğumu düşünüyor, herkese sürekli Türkiye'de uzun süreli bir eşcinsel ilişkinin pekala da mümkün olduğunu anlatıyordum ukala ukala. Bu ilişkiyi kurtarmak adına çok şey affedilebilirdi belki ama benimle asla denemeye yanaşmadığı şeyleri başka birisiyle gayet rahat yapabiliyor olması çok onuruma dokunmuştu. Ben az mı yalvarmıştım bizim de deri bir kamçımız olsun, sen parlak kırmızı uzun çizmeler giy diye geceler boyu?

Tünel kahvenin korkunç rahatsız sandalyelerinden birine oturdum. Ayrıntıları merak etme safhası başladı. Kim o karı, ne kadardır devam ediyor bu ilişki, nerden buldu onu, sadece bir kerelik bir şey miydi......Bir yanımla karısını veya sevgilisini kendi malı sanan maço kültürün bir parçası gibi davrandığım için utanıyordum. Ben cinsel özgürlüğe inanan bir insanım, özellikle kadınların erkekler tarafından cinsellikten zevk almama üzerine koşullandırıldıklarını düşünüyorum. Eskiden böyle tartışmalarda sürekli cinsellikle duygusallığın ayrı şeyler olduğunu savunur, aldatma konseptini seks bazında değil romantik bazda tartmak gerektiğini iddia ederdim. Pöh! Başa gelince kuramsal palavraların hiçbir anlamı kalmıyormuş meğer. Çözüm üretmek gerekliydi. Hemen bir ihtimaller listesi yaptım:
1) Eve geri dönüp ikisini de öldür.
2) Sadece kendi sevgilini öldür.
3) İntihar et. Bunlar çok net ama ilerde komplikasyonlara
sebep olabilecek çözümlerdi. Abartmamaya karar verdim.
4) Onu anladığını, bir feminist olarak onun da kendi cinsel
özgürlüğünü yaşayabilmesi gerektiğini, kırılmış olsan bile
kaldırabileceğini söyle, ya da kendini buna inandır.
5) Açıklama yapması için bir fırsat ver.
6) Positif yönden görmeye çalış, belki bundan sonra seninle
de kırbaç ve gaz maskesi kullanır. Bunlar da fazla pasifist
geldiler doğrusu.

Kanımda dolaşan yüksek düzeydeki adrenalin yüzünden gebermek üzereyken bu kadar etik ve Dalai Lama'cı bir tavır sergilemek fiziksel olarak mümkün değildi en başta. Sonunda yarı mantıklı yarı sert davranmaya, o günü dövünerek geçirdikten sonra ertesi akşam bir yerde buluşup (evde değil, çünkü kavganın irade kaybıyla yatakta sonuçlanma ihtimalini yok etmek gerekiyordu) ağzının payını almaya, onu iyice bir giydirip ve herşeye pişman edip öyle bırakmaya karar verdim. Kimbilir benim gibi mükemmel bir partneri kendi apış arası merakları yüzünden kaybettiği için ne kadar üzülecek, ayaklarıma kapanıp gözyaşları içinde nasıl yalvaracak, ne aşk itiraflarında bulunacak!


İşte bir güç meselesi aşk ve bu olayda zayıf davranan ben olmayacağım.


Kahve söylediğimde garsonun bakışlarından bir tuhaflık olduğunu sezdim. Sinirimden ağlamamıştım da... Birden elim çeneme gitti. Başımın etrafı hala koca bir tülbentle sıkılıydı. Tahminen Roger Rabbit'e benziyordum ve sevgilimi bastığımda da soyunmama rağmen tülbenti çıkarmayı unutmuştum elbette.


Karizma direk sıfıra inince
birdenbire kendimi o kadar da güçlü hissetmemeye başladım nedense.

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Zeynep Aksoy


Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla