|
Kadın
Kadına Güncelleme:
18.10.2000

Bir
Lezbiyenin Güncesi
Bölüm 2

BAŞA GELEN NASIL ÇEKİLİR?

İnsanın sevgilisini birisiyle basması kötü birşeydir. Bir
lezbiyenin sevgilisini bir kadınla basması berbat birşeydir. Bir
lezbiyenin sevgilisini bir erkekle basması rezaletin daniskası olup
maalesef çok sık başa gelir. Ben kendimi yine de şanslı sayıyorum
çünkü hiç değilse sevgilim olacak o kaltak, cinsel tercihlerindeki
çizgiyi koruyarak aldattı beni. Ev benim evim; onun basıp gitmesi
gerekirken ben o sinirle kapıları çarpıp çıkmışım. İlk önce sakinleşmek
için İstiklal Caddesi'ni 4 defa aşağı yukarı yürüdüm. Hafta arası
abuk bir saatti, o yüzden o caddede insanlarla kafa kafaya çarpışmadan
yürüyebilmek mümkündü. Etrafta tek tük hetero sevgililer ele ele
ya da sarmaş dolaş yürüyorlardı, hepsini dövmek istedim. Ben sevgilisi
varken bile onunla elele sarmaş dolaş yürüyememiş olan ve artık
bir sevgilisi bile olmayan zavallı bir yaratığım.

Bu ülkede partner bulmak zaten deveye hendek atlatmaktan
zorken ben bir yıldır elimde olanı da kaçırmışım. Şimdi artık gelsin
resim, heykel falan okuyan maceracı bir gecelik veletler, gitsin
şişko ve yağ kokan iktidarsız kocalarından bayılmış orta yaşlı teyzeler.
(Bunlarla hep ağdacıda tanışılır). Oysa ben o hayatı ne kadar güzel
terk ettiğimi, evli barklı mutlu bir kadın olduğumu düşünüyor, herkese
sürekli Türkiye'de uzun süreli bir eşcinsel ilişkinin pekala da
mümkün olduğunu anlatıyordum ukala ukala. Bu ilişkiyi kurtarmak
adına çok şey affedilebilirdi belki ama benimle asla denemeye yanaşmadığı
şeyleri başka birisiyle gayet rahat yapabiliyor olması çok onuruma
dokunmuştu. Ben az mı yalvarmıştım bizim de deri bir kamçımız olsun,
sen parlak kırmızı uzun çizmeler giy diye geceler boyu?

Tünel
kahvenin korkunç rahatsız sandalyelerinden birine oturdum. Ayrıntıları
merak etme safhası başladı. Kim o karı, ne kadardır devam ediyor
bu ilişki, nerden buldu onu, sadece bir kerelik bir şey miydi......Bir
yanımla karısını veya sevgilisini kendi malı sanan maço kültürün
bir parçası gibi davrandığım için utanıyordum. Ben cinsel özgürlüğe
inanan bir insanım, özellikle kadınların erkekler tarafından cinsellikten
zevk almama üzerine koşullandırıldıklarını düşünüyorum. Eskiden
böyle tartışmalarda sürekli cinsellikle duygusallığın ayrı şeyler
olduğunu savunur, aldatma konseptini seks bazında değil romantik
bazda tartmak gerektiğini iddia ederdim. Pöh! Başa gelince kuramsal
palavraların hiçbir anlamı kalmıyormuş meğer. Çözüm üretmek gerekliydi.
Hemen bir ihtimaller listesi yaptım:
1)
Eve geri dönüp ikisini de öldür.
2)
Sadece kendi sevgilini öldür.
3)
İntihar et. Bunlar çok net ama ilerde komplikasyonlara
sebep
olabilecek çözümlerdi. Abartmamaya karar verdim.
4)
Onu anladığını, bir feminist olarak onun da kendi cinsel
özgürlüğünü
yaşayabilmesi gerektiğini, kırılmış olsan bile
kaldırabileceğini
söyle, ya da kendini buna inandır.
5)
Açıklama yapması için bir fırsat ver.
6)
Positif yönden görmeye çalış, belki bundan sonra seninle
de
kırbaç ve gaz maskesi
kullanır. Bunlar da fazla pasifist
geldiler
doğrusu.

Kanımda dolaşan yüksek düzeydeki adrenalin yüzünden gebermek
üzereyken bu kadar etik ve Dalai Lama'cı bir tavır sergilemek
fiziksel olarak mümkün değildi en başta. Sonunda yarı mantıklı yarı
sert davranmaya, o günü dövünerek geçirdikten sonra ertesi akşam
bir yerde buluşup (evde değil, çünkü kavganın irade kaybıyla yatakta
sonuçlanma ihtimalini yok etmek gerekiyordu) ağzının payını almaya,
onu iyice bir giydirip ve herşeye pişman edip öyle bırakmaya karar
verdim. Kimbilir benim gibi mükemmel bir partneri kendi apış arası
merakları yüzünden kaybettiği için ne kadar üzülecek, ayaklarıma
kapanıp gözyaşları içinde nasıl yalvaracak, ne aşk itiraflarında
bulunacak!

İşte bir güç meselesi aşk ve bu olayda zayıf davranan ben
olmayacağım.

Kahve söylediğimde garsonun bakışlarından bir tuhaflık olduğunu
sezdim. Sinirimden ağlamamıştım da... Birden elim çeneme gitti.
Başımın etrafı hala koca bir tülbentle sıkılıydı. Tahminen Roger
Rabbit'e benziyordum ve sevgilimi bastığımda da soyunmama rağmen
tülbenti çıkarmayı unutmuştum elbette.

Karizma direk sıfıra inince birdenbire kendimi o kadar da güçlü
hissetmemeye başladım nedense.
İKİNCİ
BÖLÜMÜN SONU
Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|