|
Kadın
Kadına

MODERN
LEZBİYEN YAZARLARIN ÖNDE GİDENİ:
JEANNETTE WINTERSON

|
"......Aramızda
hiç erkek yok değil mi? Oradaki kırmızı perdenin ardında Sir
Charles Biron'un silüetinin saklı olmadığına yemin edebilir
misiniz? Öyleyse romandan bundan sonra şu sözleri okuduğumu
itiraf edebilirim. 'Chloe Olivia'dan hoşlanıyordu..' Sakın
kaçmayın. Kızarmayın. Kendi aramızda, kimi zaman böyle şeylerin
olduğunu kabul edelim. Kimi zaman kadınlar kadınlardan hoşlanır."
Virginia Woolf
"Kendine Ait Bir Oda"
|
Kimi
zaman da bu kadınlardan hoşlanan kadınlar çok iyi yazarlar olurlar
ve aşklarını edebi yaratıcılıkla rengârenk kurgulayıp bize sunarlar.
Jeannette Winterson gibi.

Onunla
tanışmam (yani onun yazarlığıyla) üniversitede ders kırdığım soğuk
bir kış günü aylak aylak kitapçının raflarına göz gezdirirken gerçekleşti.
Birden bir kitap kapağı çarptı gözüme. Belli belirsiz çıplak
bir kadın silüeti ve üzerinde kitabın adı: Written On the
Body. Tabii ilk önce çıplak kadın silüetiyle ilgilenerek
aldım elime onu. Sonra yazarın adının Jeannette, bir kadın
adı olması ilgimi çekti. Kitabı karıştırdım, arkasını ve önsözünün
birazını okudum. Cinsiyetsiz bir aşkı anlattığından bahsediyordu
önsöz. Yani, aşık olunan kişi evli bir kadın,
ama aşık olan birinci tekil şahıstan yazıyor ve kadın mı
erkek mi olduğunu bir türlü anlayamıyor okuyucu. Tabii kitabın yazarının
kadın olması ve kitabın bir kadına adanmış olması (Winterson'un
her kitabını adadığı sevgilisi Peggy Reynolds) aşık olanın
cinsiyeti hakkında çok az kuşku bırakmıştı kafamda. Elimde
kitap derhal kasaya gittim. Bulunmaz bir hazine keşfettiğimi
hissetmiştim.

Hislerim beni yanıltmadı. Bayılarak okuyup bitirdim Written on
the Body'i. Sonra bunun onun dördüncü romanı olduğunu öğrendim.
O sıralarda üçüncü romanı Vişnenin Cinsiyeti adıyla Türkçeye
de çevrilmişti. Sonra Tutku çevrildi. En son da yazarın ilk
ve en çok yankı uyandıran kitabı Portakal Tek Meyve Değildir
çevrildi.

Ben
o ilk tanışmamdan itibaren iflah olmaz bir Winterson fanatiği
olarak her kitabını defalarca okudum, yeni çıkacak kitaplarını
deli gibi takip ettim, çıktığı gün aldım. Allahtan Winterson
çok üretken bir yazar ve beni hiç hayal kırıklığına uğratmadan
sık sık yeni kitaplar yayınlıyor. Türkçe'de basılmış üç kitabı olmasına
rağmen onun burada çok tanındığını ve okunduğunu sanmıyorum. Fazla
cüretkâr, fazla marjinal, fazla yaratıcı ve
belki de fazla tuhaf gelmiştir Türk okuruna. Çünkü Winterson
konularında da , biçiminde de sınır tanımıyor. Spiral
bir formla dokuyor romanlarını, tarihe dalıyor, Napolyon'un tavuk
yolucusunun hikâyesiyle çıkıyor, hayal gücünü zorluyor, zemini olmayan
bir evde yaşayanların öyküsüyle, göklere uzanan İskenderiye kütüphanesinde
bir kitap bulmak için güneşe tırmanan kütüphaneci çocukla çıkıyor.
Ve hep şöyle diyor: "Size öyküler anlatıyorum. Bana inanın."

Cinsel tercihi kurgusundan diline, her yerde hissedilse de lezbiyenlik
hiçbir zaman kitaplarının temel sorunsalını oluşturmuyor.
Bir röportajında şöyle diyor: "Bana lezbiyen bir yazar olarak .....
diye başlayan sorular yöneltilmesinden nefret ediyorum. Ben bir
yazarım ve lezbiyenim ama bu ikisi hem çok beraber hem çok ayrı
olabiliyorlar."

İlk kitabı Portakal Tek Meyve Değildir, çok dindar bir ailenin
evlatlık kızının küçük bir İngiliz kasabasında büyürken dinle ve
lezbiyenlikle başa çıkışını anlatıyor. Bu ilk roman çok yoğun otobiyografik
ögeler taşıyor ve Winterson'un benzersiz sadelikte
ama son derece de incelikli diliyle, kurgusal oyunlarıyla
tanıştırıyor sizi. Sevin Okyay'ın çevirisi de gayet başarılı.
Bu yazarı hiç tanımayanlar kesinlikle o kitapla başlamalılar. Kitap
daha sonra BBC tarafından dizi olarak çekildi ve tutucu
İngilizler arasında bile büyük yankı uyandırdı.

Her romanı benzer kurgusal özellikler (farklı anlatıcılar,
büyük zamansal atlayışlar, geri dönüşler, yoğun dini ve sanatsal
göndermeler) içerse de, hayal gücünün ve dilinin kıvraklığı hepsini
birbirinden çok farklı kılıyor. Edebi başarısının
yanı sıra, yine edebi bir dille kotarılmış yoğun toplumsal
ve yaşamsal eleştiri yüklü yazarın kitapları. Bir de sanat
ve edebiyat üzerine yazdığı makalelerini topladığı Art
Objects kitabı var. Ama beni en çok çeken ille de dili,
o puzzle parçacıklarını birleştirir gibi kurduğu, her biri tek başına
bile bir sanat eseri olan cümleleri.

Yazarın en son Gut Symmetries adlı bir romanı, bir de kısa
öykülerden oluşan kitabı çıktı. İnşallah yayıncılarımız onu yeniden
keşfeder ve bütün kitaplarını türkçeye kazandırırlar. Yazıya Winterson'un
çok sevdiği Woolf'la başladım, kendisiyle bitiriyorum:
 |
"
|
Onu
(o kadını) bulursam eğer, geleceğim ne olacak?
Onu (o kadını) bulacağım.
Korkuyla seksin arasında bir yerlerde tutku vardır." |
Gerçekten
özgün edebiyatı ve kadınları seven kadınlara, kadınları seven kadınları
seven ve anlayan herkese ve bütün bunlarla uzaktan yakından biraz
olsun ilgilenen diğerlerine: Winterson ilacınız olacak.
Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|